GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

 

29/09/2001

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Dünyada Zaman

Arşiv - Arama

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Girişim

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH

KORKUNÇ OLAYIN FOTOĞRAFLARI

Saldırıyı kınayan
Fethullah Gülen:
Menfur sabotaj


Türkçe / English

ABD'de yakını olanlar için danışma hattı 
(0-312) 285 46 19
285 46 17

Okur Hattı

Basın Özetleri

Haber Üyeliği



DIŞ HABERLER 


Washington 'şah' çekti

ABD'nin, 11 Eylül'deki uçaklı terör saldırıları sonrasında baş düşman rejim ilan ettiği Afganistan'daki Taliban rejimine karşı muhalefete verdiği destek ilk somut sonuçlarını vermeye başladı. Afganistan'daki muhtemel yeni oluşum içerisinde sürgündeki Afgan Kralı Zahir Şah'a kilit rol vermek için uluslararası çabalar artarken, Kuzey İttifakı, Şah başkanlığında bir Yüksek Konsey ve Askeri Konsey kurmayı kararlaştırdı. Zahir Şah'ın Özel Sekreteri Zalmay Resul, AFP muhabirine, "Roma'da yapılan toplantıda Kral'ın başkanlığında olmak üzere, bir Yüksek Konsey ve bir Askeri Konsey kurulması kararlaştırıldı." dedi. Resul, her iki kurumun bileşiminin önümüzdeki günlerde belirleneceğini bildirdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nca Taliban kontrolü altındaki bölgede yapılan bir araştırma, halkın yaklaşık yarısının Peştun Hanedanı'ndan Zahir Muhammed Şah'ı en münasip lider olarak gördüğünü ortaya çıkarmıştı. Amerikan yönetimi resmi açıklamalarında 'rejim değişikliği peşinde olmadıkları' mesajını verirken, diğer yandan Afganistan'da Taliban rejimine alternatif dost oluşumlara zemin hazırlıyor.

Herkes Şah'ın peşindeydi

Geçen hafta sonu bir BM heyetinin Zahir Şah'ı ziyaretinin ardından, 9 Eylül'de liderleri Ahmed Şah Mesud'un öldürülmesi ile ciddi güç kaybına uğrayan Kuzey İttifakı'ndan bir heyet geçen hafta Zahir Şah ile Roma'da bir araya gelmişti. BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Afganistan Temsilcisi Francesc Vendrell, Roma'da Zahir Şah ile görüştükten sonra anti–Taliban güçlerin eski kralın etrafında birleşebileceğini kaydetmişti. BM temsilcisinin ardından Roma'daki ABD Büyükelçiliği yetkilileri de Zahir Şah ile bir görüşme yapmışlardı.

Batı basınında çıkan haberlere göre 86 yaşındaki Kral Zahir Muhammed Şah, halkına yardım edebilecekse ülkeye dönmeye hazır olduğunu belirten açıklamalar yapıyor. Zahir Şah geçen cuma günü BBC ve Voice of America radyolarına yaptığı açıklamalarda Afgan halkını, Taliban rejimine isyan ederek, yabancı teröristleri ülkeden kovmaya çağırmıştı.

Uzun yıllar süren iç savaş ve Sovyet işgaline karşı mücadelenin ardından Afgan halkının çok yorgun olduğunu vurgulayan Zahir Şah, "Afgan halkına kendi geleceğini tespit etme hakkı tanınmalıdır." yorumunu yaptı. Afgan halkı arasında siyasi bir diyalog olmadan bölgeye barış ve istikrarın gelmeyeceğini savunan Zahir Şah, "Komşu ülkeler de Afganistan'a destek olmalıdırlar. Kabil'de kurulacak olan meşru bir hükümet bölge istikrar ve barışı için en iyi garanti olacaktır." demişti.

Afganistan'ı 1933–1973 arasında yöneten Zahir Şah, Avrupa'da tedavi olurken yeğeni Davud Han tarafından askeri bir darbe ile yönetimden uzaklaştırıldı. Yeğen Davud Han krallığı ilga ederek Afganistan Cumhuriyeti'ni kurdu ve kendisini de ilk cumhurbaşkanı ilan etti. Sovyet yanlısı bir politika izleyen Davud Han 1978'de komünist darbede öldürüldü.

Bush'tan 25 milyon dolar

ABD Başkanı George Bush, olası ABD askeri operasyonu öncesi Afganistan'dan kaçan tahmini 1 milyon mültecinin ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla 25 milyon dolar tahsis etti. Bush, ABD Mülteci ve Göçmen Yardım Fonu'ndan beklenmedik mülteci ve göçmen ihtiyaçlarını karşılamak için 25 milyon dolar ayrılmasının "ulusal çıkarları için önemli" olduğunu söyledi. ABD Başkanı Bush, bu fonun, uluslararası, hükümet ya da sivil toplum kuruluşları tarafından uygun biçimde kullanılabileceğini belirtti.

Bu arada BM Çocuk Fonu ve Dünya Gıda Programı da ülkeye 200 tondan fazla yardım gönderileceğini açıkladılar. Brüksel / Washington / İstanbul (Zaman)




ABD istihbarat üsleri

Pakistan'ın, Usame bin Ladin ile ilgili bilgi toplanması amacıyla ABD'ye Pakistan'ın bazı kentlerine istihbarat toplama merkezleri kurmasına izin verdiği öne sürüldü.

Hükümet kaynaklarına yakınlığıyla bilinen The Nation gazetesi, ABD'nin Peşaver, Sargodha ve Quetta'daki Pakistan üslerini kullanması konusunda ise Müşerref yönetiminin herhangi bir karara varamadığını öne sürdü. Pakistan yönetiminin üsleri kullandırmadan bu şekilde ABD isteklerini yerine getirmeye çalıştığı belirtildi. Haberde İslamabad merkezli istihbarat yapılanmasının Çaman, Peşaver ve Quetta gibi Pakistan–Afganistan sınırında odaklandığı iddia edildi.

Öte yandan, Pakistan'da din adamlarıyla hükümet yetkililerinden oluşan 16 kişilik bir heyetin Usame bin Ladin krizine çözüm bulma girişimleri başarısızlıkla sonuçlandı. Taliban'ın, Ladin'i teslim etmeye yanaşmadığı ve Molla Ömer'le görüşen heyetinin "eli boş" döndüğü bildirildi. Enes Yıldırım / İslamabad




Amerika'yı ayakkabıyla kovarız

Pakistan genelinde beklenen büyük cuma gösterileri sönük geçti. Polisin geniş güvenlik önlemleri altında gerçekleşen gösterilerde ABD'nin Afganistan politikası kınandı.

