GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

 

29/09/2001

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Dünyada Zaman

Arşiv - Arama

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Girişim

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH

KORKUNÇ OLAYIN FOTOĞRAFLARI

Saldırıyı kınayan
Fethullah Gülen:
Menfur sabotaj


Türkçe / English

ABD'de yakını olanlar için danışma hattı 
(0-312) 285 46 19
285 46 17

Okur Hattı

Basın Özetleri

Haber Üyeliği



Abdullah AYMAZ

Göze Takılanlar

Güneşin yedi rengini yansıtma

Arkadaşımız Mehmet Gündem'in Prof. Dr. Ümit Meriç ile yapmış olduğu 29 Temmuz 2001 tarihli Pazar Sohbeti'ni büyük bir hazla okudum. Ama, bu sohbet üzerine bir şeyler yazmak şimdi nasip oldu.

Ümit Meriç, insanın nankörlüğü, maddi ve manevi şükürsüzlüğü üzerinde duruyor, farkında olmadığımız ve içinde yüzüp durduğumuz nimetlere dikkat çekiyordu: "Hiç vücudunuzu, size verilen bu muhteşem makineyi hiç düşündünüz mü? Nasıl bir servetin üstünde oturduğumuzu, nasıl bir serveti, gittiğiniz her yere taşıdığınızı düşündünüz mü? (...) İmanın yarısı sabır, yarısı şükür, denir. Bütün beşeriyet olarak, içinde bulunduğumuz kötüleştirdiğimiz ekolojikkozmolojik şartlara rağmen yaşamaya devam ettiğimiz dünyamız için; bu dünyayı bize vermiş olan Büyük Kuvvet'e karşı fevkalâde minnettar olmamız lazım geldiği kanaatindeyim. Fakat beşeriyetin, imanın önde geldiği yüzyıllara rağmen bu kadar kör olmasının, en büyük mutsuzluk sebebi olduğu kanaatindeyim. Problem tamamen iman zafiyetinden kaynaklanıyor.(...) İlmimiz arttı; ama idrakimiz azaldı, cüceleştik."

Gittikçe daha büyük çözümsüzlüklere giden dünyanın ürkütücü halini ele alan Amerikalı sosyoloji profesörü Wallerstein'ın Dünyanın Sonu kitabının kendisini çok etkilediğini söyleyen Ümit Meriç, "Wallerstein, kapitalizmin sonunun geldiğini tespit ediyor ve 'Bundan sonra ne olacak?' diye soruyor. Büyük bir samimiyetle 'Bilmiyorum.' diye cevap veriyor." diyor "Bilmiyorum." demenin de bir arayışı ifade ettiğini söyleyen Ümit Meriç, bu noktaya gelmeyi şöyle değerlendiriyor: "Burada Batı sosyolojisinin bir acziyet içerisine girdiğini, bu acziyeti ifade ettiğini; yani Sokrates bilgeliğine Wallerstein'ın eriştiğini görerek 'Çok şükür, biz pazar, onlar hep üretici konumundan uzaklaşıyorlar. İlk defa olarak, gerek toplumsal, gerek ekolojik, gerekse evrensel problemlere: 'Ey dünya insanları, gelin birbirimize ışık tutalım ve hep birlikte beşeriyetin problemlerini çözmeye gayret edelim.' diyor."

Ümit Meriç, kendi ferdi çözümü için şöyle diyor: "Otuz yıl sosyoloji bölümünde hocalık yapmış ve ondan sonra mizahî bir şekilde 'Sosyolojiyi üç talakta boşadım, İslamiyet'le evlendim.' ifademde de belli olduğu şekilde ben bireysel bir çözüm buldum. Ama bu bireysel çözüm benim toplumumun bütününü, dünyanın bütününü kucaklayabilir mi, bunu bilemem. Ben kendi çapımda meselemi hallettim. 'İmanınız ne kadar büyük olursa, idrakiniz de o kadar büyük olur.' cümlesiyle ifade edilecek olan formül."

