GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

 

08/10/2001

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Dünyada Zaman

Arşiv - Arama

Dünyalılar

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Girişim

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH

KORKUNÇ OLAYIN FOTOĞRAFLARI

Saldırıyı kınayan
Fethullah Gülen:
Menfur sabotaj


Türkçe / English

Deutsche

ABD'de yakını olanlar için danışma hattı 
(0-312) 285 46 19
285 46 17

Okur Hattı

Basın Özetleri

Haber Üyeliği



 


Ruh sağlığımız nereye?

Geçtiğimiz günlerde Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Arif Verimli'nin misafiri idik.

Her zamanki babacan tavrıyla misafirlerini ağırlayan Verimli, artan hastaları nedeniyle oldukça tedirgin ve üzgündü.

Çünkü daha önceleri yüzbinin altında olan hasta sayısında son bir sene içinde adeta patlama yaşanmış.

Türkiye'deki psikiyatri yatak sayısının üçte birine sahip olan Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ne bir yıl içinde tam 240 bin hasta başvuruda bulunmuş. Evet yanlış duymadınız tam çeyrek milyon insan. Abdullah Dirican arkadaşımızın yaptığı oldukça ilginç araştırmaya da bakıldığında Türkiye'deki diğer ruh ve sinir hastalıkları hastanelerine yapılan başvurularda da son 6 ayda büyük artış bariz bir şekilde gözleniyor.

Verimli, bu patlamayı "psikiyatrinin itibar kazanmasına ve artan işsizliğe" bağlıyor. Ancak toplumun karşı karşıya bulunduğu problemler sadece işsizlikten ibaretmiş gibi gözükmüyor. İnsanlarımız maddi ve manevi olarak değer kaybına uğruyor, okumadan barınmaya, dolaşmadan makam ve mevkilerde sicillerle oynamaya varan geniş bir yelpazede değer erozyonuna tabi tutuluyor.

Televizyonlarla başlayan bombardıman, radyo ve gazetelerle gün boyu devam ediyor. Halkın milyonda birini ancak oluşturan bir kesimin, bir eli yağda bir eli balda, bedeni bar ve sahillerde olan medyatik insanların hayatları karşısında, evinde ekmek bulamayan anne-baba, dede-nine veya çocuklar acaba hangi duyguları taşıyabilirler? Bu hayat tarzını televizyonda seyredip çarşıda reel hayatın acımasız çarklarıyla karşılaşan genç, hangi olgun tavırları sergiler? Diğer taraftan kanun ve polislerle çevrelense bile, temel ihtiyaç maddelerini bile karşılayamayan, çocukları evde aş bekleyen insanları kim zapt edebilir? Gayrî kanuni ve gayrî meşru yollara tevessül etmeyen veya fıtratı gereği edemeyen vatandaş uzun süre aklını nasıl muhafaza edebilir?

Kısacası bir tarafta manevi hazlardan arınmış, dünya zevklerinin zirvede yaşandığı veya o hissin verildiği, ülke insanın gözlerine ve beyinlerine dayatılan yaşantı, diğer yanda ise dibe vuran ekonomi, eriyen maaşlar, pula dönmüş TL kapanan işyerleri ve devleşen işsizler ordusu insanlarımızı maalesef hasta ediyor. Devletlular 'Alternatifimiz yok.' diyerek bunu pek umursamıyor; ancak durum hiç de iç açıcı görünmüyor.

Adana Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekim Yardımcısı Psikolog Hamza Avcı'nın tespitleriyle toplumdaki bireylerin yüzde 30'u tedavi gerektirecek düzeyde ruhsal sorunlarla karşı karşıya bulunuyor. Genel olarak toplumda 100 birey seçtiğinizde yüzde 70'inde ruhsal bozukluk semptomu gözleniyor. Bunların bir kısmı kendi imkanlarıyla sona eriyor; ama yüzde 30'unda da ruhsal bozuklukların psikolojik tedavi gerektirecek boyutta olduğunu belirtiyor.

İnanmayanlar, Bakırköy, Manisa, Adana, Elazığ Ruh ve Sinir Hastalıkları hastaneleri yetkililerine uğrayabilir veya başvurabilirler.

Vatandaşlarımızın şimdilik başvuracakları merci gözükmüyor gibi. Ancak en güzel imkanlar, en zor şartlarda açılır. Allah bir kapıyı kapatınca on kapıyı açarmış. İnşaallah bu sefer de aynı kanun işler.




AÖF öğrencilerine çifte standart mı?

AÖF'de aynı anda iş ve okul hayatını sürdürmek zorunda kalarak okuyan bizler ne yazık ki mezun olmak için 1 soru yüzünden 1 sene beklemek durumundayız. Örgün eğitim gören onbinler bizlerin aldığı notları alsalar hocalarıyla görüşerek, yeni sınavlar sağlayarak, hoca takdirlerine sahip olarak rahatlıkla mezun olabilirler. Oysa ben ve benim durumumdaki yüzler bir makine ile muhatap olduğumuzdan sadece 1 soru daha az çözebildiğimiz için hayatımızın 1 senesini daha kaybetmekteyiz. Bunca ekonomik sıkıntıya göğüs germeye çalışan ülkemiz insanlarından sırf harç parası alabilmek için mi mahkum ediyorlar bir yıl daha beklemeye?..

M. Gürsoy / İstanbul




Ziraat Bankası’ndan açıklama

17.9.2001'de Çankırı'dan Zekeriya Yukarıkır'ın 'kredi kartı harcamaları' ile ilgili itiraz ve şikayetini ilettiğimiz Ziraat Bankası Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü yetkilileri konuyla ilgili bir açıklama yaptı.

Yapılan inceleme sonucunda Sn. Yukarıkır'ın 'harcama ekstresinde' herhangi bir yanlışlık yapılmadığı sonucuna varıldığını söyleyen banka yetkililerinin açıklaması şöyle: ''Kart hamili 18,2 tarihinde ödemesi gereken toplam borcunun tamamını ödemeyerek, bir kısmını kredilendirmiştir. Kalan borcunun hesap kesim ve ödendiği gün arasında hesaplanan faizi kendisine bildirilmiş; ancak kart hamili izleyen aylarda kesilen 4 ekstre dönemi boyunca bunu ödememiştir. En son 16.7 tarihine kadar ödenmek üzere kendisine bildirilen borç tutarını 18.7 tarihinde geç yatırmış ve bu nedenle gecikme faizi alınmıştır."



n.bayhan@zaman.com.tr
 

| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.