GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

 

24/11/2001

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Yorum

Strateji

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Dünyada Zaman

Arşiv - Arama

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Girişim

Çocuk

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH

Okur Hattı

Basın Özetleri

Haber Üyeliği



RAMAZAN 


Mümin müminin aynasıdır

"Mümin, müminin aynasıdır. Mümin, müminin kardeşidir, malını o yokken korur ve gelecek kötülüklere karşı etrafını çevirir. Onun üzerinde bir şey gördüğünde onu alır, atar." "Müminin mümin kardeşiyle olan durumu, birbirini yıkayıp temizleyen iki el gibidir." (Tirmizi, Bir, 18)

Hadiste geçen, müminin, mümin kardeşinin aynası olmasını şöyle anlayabiliriz: Nasıl ki ayna kendisini göremez, insan da kendisini göremeyebilir, aynaya bakan insan aynada yani bir başka nesnede kendini görür, dolayısıyla hatalarını da görür.

Hatalarımızı görmenin önemli yollarından biri de mümin kardeşlerimize bakmamızdır. Nitekim Efendimiz başka bir hadiste de: "Mümin müminin aynasıdır. Onun üzerinde bir şey gördüğünde onu alır, atar." buyurmaktadır.

Hadis aynı zamanda bize ferdin toplum içinde çiçek açtığını, ferdî kabiliyetlerinin inkişaf ettiğini göstermesi açısından da önemli bir noktaya işaret ediyor. Fert, kendini toplumdan tecrit ederse, tabiatı itibarıyla medenî ve sosyal bir varlık olduğundan hem tabiatına ters bir yola girmiş olacak hem de kabiliyetlerini inkişaf ettirme yolunu kendisine kapamış olacaktır. Müminler genel manada iyi olduklarından, onların birbirlerine bakmaları sâlih/doğurgan bir daire meydana getirecektir.

Allah'ın, bir insana en büyük lütfu, ona kendi ayıplarını göstermesidir. Basîret sahibi gerçek müminler, kendi kusurlarını Allah'ın, gösterdikleri kulluk performansının bir neticesi ve lütfu olarak görebilir ve kendilerini düzeltebilirler. Gazali, İhya isimli eserinde, bir insanın kendi kusurlarını dört yolla görebileceğini söyler:

1) Kalbin kusurlarını bilen, insanı bozulmaya götüren hallere vâkıf bir kâmil mürşide gitmek suretiyle...

2) Sâdık, mütedeyyin ve basîret sahibi bir mümin bulup onunla, birbirlerini kontrol edeceklerine dair sözleşmekle...

3) Düşmanlarına bakıp onların dilinden, kendi aleyhinde yapılan konuşmalardan öğrenmekle...

4) Mümin, müminin aynasıdır. Dolayısıyla kendi gibi diğer müminlere bakıp onların hata ve kusurlarından hareketle benzer hataların kendisinde de olabileceğini düşünerek kendi kusurlarını görebilir. Hz. İsa'ya, 'Seni kim terbiye etti.' diye sormuşlar. O da; 'Ben, cahillerin cehaletini kötü bulduğum için ondan uzaklaştım.' diye cevap vermiş.

"Müminin mümin kardeşiyle olan durumu, birbirini yıkayıp temizleyen iki el gibidir." hadisi de kardeşlerin durumunu çok güzel misallendirir. Ellerimizi yıkarken, iki el artık zihnimizden silinmiş tek el haline gelmiştir. İnananlar da birbirlerinde fani olacak şekilde bir kardeşlikte bulunmalılar ki, birbirlerini günahlardan arındırsınlar.

"Mümin müminin kardeşidir. O yokken ona ait korunması gereken şeyleri korur, başkalarının tarlasına verebilecekleri zararlarına da engel olur." hadisinde de ifade edildiği üzere kardeşlik hukukunun bir gereği de kardeşine ait olan malları korumaktır. (Selçuk Camcı)




Açgözlü tilki elindekinden de oldu

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, ben giderdim çarşıya, saklı saman içinde, saman yelde dağıldı, uçtu gitti havaya, bir tavşan avlayayım, diye düştüm yollara, uzakta bir ev gördüm, yedi başlı dev gördüm, koştum vardım yanına, ev değil bir ağıldı. Birden fırtına koptu, attı beni ormana. Ormanda ilerlerken tilki karşıma çıktı. Açlıktan ölmek üzereydi. Acı acı soluyordu, bir karış açık ağzından salyalar akıyordu.

Yiyecek bir şeyler aradığı her halinden belliydi.

Az gitti tilki, sonra uz gitti.

