Agharta
Şairin "Ben İsmet Özel/ Şair/ 40 yaşında" dediği dönemdeyiz. Sağımda solumda benden daha genç, ancak benden daha gayretli ve daha popüler arkadaşlarım var. Sağımda Faruk Mercan, Susurluk Prensleri ve Niso kitabıyla tanındı. Kadir Dikbaş, Rasih Yılmaz, Hüseyin Sümer ve Hayri Gül'ü de unutmuyorum elbette. Henüz kitabi bir yazar olamamak komplekse sebep olmuyor. Arkadaşlarımızın başarısını birlikte paylaşıyoruz çünkü. Solumda da Aydoğan Vatandaş'ın masası var. Önce haberini verdi, arkadan da yayınevinden gelen kitabını sıcağı sıcağına masama bıraktı. Agharta, en az diğer kitapları (Armagedon, Apokalipse, Haarp) kadar ses getirecek ve tartışılacak.
Agharta'da, insanlığın karşı karşıya kaldığı teknolojik savaşın boyutları ele alınıyor. Amerika'da yaşanan terörle, kitabın çıkış tarihinin kesişmesi, kitaba olan ilgiyi daha da artıracak. Kitabın arka kapağında önemli bir tespit var: "11 Eylül 2001 tarihinde ABD, kendi ürettiği teknolojiyle vuruldu. Yaklaşan teknolojinin etkileri daha da büyük olacak."
Son cümle hiç iç açıcı değil. O yüzden gelişen teknolojinin şerrinden Allah'a sığınmamız gerekiyor.
Dil beri
Geçenlerde 'Dil Bayramı' vardı. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer bir mesaj yayınlayarak, dilin kitleri birleştirme, yakınlaştırma ve kaynaştırma ögesi olduğunu vurguladı. Arkasından da ekledi: "Yaşamın her alanındaki kavram ve sözcüğün karşılığı Türkçede bulunması gerekir."
Çarşıya çıktığımızda kendimizi başka bir ülkede gibi hissetmemize sebep olan yabancı kelimelerden biz de şikayetçiyiz. Ama Türkçe karşılık buluyoruz diye, bir sürü tuhaf şey uydurulmasına da karşıyız. Bu sefer de Türkçe'ye yabancılaşıyoruz. Arı Türkçe diye, kendi kendimizi sokturmamızın alemi var mı? Bırakın dil, kendi kendine yaşasın, gelişsin.
Göz—altı
Meclis'te görüşülen Anayasa değişikliği yavaş yavaş kesinleşiyor. Önemli maddelerden birisi de gözaltı süresiydi. Partiler bu konuda uzlaşıp, gözaltı süresini hakim kararıyla en çok 4 güne indirdiler. Böylece gözaltı süresinde Avrupa'ya uymuş olduk. Çünkü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde de bu süre en çok 4 gün 6 saat olarak belirtiliyordu.
Maksat uyma olsun. Bizim aslanlarımız 4 günlük gözaltında da uydurabildiklerini uydururlar, hiç şüpheniz olmasın. 4 gün nedir ki, bülbül gibi şakımaya, erbabı el atarsa 4 saat bile yeter.
Ambargo
Sanayi ve Ticaret Bakanı Ahmet Kenan Tanrıkulu, 2002 yılı için kötümser olmamak gerektiğini söyledi. ABD'deki saldırının ardından İslam ülkelerinin ürünlerine konabilecek ambargodan Türkiye'nin fazla etkilenmeyeceğini de sözlerine ekledi. "Durumumuz, bundan daha beter olamaz!" diye mi düşünüyor acaba?
Kazanç
Gün ışığından daha fazla faydalanılması amacıyla 25 Mart'ta başlatılan yaz saati uygulaması 28 Ekim tarihinde sona eriyor. Uygulamayla yaklaşık 30 trilyon liralık enerji tasarrufu sağlandığı tahmin ediliyormuş.
Madem bu kadar kârlı. Niye vazgeçiliyor ki? Yaz saati uygulaması hep yürürlükte kalsın.
Ocakta gel
1 Ekim itibarıyla üniversitelerin büyük çoğunluğu yeni eğitim öğretim yılına başlıyor. Lakin Marmara Üniversitesi'nin İletişim Fakültesi bundan müstesna. Okula giden öğrencilere, "Şimdi gidin, ocakta gelin!" diyorlar. Mecburi bir 3 aylık tatil yani?
Peki ama niye? Sebebi basit. Fakülte, depreme karşı güçlendirme çalışmaları sebebiyle boşaltıldı. İçinde tadilat yapılacak ve bina depreme karşı dayanıklı hale getirilecek. İçindeki eşyalar mı? Onlar da öğretim üyelerinin üzerine zimmetlendi.
Depremin üzerinden ne kadar zaman geçtiğini bir kenara bırakıp soralım, "İyi tamam güzel de. Bunu koskoca yaz tatilinde niye yapmamışlar? Okullar açıldıktan sonra tadilat mı olur mu?" El cevap: Olur elbet. Burası Türkiye.
Yoksula yardım!
Türkiye'de sosyal patlama olmasın diye Dünya Bankası, Türkiye'ye fakir fukaraya dağıtılsın diye bir miktar para gönderdi. Yanlış anlamayın elbette 'hibe' falan değil. Daha sonra faiziyle birlikte geri alacaklar. Bu parayla yoksul öğrencilere yardım yapılacak, 400 bin aileye de 40 trilyon tutarında yakacak yardımı yapılacak.
Buna bir de isim taktılar: "Sosyal Riski Azaltma Projesi"
İyi, hoş da, kimlerin o yardıma ne kadar ihtiyacı olduğunu nasıl tespit edecekler? Türkiye'de yardıma muhtaç olmayan aile, –sağolsunlar, var olsunlar, büyüklerimizin sayesinde– kalmadı gibi bir şey. Bu yardımlar gerçekten ihtiyaç sahipleri yerine, yine birilerinin dost, akraba ve hısımlarına giderse... Siz asıl o zaman görün 'sosyal risk'i.
|