Dünkü en büyük gösteri İslamabad'daki Lal (Kırmızı) Mescidi'nde gerçekleşti. Sipah–ı Sahabe Pakistan cemaatinin tertiplediği gösterilerde yaklaşık 8 bin kişi ABD ve Pakistan hükümeti aleyhine sloganlar attı. Cemaat Lideri Mevlana Azam Tarık, ABD operasyonuna karşı Afganistan'ın saflarında yer alacaklarını belirtti. Tarık, Pakistan'ın politikasını da sert bir dille eleştirdi. Gösteride ABD Başkanı Bush'un maketi yakılırken, göstericiler topluca ayakkabılarını çıkararak ABD'yi gerekirse ayakkabılarıyla Pakistan'dan kovacaklarını belirttiler. Başta Peşaver olmak üzere ülkenin diğer kentlerinde de sıkı polis gözetimi altında küçük çaplı gösteriler oldu. Hükümet, ülke genelinde büyük gösterilere izin verilmeyeceğini belirtmişti.




Ankara yalanladı

Dışişleri Bakanlığı, Suudi milyarder Usame bin Ladin'in Kuzey Irak'ta "Cündül İslami–İslam'ın Askerleri" örgütü adı altından örgütlendiği yolundaki haberleri doğrulamadı.

Basında son günlerde yer alan haberlerle ilgili olarak ZAMAN'a bilgi veren dışişleri bakanlığı kaynakları, Türk istihbarat birimlerinin bölgedeki çalışma ve araştırmalarının "İslam'ın Askerleri" örgütünün Bin Ladin ile ilişkisinin bulunmadığını ortaya koyduğunu belirttiler. Dışişleri kaynakları, IKYB (Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği) bölgesinde faaliyet gösteren "İslam'ın Askerleri" adlı örgütün dini nitelikte olduğunu; ancak ne Taliban, ne Bin Ladin ne de El Kaide örgütüyle ilişkisinin saptanamadığını kaydettiler.

İddialarla dolu rapor

Kuzey Irak'taki bir Kürt yetkili tarafından hazırlanan gizli istihbari raporda, Taliban yönetimiyle yakın ilişkisi bulunduğu iddia edilen "İslam'ın Askerleri" grubunun Kuzey Irak'a yıllar önce yerleştiği ve grup içerisinde Usame bin Ladin'e bağlı 4 üst düzey yetkilinin de bulunduğu öne sürülüyor. Rapora göre Kuzey Irak'ta yerleştiği belirtilen "Cündül İslami–İslam'ın Askerleri" grubunun kuruluşu Usame bin Ladin'in bölge liderlerine yaptığı davet üzerine Afganistan'da gerçekleşti. Kuzey Irak'ta ırka dayanan bir devlet yönetimi yerine din esaslarını ön planda tutan bir oluşum için başlayan hareket "Kürdistan Hamas Örgütü", "Tevhid Cemaati" ve "Soran Örgütü"nden oluştu. Hareketin oluşmasından kısa bir süre önce birleşen Hamas ve Tevhid Cemaatleri liderlerinin kurduğu İslami Birlik Cephesi Başkanı Molla Ömer Mazyani ile Soran Örgütü lideri Taysu Holuri, Afganistan'da bir araya geldiler. Bin Ladin başkanlığında gerçekleşen toplantı sonrasında "İslam'ın Askerleri hareketi"nin kurulması kararlaştırıldı. Yeni örgütün başına yine Bin Ladin'in tavsiyesiyle Ebu Abdurrahman Eş–Şafii getirildi. Asıl ismi Varya Rasul olan Eş–Şafii, 1993 yılında Afganistan'da Ruslara karşı mücahitlerin saflarına katılmış.

Ladin'in dört adamı

Hareketin bütün detaylarıyla ilgili iddiaların yer aldığı gizli raporda bölgede teşkilatlanmak üzere Bin Ladin'in 4 adamı Ebu Abdurrahman, Sadun Muhammed Abdullatif, Ebu Derda ve Ebu Yasir'in görev yaptığı belirtiliyor. İslam'ın Askerleri hareketi daha çok Talabani yönetimindeki Süleymaniye bölgesinde üslendi. Bölgedeki İslami Kürt kesim ile Arap Afganlardan oluşan hareket, kendine merkez olarak Halepçe yakınlarındaki Biyara'yı seçti. Bunun dışında yine Halepçe'ye bağlı Havara Berze ile Zerdehal'de hareketin üsleri bulunuyor. Bölgede yaşanacak çatışmalarda yaralananların tedavisi ve genel olarak harekete bağlı halkın tedavis amacıyla Biyara'da, içerisinde 1 doktor ve 8 hemşirenin görev yaptığı 35 yataklı bir hastane kuruldu.

Bölgedeki farklı kaynakların iddialarına göre İslam'ın Askerleri genel olarak Urduca konuşuyorlar. Ancak hareketin büyük bir çoğunluğunu IKYB ile IKDP (Irak Kürdistan Demokratik Partisi)'nin egemenliğinden kaçarak buradaki yönetimleri beğenmeyen bir halk kesimi oluşturuyor. Hareket, Erbil'de bulduğu halk tabanı sebebiyle Barzani yönetimindeki IKDP'den bir de bakanlık almış. Ancak yaşanan son gelişmeler üzerine IKDP ile IKYB, bu gruba karşı birlikte mücadele kararı aldı. (Salih Boztaş)




Barış için yeni şans

Rus ve Çeçen temsilciler arasındaki irtibatta rol oynayan milletvekili Aslahanov, ZAMAN'a verdiği demeçte, oluşan barış şansı için gerekli atmosferi oluşturmaya çalıştıklarını söyledi.

Yabancıların Çeçenis-tan'dan çıkarılması, Moskova'ya göre bölgeye barış getirecek.

Rusya Devlet Başlanı Vladimir Putin tarafından Çeçen savaşçılara yapılan teklifle birlikte, Çeçenistan'daki savaş ortamında taraflar arasında görüşme zemini oluşturuluyor. Kremlin'in görüşmeler için görevlendirdiği Viktor Kazantsev ile Çeçenistan Devlet Başkanı Aslan Mashadov'un temsilcisi Ahmet Zakayev arasındaki irtibatta rol oynayan milletvekili Aslambek Aslahanov, ZAMAN'a verdiği demeçte, oluşan barış şansı için gerekli atmosferi oluşturmaya çalıştıklarını söyledi.

Bu arada Putin'in verdiği 72 saatlik süre dolarken, savaşçılar silahlarını teslim etmedi; ancak Mashadov yönetimi federal merkezle görüşmeler için hazılık yapıyor. Söz konusu süreden bu yana cumhuriyette olağan dışı bir gelişme yaşanmıyor.

Rusya Parlamentosu'nun alt kanadı Duma'daki odasında görüştüğümüz Çeçenistan Milletvekili Aslahanov, Putin tarafından verilen teklifin ultimatom değil, 'barış için bir şans' olduğunu söyledi. Putin'in Güney Bölgesi Temsilcisi Viktor Kazantsev ile görüştüğünü aktaran Aslahanov, Çeçen tarafıyla görüşme konusunda Kazantsev'in yetkiyle donatıldığını ve sorunun çözümü için oldukça niyetli görüldüğünü belirtti.