Soğuk sular içerek, lale sümbül biçerek. Dolu bulursa bırakıp boş bulursa içerek. Vara vara vardı bir garip hana. Terk edilmiş olmalıydı. Kimsecikler yoktu handa. Yiyecek kırıntıları vardı ortalıkta. Onları topladı. Dişinin kovuğu bile dolmadı.

Mis gibi kokuyordu içerisi, az önce bir tavşan kızartılmış olmalıydı.Koku izi sürdü. Tavşanın derisini buldu.

"Bari bunu alayım yanıma," diyerek düştü yollara. Hava sıcak mı sıcak. Terden sırılsıklam oldu. Yuvası da çok uzak. Dişleri arasında tavşan derisi, yürürken yolda sesler duydu derinden. Durdu. Çevreyi kokladı.

Tavuk! Bunlar tavuk olmalı! dedi. Gözleri parladı. Deri ağzından düştü yere.

Yakında bir köy vardı. Köyün girişindeki evin bahçesinde tavuklar...

"Aman Allahım! Gözlerime inanamıyorum, şu tavuklara da bak.." diyerek, usul usul yaklaştı bahçeye. Dörtbir yanı çitle çevriliydi.

Fakat o da ne! Tavukların yanıbaşına bir çocuk. Gözlerini onlardan ayırmıyor.

"Hay Allah! Nereden çıktı bu şimdi?!" diye hayıflandı tilki.

"Tavuklara yaklaşmanın bir yolu olmalı, biraz beklesem mi acaba?" diye düşünürken çakal belirdi çalılıkların arasından.

- Merhaba tilki kardeş, dedi.

Selamına cevap vermedi çakalın. "Çocuk yetmiyormuş gibi şimdi de bu aptal hayvan! çıkmıştı karşısına.

- Nefis değil mi? diye sırıttı çakal, tavukları göstererek.

- Nefis değil, dedi tilki, enfes. Sen de mi göz diktin onlara?

- Ben günlerdir gözetliyorum; fakat çocuk... Çocuk göz açtırmıyor.

- Çocuk mesele değil, dedi tilki. Kurnaz kurnaz baktı tavuklara.

Çakal:

- Sakın, dedi bir yanlışlık yapmayasın. Tilki oralı olmadı.

Bir süre bekledi. Sonra ansızın saldırdı tavuklara.

Bağrışarak kaçtılar. Çocuk, yerden iri bir taş kapıp kafasına indirince, başı kanlar içinde yıkıldı yere. Çakal sinmişti oraya, olup bitenleri izliyordu. Çocuk, ikinci bir hamle yapacaktı ki, tilki güç bela kaçıp kurtardı canını. Nefes nefeseydi. Çakal:

- Sana demiştim, dedi, bak neler oldu sonunda!

Dinlemedi onu tilki.

"Bari gidip tavşan derisini alayım" diye davrandı ki ne görsün! Gökten süzülen bir çaylak kaptığı gibi deriyi kanatlandı yukarılara. Tilki kahrolmuştu. Bu kahır, sonunda büyüyerek yüreğinin orta yerine çöreklendi. Çok geçmeden ölüp gitti.

(Kelile ve Dimne'den)




Namaz, beş vakit farz kılınmıştır

Kur'an-ı Kerim'de Allah bizlere "... Namaz belirli vakitlerde müminlere farz kılınmıştır." (Nisâ, 103) buyurmaktadır. Belirli vakitlerde müminlere farz kılınan namazların tam vakitleri Kur'an-ı Kerim'de açık ve net bir şekilde belirtilmemiştir.

Fakat Kur'an'ı tefsir eden âlimler, işâreten de olsa Kur'an âyetlerinin beş vakit namaza delâlet ettiğini söylemişlerdir. Beş vakit namaza işâret eden âyetlerden bazıları şunlardır: "Gündüzün güneş dönüp gecenin karanlığı bastırıncaya kadar belli vakitlerde namaz kıl ve özellikle sabah namazını kıl..."(İsrâ, 78), "Gündüzün iki tarafında, gecenin gündüze yakın saatlerinde namaz kıl."(Hûd, 114), "Haydi siz akşama girerken, sabaha çıkarken Allah'ı takdis ve tenzih edin, namaz kılın. Göklerde ve yerde hamd, güzel övgü O'na mahsustur. Günün sonunda (ikindi) ve öğleye girerken de O'nu takdis ve tenzih edin, namaz kılın."(Rûm, 17-18).

