GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

 

26/11/2001

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Yorum

Strateji

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Dünyada Zaman

Arşiv - Arama

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Girişim

Çocuk

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH

Okur Hattı

Basın Özetleri

Haber Üyeliği



DIŞ HABERLER 


'Kıbrıs'tan vazgeçmek, Türkiye'yi feda etmek gibidir'

Başbakan Bülent Ecevit, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni feda etmekle, Türkiye'nin bir toprağını feda etmek arasında bir fark olmadığını belirtti. Ecevit, Türkiye'nin Kıbrıs'ta taviz vermeyeceğini açıkladı.

Kıbrıs sorunu, Türkiye'nin en önemli gündem maddesi olmayı sürdürüyor. Yarın toplanacak Milli Güvenlik Kurulu'nda (MGK), Kıbrıs konusunda Türkiye'nin izleyeceği politikanın ana hatlarının belirlenmesi beklenirken, Başbakan Bülent Ecevit, KKTC'yi feda etmekle Türkiye'nin bir toprağını feda etmek arasında bir fark olmadığını söyledi. Yüklü bir Kıbrıs gündemi olan Ankara'nın dünkü önemli misafiri ise KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'tı. 4 Aralık'ta Kıbrıs Rum Kesimi lideri Glafkos Klerides ile randevusu bulunan Cumhurbaşkanı Denktaş, Avrupa Birliği'nin (AB) aldığı kararların adilane olmadığını; KKTC ve Türkiye'nin adadaki haklarından baskılar karşısında vazgeçmeyeceklerini kaydetti.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz da "AB nedeniyle Türkiye'nin Kıbrıs konusunda ısrarcı olmayacağı iddiaları bulunduğunun" hatırlatılması üzerine, şu karşılığı verdi: "O iddialar sahiplerine ait. Biz her zaman AB ile ilişkilerimizin Kıbrıs'tan bağımsız bir konu olduğunu ifade ediyoruz. Bu konudaki duyarlılığımızı AB de biliyor. Dolayısıyla bu aşamada tutumunu gözden geçirmesi gereken AB'dir." dedi.

Kıbrıs konusunda kararlı tutumunu sürdüren Başbakan Ecevit, 'Şimdi eğer, Rumlar'ın veya AB'nin isteği doğrultusunda bir çözüm gündeme getirilecek olursa, uygulanmaya çalışılacak olursa, Türkler'in orada yeni bir soykırımıyla karşılaşmaları bana göre kaçınılmazdır.' şeklinde konuştu.

TRT-1'de yayımlanan 'Pazar Panorama' adlı programa katılan Ecevit, Kıbrıs ile ilgili önemli gelişmelerin yaşandığını hatırlattı. 'Türkiye, Kıbrıs'la ilgili ödün mü verecek ya da ne yapacak?' şeklindeki bir soruya Ecevit, 'Ödün vermek, bedel vermek aramızda bir varsayım olarak bile görüşülmedi, hükümet düzeyinde. KKTC'yi feda etmekle Türkiye'nin bir toprağını feda etmek arasında bir fark yok. KKTC, yalnız Kıbrıs'taki Türklerin güvenliği açısından değil, Türkiye'nin güvenliği açısından da yaşamsal önem taşıyor.' şeklinde cevap verdi.

Kıbrıs Barış Harekatı öncesinde, Rumlar'dan Türkler'e karşı birkaç soykırımı girişimi olduğunu hatırlatan Ecevit, 'Ancak, Türkiye'nin sesini yükseltmesiyle durdurulabildi. Bu arada, Bosna-Hersek'teki olaylarda, Kıbrıs Rum yönetimi, oradaki teröristlere arka çıktı. Şimdi, eğer Rumlar'ın veya AB'nin isteği doğrultusunda bir çözüm gündeme getirilecek olursa, Türkler'in orada yeni bir soykırımla karşılaşmaları bana göre kaçınılmazdır.' dedi.

Ecevit, 'Batı'nın olayı, Rauf Denktaş olayı olarak görmesinin akıl almaz olduğunu' ifade ederek, 'Bu, Türkiye'nin sorunu. Kendi kendilerini aldatıyorlar. Ödün vermeyeceğimiz anlaşıldıkça, yeni bir durum değerlendirmesi yapacaklardır' diye konuştu. Türkiye'nin AB'ye tam üyelik süreci ile Kıbrıs konusunun ilişkilendirildiğinin ve bazı anlaşmazlıklar yaşandığının hatırlatılması üzerine de Başbakan Ecevit, 'Birtakım sürtüşmeler olduğu kesin. Avrupa'ya Kıbrıs'la ilgili şunu hatırlatmak isterim; aslında Kıbrıs ile Avrupa'nın bir davası yok. Kıbrıs'ta olup biten, sadece Yunanistan'ı ve Kıbrıs'lı Rumları ilgilendirebilir. Onun dışında hiçbir Avrupa ve dünya devletini ilgilendiren yanı yok.' dedi.

Programda Afganistan konusuna da değinen Başbakan Ecevit, Taliban güçlerinin kesin yenilgiye uğradığını ifade etti. Afganistan'da bir devletin, yönetimin ve otoritenin bulunmadığını kaydeden Ecevit, Bölgede, birbiriyle çatışan generallerin bulunduğunu, bunların birbirleriyle kavgalı olduklarını anlattı. Ecevit, 'Bölgeye asker gönderilmesi tartışma konusu. İspanya, İtalya binlerle ifade edilen rakamlarla asker göndereceklerini açıkladılar. Bizim son pozisyonumuz nedir?' sorusuna şu karşılığı verdi: 'Sayı bakımından kesin bir yanıt verebilecek durumda değilim. Fakat, 90 kişiyle yetinilmeyebilir. Savaş, fiilen sona ermiş olsa bile, yapılması gereken çok şey var.'