Harekete geçilmeli

'Bu bir ultimatom değildir.' sözlerinin Kazantsev'e ait olduğunu söyleyen Aslahanov, aynı zamanda bir tanıdık vasıtasıyla Ahmet Zakayev'in telefonunu aldığını haber verirken iki taraf arasında acilen irtibatın sağlanmasına çalışıldığını ifade etti. Kazantsev'in elinde bir planın olduğunu; ancak bunun detaylarını vermeyen Aslahanov'a göre federal merkez 'uygulama mekanizması'nın oluşturulmasına çalışıyor, Ahmet Zakayev de acilen mekanizmanın oluşması için harekete geçmeli.

Aslahanov, şunları söyledi: Başkan, '72 saate ultimatom' deseydi, 'Eğer teslim olmazsanız sizi yerle bir ederim.' uyarısını da beraberinde yapardı. Putin, böyle konuşmadı. Başkan, savaşçıların, tüm dünya, insanlık ve normal Müslüman dünyanın karşısında durduğu terörle ilişkiyi kesmede bunun bir şans olduğunu söylemiş oldu. Onlara pozisyonlarını değiştirme şansı verdi.

Süreç nasıl işler?

Aslahanov'a göre 72 saatin sonunda oluşan yeni atmosferin dışına çıkılmayacağı gibi önceki rutin savaş, ölümler, maalesef, devam edecek; ancak siyasi çözüm için iyi bir zemin oluşacak. 'Söylemeliyim ki, görüşmelerin başlangıcı çok enteresan.' diyen Aslambek Aslahanov, Rusya'nın şimdiye kadar Çeçenistan'a karşı olan sert tutumuna rağmen yeni ortamın çok olumlu olduğunu söyledi. Bu kez iddialı konuşan Aslahanov, 'Kim Çeçenistan'a barış gelmesini istiyorsa, işte ona fırsat.' dedi.

Görüşmelerin başlangıçta Kazanstev–Zakayev, Kazantsev–Mashadov seviyesinde olacağını kaydeden Aslahanov, Filistin lideri Yaser Arafat, İsrail Dışişleri Bakanı Şimon Peres görüşmesini de örnek vererek, Mashadov'un ilk başta 'sadece Putin'le görüşürüm' yaklaşımına girmemesi uyarısında bulundu. Aslahanov, 'Tartışmasız, final görüşmesi Vladimir Putin ile Aslan Mashadov arasında gerçekleşmelidir. Çarlık, imparatorluk havası estirilmeden görüşmeler olmalı ve bu iş bitirilmeli.' diye konuştu. Masaya oturmaya hazır olduklarını beliten Aslahanov, 'Annelerin gözü önünde çocuklarının ölümlerini durdurmalıyız.' dedi. (Mirza Çetinkaya)




Putin'den ilginç destek

Moskova'da 'İslam Teröre Karşı' konulu uluslararası bir konferans düzenleniyor. Devlet Başkanı Vladimir Putin, konferansın desteklenmesini istedi.

BDT hükümet başkanları toplantısında konuşan Putin, konferans hazırlıklarına yardımcı olunması çağrısında bulundu. BDT ülkelerinin çok zengin etnik yapı ve dine sahip olduğuna dikkat çeken Putin, İslam ile terörizmin karıştırılmasının 'zarar veren ve tehlikeli' olduğuna dikkat çekti. Alınan bilgilere göre Rusyalı Müslümanlar'ın insiyatifiyle organize edilecek konferansa İsrail ve Filistin'den de dahil, Ortadoğu'dan da önemli isimler davet edilecek. Konferans, birkaç ay önce İsrail ile Filistinliler araısındaki çatışmaların yoğunlaşması üzerine, Rusya'da bulunan farklı dinlere mensup vatandaşların nasıl barış içinde yaşadığı örneğinin incelenmesi isteği üzerine gündeme gelmişti. Moskova (Zaman)




'Tam bağımsızlık mümkün değil'

'Çeçenistan'da herkes, Mashadov ve ekibi de çok iyi biliyor ki; Rusya hiçbir zaman tam bağımsız bir Çeçenistan'a izin vermez. Diğer devletlerin de işine gelmez. İlk başta Türkiye'nin.

Bağımsız Kürdistan gündemde. İran'a uymaz, milyonlarca Azeri var.' diyen Aslahanov, barışçı ortamda birlikte yaşamanın önemine dikkat çekiyor. ABD'deki saldırıların ardından dünyada oluşan anti terör havasını arkasına alan Kremlin, Çeçenistan sorunun çözümünü hedefliyor. Putin, ilgili bakanlık ve birimlere, 3 hafta içinde Çeçenistan'da kim olduğu ve nerede olduğu şeklindeki detaylı bilgilerin edinilmesi görevini vermişti. Görüşlerine başvurduğumuz bir kaynak ise Rusya'nın öncelikle Çeçen olmayanları cumhuriyet topraklarından çıkartmayı hedeflediğini söyledi. Ancak Çeçenistan'da savaşan yabancıların Afganistan dışında kabul edilecebilecekleri ülke yok gibi. Kazantsev de 'eli kana bulaşmayan' yabancıların gitmesine izin verileceğini söylemişti. Aynı kaynak, Moskova'nın, 'Yabancılar giderse Çeçenler barışır.' faktörü üzerinde ciddiyetle durduğunu belirtti.




ABD müttefiklerine güvenmiyor

ABD'nin NATO müttefiklerine saldırının arkasında Usame bin Ladin'in olabileceğine dair deliller ile muhtemel bir operasyonun ayrıntılarını hâlâ açıklamamasının sebebinin bazı Avrupalı müttefikerlerine güvenmemesi olduğu belirtildi.

Brüksel'deki diplomatik kaynaklar, ABD'deki saldırının ardından 18 gün geçmesine rağmen müttefiklerin hâlâ muhtemel operasyon konusunda ve saldırının ardında kimin olduğuna dair ciddi bilgilere sahip olmadıklarını vurgulayarak, ABD'nin Avrupa'daki bazı ülkelere güvenmediğini belirtiyorlar. ABD'nin bu tür bilgileri verdiği an bilginin hızlı bir şekilde sızdırılmasından endişe ettiğini söyleyen bir diplomat, bunun Kosova operasyonu sırasında yaşandığını belirtti.

ABD'nin Fransa'ya güvenmediğini iddia eden aynı diplomat, Kosova'daki NATO operasyonu sırasında da bazı harekat bilgilerinin sızdırıldığını, o zaman da gözlerin Fransa'ya çevrildiğini savundu. Geçtiğimiz çarşamba Brüksel'de yapılan NATO gayri resmi Savunma Bakanları toplantısında, ABD, arkasında kim ya da hangi örgüt olduğuna dair delilleri müttefiklerine vermemişti.

