Döviz zedeler
Türkiye'de garibanın işi zor. Eskiden orta direk diye bir kavram vardı. Ekonomik dengesizlikler, ortada direk mirek bırakmadı. Elinin emeğiyle, alnının teriyle kazandığı üç beş kuruşu, sırf muhafaza etmek için dövize yatıranların bir kısmı, ellerindekinden de oldular. Batan finans kurumları, daha ziyade bu kesimi vurdu. Şimdi çaresiz bekliyor ve kara kara düşünüyorlar. İçlerinde çok zor durumda olanlar da var.
Öğrenci olduğunu söyleyen bir okur, çaresiz biçimde dert yanıyor: "Hamallık yaparak kazandığım harçlığı bir finans kurumuna yatırmıştım. Şimdi elimden o da gitti. Çok para değil; ama benim için önemli. Ne zaman ödeyeceklerini de bilmiyorum."
Bir de tersi söz konusu; bankalara ve finans kurumlarına döviz borcu olanların durumu var. Onların hali daha vahim. "Mahkemeye başvursak, hakimler nasıl karar vereceklerini bilmiyorlar!" diyorlar.
Döviz hem Hazine borçlarını, hem de vatandaşı zedeliyor. Bir de dövizzadeler var, onlar işin keyfinde...
Dalkavuk
Devlet Bakanı Mehmet Keçeciler, Türkiye'de yaşanan ekonomik krizin sebebini, 'siyasi popülizm' olarak açıkladı. Ülkeyi krizden çıkarmaya talip olduklarını söyleyen Keçeciler hemen ardından da buna yetkileri olmadığından yakındı. Keçeciler'in sözleri arasında takıldığımız ise şu oldu: "Siyasiler halk dalkavukluğu yapıyor!"
Hadi canım, nerdeee o günler! Ortalıkta bir yalakalık var; ama bunun halkla hiç alakası yok. Sözü şöyle ifade etmek lazım: "Siyasiler lider dalkavukluğu yapıyor!" İşte o zaman söz tam yerini bulur.
Duvar yazısı:
Beklenen savaş Amerikanlı mı olacak Amerikansız mı?
Değmezse
Köşenin müdavimlerinden Nuri Kırmızcı, şahit olduğu hadiseyi göndermiş, okuyalım:
Bir iş için gittiğim dükkanın önünde iki kişi konuşuyorlardı. Biri, diğerine içecek ısmarlamıştı. Adam, ısmarlananı içti. İçtikten sonra, ikram edene teşekkür niyetiyle, "Geçmişlerinin ruhuna değsin!" diyerek dua etti. Diğeri espriyle karışık sordu:
Değmezse, ne olacak?
Ben, ikramı kabul edenin dış görünüşüne bakarak kültür seviyesini çıkardığımdan, böyle bir cevap verebileceği ihtimalini düşünmemiştim. Adam, ben ve benim gibilere ders verircesine cevabı yapıştırdı:
— Değmezse, teğet geçer!
Satışlar tuz buz
Fıkra, Sabastian rumuzuyla yazan okurumuzdan: Büyük bir gıda zincirinin tanzim—teşbir müdürünün yolu Konya Ovasına düşmüştü. Dümdüz akıp giden yolda uykusunu açmak için küçük bir markette mola vermişti. Ufacık dükkana girdi. Aspirin alacaktı. Alışkanlıkla raflara göz atınca bir de ne görsün? On raftan ikisinde temel ihtiyaç maddeleri, sekizinde ise tuz. Tuz memleketinde raflar tuz dolu. Olacak iş değildi! Bu kadar büyük tuz talebinin sebebini anlamak istedi. Market sahibini kasanın başında buldu.
—Ne kadar çok tuz satıyorsunuz, bu küçük kasabada?
—Ben mi? Ben tuz muz satamıyorum; ama tuzcunun adamı nasıl tuz satılacağını çok iyi biliyor.
Her tarafı vurdu
Amerika'daki terör olayı dolaylı ya da dolaysız bizi birçok yönden etkiledi. Bunlardan bir tanesi ise biraz gözden kaçtı gibi. Onu da biz duyuralım dedik.
Çok uzun bir aradan sonra bildiğiniz gibi ilk defa bu yıl hacca karayoluyla izin verilmişti. Ama terör birçok şeyde olduğu gibi bu konuda da bize oldukça zarar verecek gibi. ABD ile Afganistan arasındaki gerginliğin izleyeceği seyre göre hac için karayolu seferlerinin iptali söz konusu.
Normal şartlarda karayoluyla hac yolculuğu 26 Ocak'ta başlayacaktı. İki ülke arasındaki gerginliği şimdilerde Dışişleri Bakanlığı ile birlikte Diyanet İşleri Başkanlığı da yakından takip ediyor. Savaş çıkarsa karayoluyla seyahat güvenli bulunmayacak ve iptal edilecek. Anlaşılan ABD, Türkiye'deki Müslümanlar için de bir iyilik düşünüyor.
Okuma
Gaziantep Üniversitesi Kilis Muallim Rifat Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hikmet Celkan, öğretmenlerden sürekli okuyarak kendilerini geliştirmelerini ve dar kalıpların sınırlarını aşmaları gerektiğini söyledi.
Ne kadar haklı. Eğitimci önce kendisini tam tekmil yetiştirecek ki, daha sonra yetiştirdiklerine bir şeyler verebilsin. Bunun yolu da elbette okumaktan, çok okumaktan geçiyor. Aldıkları maaşlarla, zirvelerde dolaşan kitapların yanına yaklaşıp nasıl okuyacaklar bilemeyiz; ama mutlaka ama mutlaka okumalılar. Mesela limon mu satıyorlar, bakacaklar müşteri yok hemen açıp kitaplarını okuyacaklar. Ya da yara bandı, kâğıt mendil mi satıyorlar. En ufak bir zaman boşluğunda hemen kendilerini okumaya verecekler.
Kendisini geliştirmeyen, yenilemeyen öğretmene öğretmen mi denir?
Aklı selim
Amerika'nın Afganistan'a saldırısıyla çıkabilecek şiddetli savaşın bölgeye yayılabileceği ihtimali, bütün dünyayı endişelendirirken, Türkiye'de yaşayan insanları bu durum fazla tedirgin etmiyormuş. Vatandaş, "Biz zaten ekonomik krizle, işsizlikle, parasızlıkla, geçim sıkıntısıyla savaşıyoruz. Bütün bu dertlerin üstüne savaşmaktan kim korkar." diyorlarmış. İyi desinler bakalım, bir savaş çıksın da, o korktuklarının nasıl katlandığını bir görsünler.
|