Üretme ve tüketme mevzuundaki görüşlerini Ümit Meriç, şöyle açıklıyor: "Tehlikeli bir soru soruyorum: Dünya otomotiv sanayii bugün durdurulsa mevcut olan araçlarla beşeriyet daha elli yıl yaşamaz mı? (Yaşayabilir.) O halde neyi üretiyoruz, niçin üretiyoruz? (...) Ütopyalarda biliyorsunuz, çalışma en az süreye indirilir ve ondan sonra kalan saatler insanın iç güzelliğini geliştirmesi, kendi dış güzelliklerini temâşâ etmesi için insana bırakılır. Orası artık insanın has bahçesi olan zamandır. Tabii ki, çalışacak. Hani Bektâşi'nin dediği gibi, 'Biz düğme dikmeye mi geldik bu dünyaya?' Yani var oluşumuzun sırrı nedir? Fert olarak, beşeriyet olarak ne zaman varacağız? Yoksa ürete ürete ne olacak? (...) Beşeriyet olarak biraz durup düşünmenin zamanı çoktan geldi. Böyle bir idrak çabasının olması zaten 70 milyonun tamamından beklenemez. Burada bir mayaya ihtiyacımız var. Düşünen, düşündüklerini söyleyen ve bunu söylemekten korkmayan insanlara, örnek şahsiyetlere ihtiyacımız var. Amerika'yı bizden önce bulmuş insanlara ihtiyacımız var. Bu açıdan televizyona çok ehemmiyet veriyorum. Televizyon her şeyi mahvediyor; ama, bir gün her şeyi o düzeltecek. Onunla gerçek çözümler insana bir gün ulaştırılacak ve belki yeni bir toplumun mayalanmasına sebep olacak. (...) Mesela, bugün Amerika'da Mevlana'nın bu kadar çok okunması, üzerinde dikkatle durulması gereken bir konu. Neyi arıyor Amerika? Hz. Mevlana senelerden beri orada liste başı. Acaba onlar Hz. Mevlana'da kendi hayatlarına ne gibi şifalar buluyor?"

Bu güzel sohbeti buraya kadar değerlendirmek istediğimizde, Kütüb–ü Sitte'yi okumuş ve Kur'an–ı Kerim'i pek çok mealinden ve tefsirinden okumuş gerçek bilim insanının isabetli bir noktaya geldiğini fark ediyoruz.

"Nankörlüğü" ele alırken sadece Rahman Sûresi'ni, 31 defa tekrarlanan "Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?" âyetini "Ne kadar da az şükrediyorsunuz?" "Hâlâ şükretmeyecekler mi?" mealindeki âyetleri hatırlıyor ve suratlara çarpılan nankörlük belgelerinin önünde kızaran yüzlerinizi fark ediyorsunuz.

Aynı şekilde yaratılış gayesini ifade eden âyetler önünde alınmış bir dersin, hazmedilmiş halini görüyor ve onu muhataplarına –talebelerine ders anlatma rahatlığında– anlatan bir bilgeyi karşınızda görüyorsunuz.

Hz. Mevlana için yaptığı değerlendirme de mühim.

Demek ki, Batı, bilhassa Amerika, evrensel problemlere evrensel mesajlı çözümler bekliyor. Mevlana ve kitapları mühim. Fakat onlar Şems–i Kur'an'ın yedi renginden sadece temsillerle ilgili bir rengini aksettiren birer ayna. Halbuki şu anda elimizde Kur'an Güneşi'nin yedi rengini de birden yansıtan çok parlak bir ayna var. Acaba onu bütün cihana ne zaman ve nasıl tanıtacağız?

Bu meseleye devam etmeliyiz.


a.aymaz@zaman.com.tr


@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @



Yazarımızın en son yazıları

19/ 08/ 2001... Yüzde bir başarısızlık istifa ettirdi
25/ 08/ 2001... Bazı toplantılar ve arayışlar
26/ 08/ 2001... Avrupa'nın en büyük mabedi, Avrupa'nın başşehrine
01/ 09/ 2001... Hoyratça bir tahribat içine itiliyoruz
02/ 09/ 2001... Önce fertler
08/ 09/ 2001... Ciğerler kopar gibi
09/ 09/ 2001... Duygu enerjisini kullanarak yönlendiriyor
15/ 09/ 2001... Yüz filozofu al götür
16/ 09/ 2001... "Fethullah Gülen'i insanlık tanımalı"
23/ 09/ 2001... Asırlar sonra keşfedilen büyüleyen manzara


| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.