Bu arada, ABD'nin AB ile siyasi işbirlikten memnun olmakla birlikte teknik ayrıntılar düzeyinde AB'nin yaklaşımından rahatsız olduğu belirtildi. Özellikle suçlularınn iadesi konusunda ABD ile AB arasında ciddi tartışmalar yaşandığı belirtiliyor. Selçuk Gültaşlı / Brüksel (Zaman)




AB, sözünü tutacak mı?

Avrupa Birliği ülkelerinin terörle mücadele yönünde aldıkları köklü kararların hayata geçirilmesi konusunda ciddi şüpheler bulunuyor.

AB'nin geçen haftaki olağanüstü zirvesinde terörle mücadele konusunda aldığı radikal kararları kısa süre içerisinde uygulamaya koyup koyamayacağı tartışılmaya başlandı. AB, 21 Eylül'deki olağanüstü zirvesinde, terörle mücadele paketinin 6–7 Aralık'taki Laaken Zirvesi'ne kadar yetiştirileceğini duyurmuştu. Zirvenin üzerinden henüz 1 hafta geçmesine rağmen yeni kanunların bu süre içerisinde uygulamaya konulabileceği konusunda şüpheler oluşmaya başladı. AB Komisyonu'nun Adalet ve İçişleri'nden sorumlu Genel Müdürü Adrian Fortescue, aralık ayına kadar AB üyesi ülkelerin özellikle ortak bir tutuklama emri tüzüğü konusunda anlaşabilmelerinin oldukça zor olduğunu söyledi. Komisyonun Adalet ve İçişlerinden sorumlu en üst düzey bürokratı olan Fortescue, aralık ayının başındaki Laaken Zirvesi'ne kararların yetişmesi için 'AB kurumlarının rekor hızda' çalışmaları gerektiğini belirtti.

Detaylara inilemeyecek

European Voice gazetesine verdiği demeçte Fortescue, kanun tekliflerinin birçok sorunla karşılaşacağını, bu kadar kısa süre içerisinde hazırlanacak olan kanunların birçok istisna içereceğini ve yeteri kadar detaylı olamayacağını savundu. Kanunların yasalaşması için iki aylık sürenin oldukça kısa olduğuna dikkat çeken Fortescue, 'Ben olsam bu kadar hassas bir konunun iki ay gibi kısa bir süre içerisinde ele alınması için bu kadar ısrarcı olmazdım.' dedi.

Özellikle teknokrat düzeyindeki görüşmelerin çok zor geçeceğini savunan Fortescue, 'Sanığın yaşadığı ülkede suç sayılmayan bir cürümden dolayı, başka ülke, iadesini istediğinde ciddi sorunlarla karşılaşacağız.' dedi. Ötanazi ve kürtaj konularının da sorunlar teşkil edeceğini belirten Fortescue, alınan kararlarla ilgili 'Ancak AB'nin bazı konularda çok hızlı davranabileceğini göstermesi açısından oldukça önemli.' dedi. Fortescue, 5 yıl içinde AB'nin ortak güvenlik, adalet ve özgürlük alanı oluşturabileceğini söyledi.

İdam cezası sorun olacak

Geçen hafta ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'la bir araya gelen AB heyetinde bulunan Fortescue, Washington ile artacak olan güvenlik işbirliğinin memnuniyet verici olduğunu; ancak birtakım zorlukları da beraberinde getireceğini söyledi. ABD'nin 38 eyaletinde uygulanan idam cezasının suçluların iadesi için ciddi bir sorun olacağını vurgulayan Fortescue, AB vatandaşlarının asılmayacakları konusunda güvence alındıktan sonra suçluların ABD'ye iade edilebileceğini ve böylelikle sorunun çözülebileceğini savundu. Türkiye, geçen hafta alınan AB terörle mücadele kararını prensipte kabul ettiğini açıklamıştı. (Selçuk Gültaşlı)




AB'de tarihî toplantı

Avrupa Birliği ülkeleri gizli servisleri ve terörle mücadele birimlerinin, istihbarat paylaşımı ve olası ortak operasyon düzenleme konusunda bugüne kadar eşi görülmemiş bir toplantı çerçevesinde gelecek ay bir araya geleceği bildirildi.

Avrupa Birliği dönem bakanı Belçika'dan bir kaynak, Avrupa Birliği ülkelerindeki bütün istihbarat servislerinin gelecek ay toplantı yapacaklarını doğruladı; ancak toplantının kesin tarihi ve yerinin güvenlik nedeniyle verilemeyeceğini belirtti. "Bu konuda daha sonra bir basın toplantısı düzenlenmeyecek." diyen aynı kaynak, sadece, istihbarat örgütülerinin 15 Ekim civarında iki oturumlu toplantı yapacaklarını söyledi. Brüksel




Sudan'a ambargo yok

BM Güvenlik Konseyi, Sudan'a 5 yıldır uygulanan ambargoyu kaldırdı. Washington yönetiminin Sudan'a yönelik ambargonun kaldırılmasına yeşil ışık yakmasının ardından yapılan oylamada, konseyin 14 üyesinin ambargonun kaldırılması yönünde oy kullandığı, ABD'nin ise çekimser kaldığı belirtildi.

BM, Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'e karşı suikast girişiminde bulunan şüphelileri teslim etmesi amacıyla 1996 yılında Hartum hükümetine ambargo uygulamaya başlamıştı. Bu arada ABD yönetimi, Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon'a düzenlenen saldırılardan sonra Sudan hükümetinin uluslararası terörizmle muhtemel bağlantısı olan militanları tutukladığını bildirdi. New York / Washington




Taliban rejimi bitirilmeli

Başbakan Bülent Ecevit, Taliban rejiminin dünya için "çok ciddi tehlike" oluşturduğunu belirterek, "Bu başlamak üzere olan veya başlayan harekatın sonuç alınıncaya kadar, Afganistan'daki rejim değişinceye kadar devam etmesinin yararlı olacağına inanıyorum" dedi.

Ecevit, TBMM Tv'ye yaptığı açıklamada, ABD'deki terörist saldırılardan sonra bütün kuşkuların Afganistan'da bulunan Usame bin Ladin'e yöneldiğini, ABD'nin de bu ülkede odaklaşan bir savaşa kendini hazırladığını kaydetti. Ladin'in bu ülkede bulunmama ihtimaline dikkat çeken Ecevit, "O zaman Afganistan'a yönelik bir hareketten vazgeçecek mi bunu bilmiyoruz" dedi.

