Sansürün ölçüsü!
ABD'de terörist saldırı sonrası önce kanlı görüntüleri yayınlamamakla alkış toplayan basın, son günlerde Beyaz Saray ve Savunma Bakanlığı tarafından gelen uyarılarla gündemde. Terörizmle savaş ilan edilmesinden sonra Beyaz Saray yetkilileri, ulusal basının editörlerini arayarak, ''Ulusal güvenlik açısından, Başkan Bush'un, Başkan Yardımcısı Dick Cheney'in ve bakanların programı, Beyaz Saray'ın ayrıntılı fotoğrafları ve hükümetin istihbarat toplama yöntemleri hakkında yazmayın.'' ricasında bulundu. Beyaz Saray yetkililerinin ''Size ne yazacağınız konusunda kural koymuyoruz. Bunlar sadece rica.'' mesajına bütün gazetelerin ''uygundur'' dediği yine Beyaz Saray çevresince ifade ediliyor.
Saldırıdan bir hafta sonra Kongre'de ''savaş ilan eden'' Başkan Bush, ABD medyası açısından bu yeni duruma işaret etmişti. Bush, askeri operasyonların, daha önceki savaşlar gibi televizyon ekranlarından izlenmesinin mümkün olmayacağı, gizli operasyonlar yapılacağı ve başarıların bile sır olarak kalabileceğini anlatmıştı.
Savunma Bakanı Rumsfeld ise gazetecilere harekatla ilgili operasyonel bilgiler veren askeri yetkililerin görevden alınacağını açıklamıştı. Pentagon Sözcüsü Victoria Clarke da, yakında gazeteciler ve askeri yetkililer arasında bir toplantı yapılacağını ve askeri harekatla ilgili haber alma hakkının sınırlarının konuşulacağını açıkladı.
Bu ''beyaz rica'' başta ABD medyasında olmak üzere tüm basın dünyasında tartışma konusu oldu. Türkiye'de de konu gündemde yer almaya başladı. Yeni Şafak yazarı Taha Kıvanç'tan sonra Milliyet Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Yılmaz, dün bu konuyu ele alarak şu değerlendirmede bulundu:
''Bir gazete editörü olarak hükümetlerin ulusal güvenlik ile ilgili konularda, gerekçelerini açıklayarak ve ikna ederek bazı haberlerin kullanılmamasını 'rica etmeleri'nde yadırganacak yön göremiyorum. Benzeri durumlarda benim gibi başka birçok Türk meslektaşım da aynı şekilde davranıyor. Bu bir sansür değil. Evet burada bir otosansürden söz etmek mümkün; ancak bu tamamen gazetecinin kendi vicdanı ve özgür iradesiyle gerçekleşen bir durum.''
Yılmaz'a göre bu konuda dikkat edilecek kriter ise şu:
Elinizdeki haberin yayımlanmamasında bir kamu yararı var mı ve bu kararı kendi özgür iradenizle mi veriyorsunuz? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararları, sansür iddialarında 'ceza tehdidinin varlığı' şartını arıyor. Eğer ortada bir ceza tehdidi yoksa sansürden söz edilemiyor.
İkinci 'Alaton' vakası
Haber kaynağının 'yayımlanmaması koşuluyla' aktardığı bilgilerin gazeteye yansıtılması çarpıklığı tekerrür etti. DSP Milletvekili Fahrettin Gülener'in Hürriyet muhabiri Şaban Sevinç'e ısrarla 'yayımlamayın' uyarısında bulunduğu telefon konuşması kamuoyuna aksettirildi.
Bundan kısa bir süre önce benzer bir olay ile İshak Alaton yüzleşti. Alaton, ortağı Garih'in öldürülmesinden sonra kendisiyle röportaj yapan Milliyet muhabirine 'of the record' bazı bilgiler vermiş; ancak bunlar gazetede yer almıştı. Alaton, bu tablo karşısında Milliyet'e ağır bir tekzip göndermişti.
Hürriyet'in önceki gün verdiği habere göre DSP'li Gülener, DSP liderine sağlığı ile ilgili kaygılarını ileten bir mektup iletti. Bunun üzerine Rahşan Ecevit, Gülener'i evine çağırdı ve ''Biz Bülent'ten sonrasını belirledik, merak etmeyin.'' dedi. Haber, Ecevit çifti tarafından yalanlandı. Mektubun varlığında ve Rahşan Ecevit ile görüştüğünde ısrarlı olan Gülener ise, 'yayımlamayın' kaydına uymayan Hürriyet yüzünden zor durumda kaldığını kaydetti. Bu arada hükümete uzun süredir bayrak açan Sabah da olaya köşe yazarları ile katıldı. Başyazar Güngör Mengi, bu uğurda Hürriyet'i karşısına almayı bile göze aldı. Mengi, ''Hürriyet gazetesi ayıp etmiştir.'' dedi.
'Dedikodu'dan manşet olur mu?
Star gazetesinin spor sayfasında dün Fenerbahçe ile ilgili bir haber yer aldı. Haber bir dedikodudan ibaretti. İlginç olan Star'ın da bunun bir dedikodu olduğunu itiraf etmesiydi. Gazete ''Bu bir dedikodu; ama ateş olmayan yerden duman çıkmadığı bir gerçek'' ifadesiyle verdiği haberde Fenerbahçe yönetiminin Mustafa Denizli'nin biletini Lyon maçı sonrası kestiği ve G.Saray'ın teknik direktörü Lucescu ile görüştüğü iddia ediliyor. Bizi ilgilendiren haberin konusu değil. Zaten gazete de bunun bir ''dedikodu'' olduğunu ifade ediyor. Üzerinde durulması gereken nokta, ''dedikodu'' olarak nitelendirilen bazı iddiaların hangi mantıkla manşete taşındığı... Gazetede olayın taraflarının da iddiaları yalanladıkları vurgulandığı halde, neden konu manşete taşınıyor? Son günlerde karışıklıklar yaşayan futbol dünyamıza medya da körükle gidiyor...
|