Bu ve benzeri âyetlerle öğle, ikindi, akşam, yatsı ve sabah olmak üzere beş vakit namazın vakitleri tayin edilmiştir. Tâ Hâ sûresinde geçen âyet-i kerime bile tek başına beş vakit namaza işâret etmektedir: "...Güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabb'inin yüceliğini ilan et, O'na hamdet. Gecenin bazı vakitlerinde, gündüzün bazı tarafında da O'na ibâdet et ki, Allah'ın rızâsına eresin." (Tâ Hâ, 130). Güneşin doğmasından önce sabah namazı, batmasından önceki ikindi namazı, gecenin bir kısım saatleri akşam ile yatsı, gündüzün bazı taraflarındaki namaz ise öğle namazıdır. Âyetlerde işâret edilen bu vakitlerin sınırlarının tam bir şekilde tespit edilmesi ve nasıl kılınacakları bizzat Peygamber (sas) tarafından açıklanıp izah edilmiş ve o zamandan beri yapılagelerek de Müslümanlar arasında yapılması zorunlu görevlerden biri olarak korunmuştur.




bir ayet: Onları simalarından tanırsın

(Yapacağınız hayırlar,) kendilerini Allah yoluna adamış, bu sebeple yeryü- zünde kazanç için dolaşamayan fakirler için olsun. Bilmeyen kimseler, iffetlerinden dolayı onları zengin zanneder. Sen onları simalarından tanırsın. Çünkü onlar yüzsüzlük ederek istemezler. Yaptığınız her hayrı muhakkak Allah bilir. Bakara 273




bir hadis: Tam hayır yapın

Size Ramazan ayı geldi. O bereket ayıdır. O ayda tam hayır vardır ve Allah sizi gaşyeder. Rahmetini inzal eder, hataları siler, duaları kabul eder. Sizin rağbetinize bakar ve sizinle meleklerine iftihar eder. Onun için Allah'a kendi tarafınızdan hayır ödeyin (Çok hayır yaparak Ramazan'ın hakkını verin). Zira şaki, o ayda Allah'ın rahmetinden mahrum kalan kimsedir.




Mini test

1- Peygamber'imiz (sas) kaç tarihinde Mekke'den Medine'ye hicret etti?

2- Hz. Peygamber (sas)'in; "Eğer Zeyd bin Harise şehit olursa yerine Cafer bin Ebu Talip, o da şehit olursa komutanlığa Abdullah bin Revaha geçsin, şayet o da şehit olursa Müslümanlar içlerinden birini seçsin." diyerek orduyu gönderdiği ve bu tüm söyledikleri şeylerin gerçekleştiği savaş hangisidir?

3. Kıblenin yönünü bilmeyen biri kişi, soracak bir kimse bulamasa ve doğal alâmetlere dayanarak kıblenin yönünü bulmaya çalışsa ve kıblenin yönünü kanaat getirerek namazını kılsa sonra da kıblenin yanlış olduğunu öğrense namazını iade etmeli midir?

4. Allah (cc)'ın varlığını ve birliğini, doğmadığını ve diğer özelliklerini özlü bir şekilde anlatan ve buna kısaca Tevhit Sûresi denilen sûrenin adı nedir?

5. Firavun'un mü'min hanımının adı nedir?

6. Namaz dinin direği ve ilk görülecek olan ibadettir. Namazların vaktinde kılınması gerekir, çünkü "vakit" namazın farzlarındandır. Vaktinde ve vakti geçtikten sonra kılınan namazlara ne ad verilir?

7. Kendini büyük ve insanları hakir görmemek, kendini olduğundan aşağı saymaya ne ad verilir?

8. Adak oruçlar ile bozulan nafile oruçları kaza etmenin hükmü nedir?

9. Kelime-i şehadet getirmek, namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek ve hacca gitmek neyin şartlarıdır?

10. Dinin emirlerini yapmak ve yasaklarından sakınmakla sorumlu olan akıllı ve ergenlik çağına gelmiş kişiye ne ad verilir?

Cevaplar

1. 622 yılında.

2. Mute Savaşı.

3. Namazı yeniden kılması

gerekmez.

4. İhlas Sûresi

5. Asiye

6. Vaktinde kılınan namaza "eda", vaktinden sonra kılınan namaza ise "kaza" denir.

7. Tevazu

8. Vaciptir

9. İslam'ın şartları

10. Mükellef




Bir kavram: Dua

Küçükten büyüğe, aşağıdan yukarıya, aciz olandan güçlü olana doğru meydana gelen bir istek ve niyazda bulunmaktır. Dua kulun Allah'a sığınma ve yakarışını, Allah'ın yüceliği karşısında kulun güçsüzlüğünü itiraf etmesini, sevgi ve tazim (yüce bilme) duyguları içerisinde lütfunu, yardımını ve affını dilemesini ifade eder.



| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.