Ecevit, Taliban rejimine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu: "Taliban rejimi altındaki Afganistan yönetimi bütün dünya için, özellikle de Orta Asya için, Orta Asya ile ilişkilerimiz göz önünde tutulursa Türkiye için çok ciddi tehlike oluşturuyor. Bildiğiniz gibi, çok koyu kökten dinci bir rejim, çağdışı bir rejim Afganistan'a yerleşmiş bulunuyor. Bu rejim Orta Asya'daki Türk cumhuriyetlerini ciddi olarak tehdit ediyor. Bu kaygılar Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin demokrasi yolunda hızlı adımlar atabilmelerini de güçleştiriyor. Harekatın sonuç alınıncaya kadar, Afganistan'daki rejim değişinceye kadar devam etmesinin yararlı olacağına inanıyorum. Tabii, Afgan halkının ıstırap çekmemesi için elden gelen çaba gösterilmelidir." Ankara




Amerikan yönetimi çok ihtiyatlı

Dışişleri Bakanı İsmail Cem, 11 Eylül'deki terörist saldırılarının şokunu yaşayan bir halkın temsilcileri olarak ABD yönetimi yetkililerini, haklı olarak "daha duygusal" bulacağını zannettiğini, ancak duygusallık yerine olayları çok dikkat ve ihtiyatla değerlendiren bir yönetimle karşılaşmanın kendisine güven verdiğini belirtti.

Washington'da, ABD Başkan Yardımcısı Cheney, Başkan George W. Bush'un Ulusal Güvenlik Danışmanı Rice, Dışişleri Bakanı Powell ve Savunma Bakanı Rumsfeld ile bir araya gelen Dışişleri Bakanı Cem, bir grup Türk gazeteciye temaslarına ilişkin bilgi verdi. Terörün dini ve milliyeti olmadığını belirten Bakan İsmail Cem, ABD'ye "Aman dikkatli olun, heyecanlı, aceleci davranmayın' demeyi düşünüyordum. Ama gördüm ki buna gerek kalmadı." şeklinde konuştu. İsmail Cem, ABD'deki terörist saldırılardan sonra Türkiye'nin, "ciddiyet" kavramı üzerinde yoğunlaştığını ve "Türkiye ne yapacaksa onu söyler, ne söylerse onu yapar" mesajını vermeye çalıştıklarını belirtti.

ABD yönetimi içinde bir kanadın Irak'a da, Afganistan ile birlikte askeri operasyon düzenleme niyetinin sorulması üzerine Cem, bu konunun temaslarında gündeme gelmediğini söyledi. Cem, dün New York'a geçerek, BM Genel Sekreteri Annan ile bir araya geldi. Washington




Bush: Sıcak takipteyiz

'Terörle mücadele kampanyası'na İslam ülkelerinden mümkün mertebe fazla destek sağlamayı arzu eden Beyaz Saray dün Ürdün Kralı Abdullah'ı misafir etti.

Başkan George W. Bush ve Kral Abdullah, bu savaşın 'İslam'a karşı olmadığını' bir kez daha vurguladılar.

'İslam barış, sevgi ve şefkate dayanır' diyen Başkan Bush, teröristlerin bunun tam aksi istikamette olduğunu kaydetti. Teröristleri 'sıcak takipte' olduklarını söyleyen Bush, askeri planlarıyla ilgili bilgi veremeyeceğini kaydetti. Ancak Sovyetler'in 1980'lerde Afganistan'daki aldığı dersin farkında olduklarını belirterek 'Bir gerilla savaşını konvansiyonel güçlerle gerçekleştirmek çok zordur' dedi. Bush, 'ABD askeri harekatında konvansiyonel unsurlar olabilir de olmayabilir de' diyerek her ihtimale açık kapı bırakmayı ihmal etmedi.

Özel birlik Afganistan'da

Washington'da hükümet yetkilileri ve hatta onlara danışmanlık yapan think-tank'ler askeri hazırlıklar konusunda kamuoyuna çok sıkı bir 'bilgi ambargosu' uyguluyor.

Bu arada bazı Amerikan gazetelerinin 'ABD ve İngiliz özel harekat güçlerinin son birkaç gündür Afganistan'da faaliyet gösterdiği' yolundaki haberleri yönetim kaynaklarınca doğrulandı. Ancak yetkililer bu özel birliklerin Usame bin Ladin'i aradığı iddialarını reddetti. Askeri uzmanlar, bunun potansiyel bir askeri müdahaleden önce yapılan 'rutin' keşif ve istihbarat operasyonları olduğunu kaydettiler.

Bu gelişmeler yaşanırken, Washington Post gazetesi, Suudi Arabistan'ın uluslararası Bin Ladin'e karşı yürütülecek muhtemel operasyon için topraklarını ABD'nin kullanımına vereceğini ileri sürdü. Gazete, üst düzey Pentagon yetkililerine dayanarak, Suudi Arabistan'ın inşası 6 hafta önce sona eren Riyad'ın 100 km kadar güneydoğusundaki Prens Sultan hava üssünü kullanımına vermesi üzerine, Washington bir başka ülkede komuta merkezi aramaktan vazgeçtiğini yazdı.

Diğer taraftan, kanlı saldırının soruşturması çerçevesinde önceki gün 19 hava korsanı zanlısının resimlerini basına dağıtan FBI, dün de teröristlere ait olduğu iddia edilen Arapça bir 'eylem kılavuzu'nu kamuoyuna sızdırdı. Kim tarafından hazırlandığı belli olmayan metinde eylemcilere taktikler veriliyor ve dini içerikli telkinlerde bulunuluyor.

Öte yandan, New York Belediye Başkanı Rudolph Giuliani, dünya Ticaret Merkezi'ndeki enkaz kaldırma çalışmalarının bir yıl sürebileceğini söyledi. (Ali H. Aslan / WASHINGTON (Zaman)




Prens, cami ziyaret etti

İngiltere Veliaht Prensi Charles, İngiltere Türk–İslam Kültür Merkezi Vakfı’na ait Süleymaniye camisini ziyaret etti.

Prens Charles, Müslüman toplum liderlerine, “ABD’ye yönelik terör eylemlerinin ardından İslamın ve Müslümanların kötü bir damga yememesi için elimden geleni yapacağım” dedi. Kuzey Londra’daki camiye yoğun bir meraklı topluluğunun alkışları arasında giren Prens Charles, ayakkabılarını çıkartarak korumasına verdi. Caminin 2 yıl önce yapılan açılış töreninde bulunmayı planlayan, ancak o dönemde bunu yapamayan Prens Charles, namaz kılınan, çinilerle süslü bölümü gezdi. Burada kadınlarla sohbet eden Prens Charles, daha sonra Süleymaniye Camisi Vakfı’na ait sınıflarda eğitim gören öğrencilerle sohbet etti. Prens Charles’ın bu sohbet sırasında dini liderlere İslam’ın tanıtılması için daha ciddi bir çaba içine girmelerini önerdiği belirtildi. Charles, dini liderlere, "Yaşananlardan etkilenmemek üzülmemek imkansız. Ancak şimdi yapmanız gereken bu yaşananların İslam ile Müslümanlarla ilgisi olmadığını herkese anlatabilmek.” dedi. Londra




'Berlusconi Batı'yı utandırdı'

İtalyan Başbakanı Silvio Berlusconi'nin 'Batı medeniyetinin İslam uygarlığından daha üstün olduğu' şeklindeki sözleri tepki almaya devam ediyor.

