GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

 

20/10/2001

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Dünyada Zaman

Arşiv - Arama

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Girişim

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH

Okur Hattı

Basın Özetleri

Haber Üyeliği



Ali ÇOLAK

Gülsaati

Eski yazarları niçin okuyoruz?

17. yüzyıl Klasik yazarları gibi ''En iyi şairler eski şairlerdir.'' demeyeceğim elbette; ama zamanın sınavından geçmiş yazarların, şairlerin bir büyüsü olduğuna da inanıyorum doğrusu.

Öyle ya, bedenleri toprak olmuş, soyları kesilmiş bu savunmasız kalemler, kendi dünyalarından çok uzak ve bambaşka bir çağın çocuklarına hâlâ ilginç geliyor. ''Ahir zaman'' nesilleri olan bizler, bir yandan yaşadığımız günlerin bütün değerlerini hızla eskitip yok ederken öbür yandan da o ''ilkel'' çağların adamlarına dönüyor ve onlarda ''ölümsüz'' olana dair hazineler arıyoruz. Çağımızın bize hediyesi olan 'mağrur bakış'a rağmen, onların bıraktığı sayfalar arasında kendimize ait çok şey buluyoruz. ''Klasisizm, geçici rağbeti değil, sürekli rağbeti arar.'' diyen Andre Gide, haklı olmalıdır. Gide'in bu sözünü ettiği rağbet, yalnız Klasisizme bağlı sanatçılar ve eserleri için değil, ''üzerinden çok zaman geçtiği halde değerini yitirmeyen, türünde örnek olarak görülen'' bütün yazarlar, şairler ve onların eserleri için geçerli elbette.

Bugün, en çok rağbet edilen, kitapları en çok satılan yazarlar, yaşayanlar değil, o ''büyük ölüler''dir. Onların ne imza günleri, ne söyleşileri ne de profesyonel reklam ajansları var. Sahip oldukları tek şey, çoktan miri malı olmuş eserleri, ''ölümsüzlük suyu''na batırılmış kelimeleri... Öbür dünyadan çağımıza sarkıttıkları ipler ve sızdırdıkları ışıklarla hâlâ bizi yönetmeye, zevklerimizi biçimlendirmeye devam ediyorlar.

Yayınevleri, ''yeni''lerden çok, ''klasik'' yazarların eserlerini yayımlayarak ayakta durabiliyor. Yunus Emre, Mevlana, Fuzuli, Nedim, Hamid, Haşim, Halit Ziya, Halide Edip, Peyami Safa, A. Hamdi Tanpınar yeniden, yeniden yayımlanıyor. Shakespeare, Montaigne, Moliere, Balzac, Dickens, Dostoyevski, Tolstoy, Çehov her gün yeni bir yüzle çıkıyor karşımıza. Ve sanırım onların eserleri; reklamların, özendirmelerin heyecanına kapılıp satın alınan romanlar, şiirler gibi başlanıp sonra bir köşeye atılmıyor; döne döne, tadına vara vara okunuyor. Her çağda ve her yaştan okurları, dostları oluyor bu ''eski'' adamların.

Bugünlerde, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, çağlara meyden okuyan Shakespaire'in bütün eserlerini yeniden yayımlamaya başladı. Dostoyevski'nin Kumarbaz'ı da kim bilir kaç kez basıldı; ama geçtiğimiz günlerde yeniden çıktı İletişim'den. Halit Ziya Uşaklıgil'in Aşk-ı Memnu'su da öyle... Özgür Yayınları, bugünün nesillerine ''yabancı'' gelecek kelimelerin karşılığını metnin içinde vererek bu yüz yıllık eseri yeniden okurun ilgisine sunuyor. Yakında, Faruk Nafiz ve Mehmet Rauf da aynı şansı bulacak. Kitapçı dükkanlarına her gidişimde Refik Halid Karay'ın, Halide Edip'in eserlerinin yeni yüzleriyle karşılaşıyor ve kendi kitaplarım yayımlanmış gibi heyecanlanıyorum. Biliyorum ki bu romanlar, hikayeler, denemeler okunuyor. Üstelik meraklı ve bilinçli bir okur kitlesi tarafından... Okunmasa, satılmasa bunca yayınevi basar mı bir asrı devirmiş bu kitapları?

İlgileri ''bugün''e yoğunlaşmış ''ahir zaman'' neslinin bir üyesi olarak inanıyorum ki bizler her şeye rağmen ''sözüne güvenilir, aldatmaz ve kalıcı'' olan yazarların peşindeyiz. Bunlarsa daha çok bu dünya ile hesabını görüp gitmiş olanlar arasından çıkıyor. Bizde sarsılmaz bir güven oluşturmuş, zamanın sınavından geçmiş yazarlar, şairler... Doğrusunu söylemek gerekirse yaşayanlara aynı güveni duyamıyor insan. Bir gün hiç olmadık yerde aldatıveriyorlar insanı. Kurdukları bütün sarayları bir hamlede yıkıyorlar. Derin hayal kırıklıklarıyla baş başa bırakıyorlar bizi. Bu yüzden her zaman biraz tereddütle yaklaşıyoruz onlara.

Kendi dünyalarının sınırını aşmış hayalleri ve su verilmiş kelimeleriyle düşüncelerimizi, zevklerimizi biçimleyen, pekiştiren ve aslında ''öbür dünya''dan bizi idare eden eski yazarlara, şairlere kapımızı her zaman açık tutmalıyız. Çağ değişiyor; görenekler, yaşama biçimleri başkalaşıyor; ama insan aynı insan... Sınırsızı kovalayan sınırlı insan. Klasiklere döndükçe aslında kendimize dönüyoruz biz, aynaya bakıyor ve ruhumuzun resmini görüyoruz.


a.colak@zaman.com.tr


@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @



Yazarımızın en son yazıları

11/ 08/ 2001... Hız'ın cilveleri üstüne
18/ 08/ 2001... Bir söyleşiden
25/ 08/ 2001... Delilik Üstüne
01/ 09/ 2001... Değiştirmenin vazgeçilmez hazzı
08/ 09/ 2001... Başka aşkların öğrettiği
15/ 09/ 2001... Eylül hülyaları
22/ 09/ 2001... Merhaba Balıkçı, merhaba dünya!
29/ 09/ 2001... Ölüme yürüyen çocuklar için resimaltı
06/ 10/ 2001... Yazarlığın okulu olabilir mi?
13/ 10/ 2001... Siz hiç ülkenizden göç ettiniz mi?


| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.