GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

 

07/10/2001

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Dünyada Zaman

Arşiv - Arama

Dünyalılar

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Girişim

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH

KORKUNÇ OLAYIN FOTOĞRAFLARI

Saldırıyı kınayan
Fethullah Gülen:
Menfur sabotaj


Türkçe / English

Deutsche

ABD'de yakını olanlar için danışma hattı 
(0-312) 285 46 19
285 46 17

Okur Hattı

Basın Özetleri

Haber Üyeliği



Recai GÜLLAPDAN

Aykırı Bakışlar

İlmin sonu yok; "müşürlük" ne demektir biliniz bakayımdır?

Bakkalın müflisi veresiye defterini karıştırarak âh eder dururmuş; imdi bir başka mes'ele içün bu haftaki mekaaleme girizgâh edecektim fekat müflis deyicek yüreğim sızladı. Ah azizler, bizim küçük esnafın hâli hakiykaten perişandır; pekey büyük esnafın hâli ondan çok mu eyidir diyecek olursanız onlar dahi daha böyük bir müzayaka içinde inim inim inleyorlar. Fukara takımı alınganlık etmesin fekat vâriyet sahibinin varlıktan yokluğa düşmesi daha bir fena olsa gerektir.

Geçen gün bir kamyonun çamurluğunda bir yazı gördüm, deyor ki, "Ortam bozuk!" Evet, Türkçesi kötü fekat şöför arkadaş vaziyeti eyi tasvir etmiş; vaziyet hakiykaten bozuktur ve sıkı durmak zamanıdır. İmdi bizim müflis bakkal diyecek ki içinden, "yahu Recai bey daha nasıl sıkı duralım; bizde sıkı duracak tab ü tâkât mı kaldı?" Vallahi ne diyeyim azizler; beterin beteri vardır. Hemen Mevlâ bizleri daha beterinden esirgesin deyu dua edelim zira tasavvur ediniz ki, bu alîl ve meflüç hökümatı dahi aratacak hallerden Cenab-ı Hak cümlemizi muhafaza buyursun; âmin!

Bakkalın müflisi dedim ya, maksadım sizleri hiç değilse bu haftalığına olsun melmeket meselelerinin bunaltısından uzaklaştırıp bir miktar gülümsetmek idi. İmdi efendim bir kazata muharririnin durduk yere fıkra nakletmeye kalkışması, umumiyetle yazacak mevzu sıkıntısı çektiğine delâlet eder de onun içün iyzah edeyorum. Hamdolsun bizde mevzu mebzul; hangi ilme, fenne, hangi hırfete, hangi ihtisas sahasına el atacak olsa idim netekim kainat çapında binlerce sahifalık mekaaleler tertib etmek, şu fakiyr içün olsa olsa bir zeman meselesinden ibarettir. Kazatamızdaki bazı muharrir arkadaşların şu fakiyre haset etmesi boşuna değildir ey ihvân-ı güzîn. Neyse efendim, sanki kendimi medhediyormuş gibi bir intiba vermeğe lüzum yoktur. Geçenlerde tanımadığım bir şahıs, benim elektironik mektup sandukama "Erzurum fıkraları" serlevhasıyla bir meyil yollamış. Hoppala! Tanımam bilmem. Son günlerde böyle bir âdet çıkmış meğerse. Muhatabı tanıyıp tanımamak mühim değil, bir yerden elektironik mektup adresini ele geçirmek kafi. Millet birbirine bir sürü lüzumlu lüzumsuz mektup, ilan, davet, hatta fotogıraf yollayıp durmakta. İz'an yahu! Ayıptır. Adam gibi haberleşmenin ilk şartı, lâakal bir tanışıklık hukuku muvacehesinde bulunmak değil midir?

Fekat azizler mektubu açıp okuyıcak asabiyetim yerini sükûnete, hatta bir müddet sonra tebessüme terk etti. Gün boyunca kendi kendime gülüp durdum. İmdi sizlere bu leziz Erzurum fıkralarından bir küçük demet takdim edeyor ve bu vesiyle ile Dadaş kaarilerime buracıktan muhabbet ve selamlarımı göndereyorum bizzat.

***

Erzurum çarşısında bir hanım telâş ile seğirterek koşarak belediye

otobosunu durdurmaya uğraşmakta. Otobostakiler "Hoop şofor efendi, binecek var" diye ünleyince şofor lâhavle çekip firene asılıyor. Kadıncağız kan-ter içinde kapıdan şofora soruyor,

"Hele gardaş bu otubus İlice'ye gedir mi?" Şofor efendinin canı burnuna, gelmiş zaten. O öfke ile,

"Yoh bacı, getmez!" deyicek bu defa kızma sırası kadına geliyor,

"Haydaaaa eleyse niye durdun ki!"

***

Dadaş turizm otobosu Ankara'da mola vericek yaşlı bir Dadaş alelacele hacet giderip otobosa teveccüh edeyor fekat içinde bir şüphe. Okuma yazması da yok; acaba yanlış otobosa biniyor olmasın? İşini garantiye almak içün bizim yaşlı Dadaş otobostan başını uzatıp soruyor,

"Dadaşlar helem bir bakın ki ben bu otobosun yolcusu muyam!"

***

Vaktiyle Erzurum'un ileri gelen resmi zevatından bir şahıs tanıdık bir köy ağasına misafirliğe gidiyor. Ağa hanedan adam tabii; hatırlı misafirine izzet ikramda bulunuyor. Yemekten sonra misafirin önüne bir kalbur dolusu yer elması koyuyor. Bunca ikramdan mahcup olan misafir, "Ağa ne zahmet ettin, bunlara ne lüzum vardı.." deyicek Ağa gururla cevap veriyor,

"Ne zehmeti efendi; farzet ki müşürlüge tökmüşem de öküzler yiyir!"


r.gullapdan@zaman.com.tr


@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @



Yazarımızın en son yazıları

08/ 07/ 2001... Başvekil tek başına, Kızılay'da karşıdan karşıya geçebilir mi hakkındadır
22/ 07/ 2001... Sarmısak dedim de aklıma geldi...
29/ 07/ 2001... Yenilikçiler hakkındaki mütaleamdır!
05/ 08/ 2001... Ey kaari-i güzin, yâre-i vatanın melhemi belki de sabırdır!
12/ 08/ 2001... Savulunuz; medeniyetin müdafii "Asrî Battal Gaazi" geleyor!
19/ 08/ 2001... Kafamın döşeme tahtaları niyçün acaib sesler çıkarayor?
09/ 09/ 2001... Hamamözü bahçelerinden erik sirkat ettiğimizin hikayesidir
16/ 09/ 2001... Hariciye muharrirlerine ibrettir: Tahlil netekim işte böyle olur!
23/ 09/ 2001... Ey gaaziler: Emperyalizmaya karşı omuz omuzadır!
30/ 09/ 2001... Ben "leb" diyorum gerisini siz anlayınız vesselam!


| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.