Batı Avrupa basını İtalyan Başbakanı'nı ciddi şekilde eleştirirken, International Herald Tribune gazetesi Berlusconi'nin Batılı müttefiklerini utandırdığını yazdı. Belçika'da yayımlanan Le Soir gazetesi ise manşetten verdiği haberinde Berlusconi'nin AB'yi tuzağa düşürdüğünü belirtti. Gazetenin köşe yazarları Berlusconi'nin sözlerinin basit bir gaf gibi algılanmaması ve çok büyük bir hata olarak değerlendirilmesi gerektiği yorumunu yaptılar.

The Wall Street Journal Europe'da yayımlanan bir yorumda Berlusconi'nin sözlerinin yanlış olmakla birlikte yanlış anlaşıldığını savundu. İngiliz The Guardian gazetesi ise, Batı Avrupa basınıda çıkan en ağır yorumlardan birini yaparak, Berlusconi'nin bir 'megalomanyak' olduğunu yazdı. Gazete, Berlusconi'nin kendi sözleri ile Batı medeniyetinin hiçbir surette üstün olmadığını ortaya koyduğunu yazdı.

Berlusconi: Üzgünüm!

Ciddi İngiliz gazetesi The Independent ise, yorumsuz haberinde Avrupalı liderlerin hiçbirinin Berlusconi'yi savunmadığını ve aksine diplomaside nadir görülecek şekilde sert tepki gösterdiklerini yazdı. Gazete, AB Komisyonu'nun Dış İlişkilerinden sorumlu üyesi Chris Patten'in İslam dünyasının tarihinde hiçbir zaman soykırımı olmadığı şeklindeki sözlerine yer verdi.

Berlusconi ise, yanlış anlaşıldığını ve buna yol açan sözlerinden üzgün olduğunu söyledi. Berlusconi, konuşmasının bütününün göz ardı edilerek tek başına öne çıkarıldığını ileri sürdüğü bir sözcükle "kendisini asmaya çalıştıklarını" savunarak, "Benim Arap ve Müslüman dostlarımı rahatsız eden, kötü bir şekilde çevrilen sözlerim nedeniyle üzgünüm" dedi. Brüksel (Zaman)




Olan çocuklara oldu

Geçen yıl 28 Eylül'de Ariel Şaron'un Aksa'ya tahrik ziyareti ile başlayan Aksa İntifadası, bir yılını doldurdu. Ziyaret sonrası çıkan olaylarda 890 kişi hayatını kaybetti.

Çatışmalar en çok her iki tarafın evlatlarını etkiledi.

Ramallah'ı Kudüs'e bağlayan yol üzerinde 5 yaşlarındaki kız çocuğu ile babası Kudüs'e girmeye çalışıyorlar. İsrail polisi minibüsü durduruyor ve babadan kimliğini istiyorlar. İsrail vatandaşı olan baba sarı kaplı kimliğini uzatıyor. Yeşil kaplı kimlikliler indiriliyorlar arabadan. Kız çocuk soruyor: 'Baba, neden kimliklerimizi soruyor bunlar?' 'Kızım,' diyor baba, 'bunlar Yahudiler...' Başka soru sormuyor kız. Babasını indirseler, dövseler, öldürseler başka soru sormayacak. Zira Yahudilerden, başka bir şey beklemiyor kız.

Aksa İntifadası arkasında on binlerce yaralı, bine yakın ölü bıraktı. Ölenler gömüldüler. Ölmüş gömülmüş korkular ise yeniden dirildi. İsrail kurşunlarından baba kucağına sığınan Muhammed el—Durra'nın feci sonu arşivlere kaldırıldı. Muhammed'in son anlarını Filistinliler klip yapıp çocuk programına çevirdiler. Muhammed arkada kalan çocuklara çağrıda bulunuyordu: 'Burada cennette o kadar mutluyum ki... Gelin bana katılın. Şehadet şerbetinden için...' Filistin çocuklarının adı İntifada Çocukları oldu... Kasıtlı veya kasıtsız televizyon görüntüleri, okulsuzluk, mahalle çatışmaları, ölmüş bir yakın, bir kardeş, hayattaki çocukların kafasında ölümü gündelik bir olaya çevirdi...

Bir yıl süren İntifada'da Filistin ve İsrail tarafının her ikisinden de çocuklar ve kadınlar hayatlarını kaybedenlerin arasında önemli bir yer tuttular. Hayatlarını kaybeden 713 Filistinlinin 150'si 18 yaşın altındaydı. Bir yılda 450 Filistinli çocuk aldıkları yaralardan dolayı sakat duruma düştü. Yaralanan 5,200 Filistinli çocuğun 500'ü gaz bombasından tedavisi mümkün olmayan yaralar aldılar. 12-13 Şubat 2001'de İsrailliler Filistinlilerin tanımadıkları bir gaz bombası kullandı. Yaralananların 55'i çocuk yaşındaydı. Tel Aviv'in sahil eğlence merkezi Dolfinaryum'da gerçekleşen intihar saldırısı hemen tamamı çocuk 21 İsraillinin hayatına mal oldu.

El—Halil'de yerleşimcilerin öldürdükleri bir Filistinli çocuğun öcünü alan Filistinli militanlar kaçırdıkları bir yerleşimci çocuğunu bir mağarada taşlayarak öldürdüler. Bugün Filistinli çocukların yüzde 80'inin bir şekilde ölmüş ya da yaralanmış bir arkadaşı var. Yüzde 100'ü Tv'lerde bir Filistinli çocuğun ölümünü veya cenazesini seyretmiş durumdalar. Yüzde 5'inin ailesinden birileri son bir yıl içinde ölmüş veya yaralanmış. yüzde 90'ı 'İsraillileri' 'hayalet ya da şeytan' olarak algılıyorlar. Yüzde 50'si ya hemen ya da büyüdüklerinde 'Aksa için' ölmek istiyorlar. 'Filistin için yaşamak isteyen' çocuklar 'Filistin için ölmek isteyen' çocuklardan fazla değil artık...

