İnsanlar savaşsız bir dünya istiyor
Yıllardır hep aynı oyun oynanıyor. İstenmeyen bir olay vuku bulduğunda hemen faillerinden çok fiili gerçekleştirenlerin aidiyetleriyle olay tanımlanıyor. Dünyada her yıl on binlerce tedhiş olayı yaşanıyor. Birçoğu hâlâ hafızalarda olmasına rağmen kimse olayı gerçekleştirenleri tanımlarken Hıristiyanlık veya Yahudilikle bir bağ kurup dünyada ne kadar Hıristiyan veya Yahudi varsa zanlı olarak ilan etmiyor veya saldırılarda bulunmak için insanları tahrik etmiyor. Ancak her nedense olay Müslüman kimlikli biri tarafından işlendiğinde hemen Müslümanlık ve İslam Dünyası adeta şamar oğlanı ilan ediliyor.
Bu durumun verdiği sıkıntı ile ilgili yüzlerce mektup alıyoruz. Örnek olması açısından bunlardan sadece ikisini kısaltarak nazarlarınıza sunuyoruz.
Suçlayanların acımasız tavırlarının aksine insanımız her zamanki gibi sağduyulu. Olayların perde arkasının görünenden çok farklı olduğunu biliyor ve kesinlikle bu haksız savaşı istemiyor:
"Amerika'da haince ve masum insanlara karşı yapılan saldırının, tüm dünya gibi ben de yıllardır bu terör denen beladan çok acı çekmiş bir ülkenin evladı olarak acılarını gönülden paylaşıyor ve lanetliyorum." diyen İsmail Doğan da bunlardan biri.
"Sanki tetikte bekler gibi olayın hemen ardından birçok Avrupa ülkesi yetkilileri verdikleri demeçlerde İslami terör diye nitelendirdikleri İslam'ın amacından çok uzakta ve masum birçok Müslüman'ı da derinden üzen bu bilinçsiz konuşmalarla "küresel dini kutuplaşma" için ortam sağlıyorlar. Amerika'da yapılan saldırının bizim yıllardır başımızın belası olan terör saldırılarından daha çok reyting yapması da başka bir sorun.
Acaba terör mağdurları arasında, "Çifte standart mı var?" diye sormak geliyor insanın içinden.
Umarım bundan sonraki yıllarda yeni kutuplaşmalar olmaz ve kutuplaşmasız bir dünya olur. Dünyada barış, huzur, kardeşlik olmasını ümit ediyorum.
Aynı kafeste yaşayan iki kuş gibi paylaşım, sevgi, anlayış, birlikte yaşama mutluluğu duygusuyla yaşamayı öğrendiğimiz zaman her şeyin o zaman yoluna gireceğini düşünüyorum." şeklinde duygularını dile getiren Doğan, milyonlarca benzeri gibi 'SAVAŞA HAYIR!!!' diye haykırıyor.
Niğde'den Fakihe Akgül ise başka bir açıdan olayı yorumluyor: "Haberleri izliyorum ve görüyorum ki; iki kanal dışındaki bütün televizyonlarda, haberlerin çoğunluğunu magazin haberleri oluşturuyor. Oysa ki Samanyolu Televizyonu'nu izlerken gerçek hayatı görüyorsunuz. Afgan halkının neredeyse çeyrek asırdır savaşla boğuştuğunu, oradaki çocukların açlıktan, bakımsızlıktan öldüklerini... On iki, on üç senedir "kas erimesi" hastalığı ile boğuşan ve neredeyse kemikleri de erimiş olan bu çocuğu görünce gözyaşlarıma hakim olamadım. Ya söylediği tevekkül dolu sözleri, "Ben zaten daima Allah'a şükrediyordum, şimdi de şükrediyorum..." O bunları söylerken kendimi düşündüm. Acaba ben de şükredebiliyor muyum?..
"Terörün İslamiyet'le bir ilgisi yoktur.", "Müslüman terörist olamaz, terörist de Müslüman." demeçleri Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından da yapılmasına rağmen bazı Tv kanallarının, bu terörist eylemi hâlâ İslamiyet'le ilişkilendirmeye çalışmalarına bir anlam veremiyorum..."
Yeşil kartlılar ve ilaç problemi
'Haseki Hastanesi'nde yatan 'yeşil kartlı' hastalardan ilaç parası isteniyor. Doktor reçeteleri hastane saymanlığına gönderilmesi gerekirken hastalara ve refakatçilere "İlaçlarınızı dışarıdan alın." diye baskı yapılıyor. Yeşil kart kullanan hastalar paraları olsa zaten kendileri alacak. Haseki Hastanesi'nde yeşil kartlı hastalara kanunsuzluk yapılıyor, zulüm yapılıyor."diyen Ömer Besim Aktekin isimli vatandaşımızın şikayetini hastane yetkilileriyle görüştük.
Haseki yetkilileri, 'yeşil kartlılarla' ilgili böyle bir problemin söz konusu olmadığını, bazı hastalarının yanlış bilgilendirilmiş olabileceğini belirterek "Ancak ayakta tedavi gören hastaların bağlı olduğu belediye veya Sosyal Yardımlaşma Vakfı gibi kuruluşlardan ilaç temin etmelerini istiyoruz. Bu da yasal bir işlemdir." dediler.
Nilüfer Turizm'e teşekkürler
10 yıldır çok sık yurtiçi seyahat eden birisiyim. Tüm seyahatlerim esnasında modası çoktan geçmiş, belki yüzlerce defadır oynatılan Türk filmleri, hatta yer yer şiddet içeren ve müstehcen içerikli filmlere dahi rastladım. Fakat son yolculuğum çok farklıydı. İstanbul- Ankara arası muhteşem bir belgesel izledim. Hem öğretici, hem de düşündürücü bir belgeseldi. Bu örnek uygulamanın diğer otobüs firmalarına da örnek olması temennisiyle...
(A. Erkan Yiğitsözlü)
|