Filistin ve İsrail çocuklarının büyük kesimi İntifada ve misilleme saldırılarından dolaylı olarak etkilendiler. Onları etkileyen baş etken Tv oldu. Sadece Filistin televizyonunu değil, yabancı kanalları seyreden çocuklar dahi bölgelerinde yaşanan 'büyüklerin halledemediği derde' ortak oldular. Ölen, öldürmeye giderken ölen, öldürmek için ölen ve hasılı taş atarken ölen herkesin 'şehit' olduğunu öğrenen çocuklar kendilerini onlarla özdeşleştirmeye başladı. Muhammed el—Durra'nın hikayesi korku kadar özenti de uyardı çocukların zihninde. Filistin'de görev yapan BM görevlileri çocukların sokak oyunlarında Muhammed'in feci kaderini canlandırdıklarını ve oyunda Muhammed'in rolünü oynamak için yarıştıklarını dehşetle gözlemlediler.

Dolaylı etkilenim sadece Filistin çocuklarını etkilemedi. İsrailli uzmanlar kendi toplumlarında da çatışmanın izlerinin erken yaşlara kadar gözlemlenebildiğini ve çocukların 'Arapça konuşan insanlardan' korktuklarını ortaya koydular. İntifada öncesinde bir araya gelebilen barış taraftarı ailelerin çocukları dahi uyumsuzluklar göstermeye başladı. Muhtemel çatışmalardan ötürü İsrailli yetkililer iki toplumun çocuklarını bir araya getiren her türlü organizasyonu iptal ettirdiler.

Yanlış bilgilendirme

İntifada kurbanlarının yoğun bir şekilde çocuklardan olması İsrail'in uluslararası kamuoyunda zor durumda bıraktı. İsrailli akademisyenler çocukların Filistin Otoritesi'nce kasıtlı olarak ön cepheye sürüldükleri hakkında yayınlar yapmaya başladılar. İsrail basınında Arafat'a atfen 'Dünyanın çocuk kanı görmesini istiyorum.' gibi düzme sözler dahi yer aldı. Kudüs İbrani Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olan Justus Weiner 'Filistinli militanların çocukları kendileri için bir siper olarak kullandıklarını' dahi iddia etti. Weiner'a göre Filistinli militanlar İsrail Ordusu'nun çocukların yer aldığı çatışmalarda gerçek mermi kullanmama emirlerinin farkında oldukları için İsrail ordusuna yönelik saldırılarında Filistinli çocukları ön saflara ittiklerini ve onların arkasında İsrail hedeflerine ateş ettiklerini söylüyor. Bazı durumlarda Filistinli çocukların bizzat bu Filistinli militanların silahlarından çıkan kurşunlarla öldüğünü de kaydediyor.

Filistinliler ise çocuklarını mevcut psikolojiye işgal ve İsrail saldırılarının ittiğini iddia ediyorlar. Filistin Eğitim Bakanlığı, BM ile birlikte çocukların çatışmalardan etkilenmemesi için kitapçıklar bastırıp seminerler verdiriyor. Ailelere çocukların çatışma mekan ve hikayelerinden uzak tutulması için uyarılar gönderiyor; ancak kendi ifadeleri ile 'geceleri şehirleri vuran İsrail uçak ve helikopterlerinin seslerini duymalarına engel olamıyorlar'.

Diğer yandan çocukların savaşın bir parçası olması gerektiğini savunan Filistinliler de var. Kudüs Müftüsü İkrime Sabri, 'bağımsızlık için şehadete duyulan saygının şehidin yaşı küçüldükçe daha da artması gerektiğini' söylüyor. Aksa İntifadası'nın başlarında Mısır'ın El—Ahram El—Arabi gazetesine verdiği demeçte, Filistin annelerinin şehit olan çocuklarının arkasından 'üzüntü değil sevinç gözyaşları' döktüklerini söylüyor. Ona göre çocukların İntifada'ya sahip çıkması gelecek nesillerin bağımsızlık için ne kadar kararlı olduğunun bir göstergesi...

'Seni çok özledik'

Sebebi ve etkilenme yolu her ne olursa olsun Aksa İntifadası'nın en ağır faturası bölgenin çocuklarına çıktı. Geçen hafta İsrail-Filistin çatışmasının gelecek kuşağın teröristlerini besleme potansiyelinde olduğunu söyleyen Mısır Cumhurbaşkanı Mübarek, muhakkak dün el sıkışan Peres ve Arafat yarın yeni bir Nobel Barış Ödülü alsalar da bu acı hatıralarını unutmayacak olan çocukları kastediyordu...

Gazze'de çocukların çatışmalardan minimum etkilenmesi için çalışan bir BM ekibi Muhammed el—Durra'nın kardeşleri üzerinde de çalışmışlar. Erkek kardeşleri Muhammed'in ölümü hakkında BM görevlileri ile konuşmak istememişler. Onlara göre Muhammed ölmemişti... 6 yaşındaki kız kardeşi Nûra sokaklara çıkmak istemediğini, ağabeyini alan 'ölüm hayaletlerinin sokaklarda kendisini aradığını' söylemiş onlara. Nûra'dan ağabeyine bir mektup yazmasını istemiş görevliler. İlk satırları 'Muhammed, seni çok özledik. Okula hep birlikte giderdik ve sen bizi korurdun' olmuş... (Kerim Balcı / Kudüs (Zaman)




İntifada'nın bilançosu ağır

Aksa İntifadası İsrail ve Filistin'den toplam 890 can aldı, onbinlercesini de yaraladı. Çatışmalarda ölenlerin 177'sini İsrailliler, 713'ünü Filistinliler oluştururken sadece Filistin'de zarar gören bina ve gayrimenkulün bilançosu 30 milyar doları buldu.

Yaralı sayısı ise Filistin'de 27 bini bulurken, bu rakam İsrail'de ise bin 750 olarak kayıtlara geçti. Bir yıl içinde, 72 gazeteci İsrail ordusu tarafından dövülür ya da tartaklanırken, yerleşimciler 60 ambulansa saldırdı. Kudüs'te gözaltına alınan 1,850 Filistinlinin yarısından çoğu çocuk yaştaydı. Filistin'de 1,3 milyon aile fakirlik seviyesinin altında yaşıyor. Bu rakam Aksa İntifadası öncesinin iki katı. İsrail, son bir yıl içinde hedefli öldürmelerde 57 Filistinliyi öldürdü. Kudüs (Zaman)




Aksa İntifadası'nın kilometre taşları

28 Eylül 2000 - Şaron'un Aksa ziyareti: Likud Partisi lideri Ariel Şaron, Kudüs'teki Aksa kompleksini bini aşkın bir polis gücü ile ziyaret etti.

Ertesi gün başlayan gösterilerde İsrail kurşunlarıyla 7 Filistinlinin ölmesi, Aksa İntifadası'nı başlattı. 1987 İntifadası'ndan farklı olarak Aksa İntifadası, daha az halk ayaklanması, daha çok silahlı ve bombalı saldırı içerecekti.

30 Eylül 2000 - Muhammed Durra:Gazze'de, bir anda patlak veren bir çatışma ortasında kalan baba oğul Durralar, kendilerini bekleyen acı sondan kurtulamadılar. Oğlunun önünde set olmaya çalıştığı halde, bir canlı kurşuna hedef olmasına engel olamayan babanın görüntüleri dünya ve İsrail kamuoyunu fikirlerini yeniden gözden geçirmeye zorladı.

7 Ekim 2000 - Yusuf'un mezarı: İsrail ordusu, Nablus kentinde sürekli çatışmalara sebep olan Hz. Yusuf'un kabrini boşalttı. 1967 sonrasında İsrailli radikaller tarafından işgal edilerek sinagoga çevrilmiş olan mezar, aslen Osmanlı döneminde yaşamış Şeyh Yusuf adında bir şahsa aitti. Filistinliler ele geçirdikleri mezara atfedilen kutsallığı hiçe sayarak kabri ateşe verdiler.

12 Ekim 2000 - Ramallah linci: Ramallah'a yollarını şaşırarak girdikleri iddia edilen iki İsrail askeri, sorgulanmak üzere götürüldükleri Ramallah polis merkezini basan halk tarafından linç edildi. Askerlerin karakolun penceresinden atıldıkları ve parçalandıklarını gösteren kamera görüntüleri, İsrail kamuoyunu derinden sarstı. Ertesi gün İsrail, Ramallah polis karakolunu yerle bir etti.

16 Ekim 2000 - Şarm el Şeyh: Yükselen gerilim sonrasında Ürdün ve Mısır'ın önderliğini çektiği bir 'barış planı'nı masaya yatırmak amacıyla İsrail ve Filistin, Mısır'ın Şarm el Şeyh şehrinde bir araya geldiler. Görüşmelerde Filistin tarafı İntifada'yı ateşleyen kıvılcımın kimden çıktığı konusunda bir uluslararası heyetin oluşturulup bölgede araştırma yapmasını, görüşmelerin devamı için şart koştu. Bunun üzerine Mitchell Komisyonu oluşturuldu.

Aralık 2000 - Amerika seçimleri:

George Bush'u Amerikan başkanlığına taşıyan seçimler İsrail'de hayal kırıklığı yarattı. Eski Başkan Bill Clinton'ın aksine 'Ortadoğu'ya minimum müdahale' taraftarı olan Bush'un yeni Ortadoğu politikası, İsrail'i pek çok yönden yalnızlığa itmeye başladı.

6 Şubat 2001 - Şaron iktidarda: Aksa İntifadası'nın 'sorumlusu' Ariel Şaron, İsrail'in yeni başbakanı seçildi. Seçimleri kaybeden Ehud Barak milletvekilliğinden ve parti başkanlığından istifa etti. Şaron, geniş bir milli birlik hükümeti kurmak için parlamentonun bütün partileri ile görüşmelere başladı. Seçimin mağlubu İşçi Partisi'nin geleneksel lideri Şimon Peres dışişleri bakanlığı ve Filistinlilerle yapılacak barış görüşmelerinde yetki karşılığında partisini koalisyona soktu.

Nisan 2001 - Mitchell Raporu: Amerikalı senator Mitchell başkanlığında oluşturulan 'gerçekleri araştırma ve çözüm önerme komisyonu' İsrail ve Filistin'in yeniden masaya oturabilmesi için bir dizi güven artırıcı tedbir ve basamaklı görüşmeler trafiği önerdi. İçinde 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in de bulunduğu komisyonun raporu, Filistin'e şiddet olaylarına, İsrail'e de yerleşimcilik faaliyetlerine son verme çağrısında bulunuyordu.

Haziran 2001 - Tenet Planı: CIA Başkanı Tenet'in önerdiği plan, tarafların güvenlik güçlerinin terör saldırılarını önlemek için CIA gözetiminde birlikte çalışmalarını içeriyordu. Buna göre CIA bizzat Filistin topraklarında büyük bir ekiple terörist avına çıkacaktı. Taraflar, Tenet planına da sıcak bakmakla birlikte planın gerektirdiği ateşkes bir türlü sağlanamadı.

Haziran 2001 - İntihar saldırıları: Aksa İntifadası'nın gerek İsrail'i gerekse Filistin'i zor durumda bırakan bir özelliği, yaygın bir şekilde kullanılan intihar saldırıları taktiği oldu. Aksa İntifadası'nın bir yılı içinde ölen 177 İsraillinin 52'si intihar saldırılarına kurban gitti. İntihar saldırılarının büyük bir kısmını Hamas, bir kısmını da İslami Cihat, Hizbullah ve Halkçı Cephe üstlendi.

Ağustos 2001 - Or Komisyonu Raporu: Or Komisyonu, Aksa İntifadası'nın başladığı günlerde yaygın halk gösterilerine katılan İsrail vatandaşı Araplardan 13'ünün hayatlarını kaybetmesi üzerine kuruldu. Komisyon çalışmaları İsrail ordusunun bazı noktalarda yönetmeliklerin sınırlarını zorlamış olduğunu ve hayati tehlike arz etmeyen gösteriler sırasında dahi canlı mermi kullanmış olduğunu ortaya çıkardı. İsrail Or Komisyonu'nu, yabancı ülkelerin de katıldığı bir uluslararası araştırma komisyonuna alternatif olarak kurdurmuştu.

Ağustos 2001 - Hedefli öldürmeler: İntihar saldırılarına karşı her türlü önlemi alan İsrail, sonunda 1980'li yıllarda kullandığı 'hedefli öldürme' taktiğine geri döndü. Aksa İntifadası'nın ve özellikle de intihar saldırılarının arkasında olduğu tahmin edilen isimlere karşı 'yargısız infazlara' girişildi. Bu çerçevede, mesela, Filistin Kurtuluş Halk Cephesi lideri Ebu Ali Mustafa öldürüldü.

31 Ağustos 2001 - Irkçılık Konferansı: 31 Ağustos— 7 Eylül tarihleri arasında Güney Afrika'nın Durban kentinde yapılan BM Irkçılıkla Mücadele Konferansı, Siyonizm ve İsrail'in Filistin politikalarının dünya çapında yeniden ırkçılığın bir biçimi olarak algılanmakta olduğunu ortaya koydu. ABD ve İsrail'in çekildiği konferans bir sonuç bildirgesi yayınlayamadı; ama Araplar mesajlarını dünyaya duyurmayı başardılar.

11 Eylül 2001 - ABD'ye saldırılar: ABD'ye yönelik uçak saldırıları Ortadoğu'nun da çehresini değiştirdi. Dünya kamuoyunun dikkatlerinin ABD'ye kaymasını fırsat bilerek Filistin yönetimine daha ağır baskı politikaları uygulamaya başlayan İsrail, ABD'nin 'Filistin'i de kendi yanında görme' kararlılığı karşısında geri adım atmak zorunda kaldı.



| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.