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Avrupa Birliği'nin aldığı kararların adilane olmadığını KKTC ve Türkiye'nin adadaki haklarından baskılar karşısında vazgeçmeyeceklerini söyledi. Kıbrıs sorununun çözümü için 4 Aralık'ta Kıbrıs Rum Kesimi lideri Glafkos Klerides ile bir araya gelecek olan Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, dün Türkiye'ye geldi. Ankara Esenboğa Havaalanı'nda, yapılacak görüşmeler ve Türk basınında yer alan bazı eleştirilere ilişkin olarak bilgi veren Denktaş, üç beş kişinin yaydığı dedikodular ve propogandalar sebebiyle Kıbrıs Türkünün, KKTC ve anavatandan vazgeçmeyeceğini söyledi. Ankara, İstanbul, Zaman




Müşerref, Afgan mültecilerin silahsızlandırılmasını emretti

Pakistan'ın 4 eyaletindeki Afgan mülteci kamplarının ülke güvenliğini tehdit ettiği iddiaları üzerine Pakistan lideri Müşerref, ülkesindeki mültecilerin silahsızlandırılmasını istedi.

Pakistan Cumhurbaşkanı General Pervez Müşerref, ülkesindeki kamplarda yaşayan Afgan mültecilerin silahsızlandırılmasını istedi. İRNA'nın İslamabad'da yayınlanan The News gazetesine dayanarak verdiği habere göre Müşerref, eyalet hükümetlerine gönderdiği bir emirle, silah bulunduğundan kuşkulanılan kampların etrafının askerlerce sarılmasını ve Afgan mültecilerin elindeki silahların toplanmasını istedi.

The News, dünkü haberinde, Pakistan'ın 4 eyaletinde yaşayan Afgan mültecilerin gelişmiş silahlara sahip olduklarını ve bunun ülke güvenliği için tehdit oluşturabileceğini belirtti. Sovyetler Birliği'nin 1979'da Afganistan'ı işgali üzerine başlayan göç dalgasıyla gelen Afgan mültecileri barındırmak için kurulan Pakistan'daki kamplarda, halen 3 milyona yakın mültecinin yaşadığı tahmin ediliyor. ABD'nin Afganistan'a müdahalesinin başlamasından sonra bu kamplardan binlerce mülteci Taliban'a yardım etmek için Afganistan'a gitmişti.

Öte yandan, Afganistan'ın güneyindeki Peştu liderlerin, Kandahar'a sıkışan Taliban'dan teslim olmasını isteyecek bir heyet oluşturmak amacıyla Pakistan'ın sınır kenti Quetta'da bir araya geldikleri bildirildi. Toplantıyı düzenleyenlerin verdikleri bilgiye göre, 80 kadar eski Peştu komutan ve kabile lideri, eski Kral Zahir Şah'ın yardımcılarından birinin oğlu olan İzetulah Vasisi'nin evinde görüştü. Toplantıya katılanlar, Taliban lideri Molla Muhammed Ömer'e teslim olma ve böylece Afgan halkının kanının daha fazla dökülmesini önleme çağrısında bulunmaya karar verdiler. Heyetin çağrıyı iletmek için Afganistan'a ne zaman gideceği ve heyette kimlerin yer alacağı henüz bilinmiyor. Dış Haberler Servisi




Dostum Kunduz'a girdi

Kuzey İttifakı'nın Özbek General Raşit Dostum komutasındaki güçlerin, Taliban'ın kuzeyde elindeki son kent olan Kunduz'a girdikleri bildirildi.

Pakistan'dan yayın yapan Taliban'a yakın Afgan İslam Ajansı'nın (AIP) bildirdiğine göre, General Dostum'a bağlı birlikler kente girdi. Kuzey İttifakı'nın sözcüsü Eşref Nedim, Mezar-ı Şerif kentinden uydu telefonuyla yaptığı açıklamada, Komutan Mir Alam ve kendisine bağlı güçlerin Kunduz kentine girdiğini söyledi. Mir'e bağlı güçlerin Kunduz'a savaşarak girip girmediği bilinmiyor.

Nedim'in açıklamasından kısa bir süre önce, Kuzey İttifakı içindeki Tacik güçlerin komutanı General Muhammed Davud da, Kunduz'da kalmayı sürdüren Taliban ve yabancı savaşçılar teslim olmayı reddederlerse, kenti almayı planladıklarını söylemişti. Kuzey İttifakı'nın komutanları, Pakistan Hava Kuvvetleri'ne ait uçakların, Kunduz'da Taliban saflarında savaşan Pakistanlıları tahliye etmek için kullanıldığını iddia ettiler. New York Times gazetesinin haberine göre, Birleşik Cephe'nin komutanları, Kunduz'da savaşan Pakistan vatandaşlarını götürmek üzere son günlerde 5 Pakistan uçağının Afganistan'a iniş yaptığını ileri sürdüler. Pakistan makamlarıysa bu iddiaları kesin bir dille yalanladılar.

Dış Haberler Servisi




Taliban yanlısı savaşçıların isyanı bastırıldı

Kuzey İttifakı askerlerinin, ellerinde tuttukları yabancı savaşçıların isyanını bastırdıkları, isyanda çok sayıda savaşçının öldüğü bildirildi. İttifak komutanlarından Üstad Attah, 'Yabancı esirler yenilgiye uğratıldı. Teslim olanlar esir alındı, diğerleri öldürüldü.' dedi; ancak kaç kişinin öldürüldüğünü söylemedi. İttifaka yakın bir kaynak, Mezar-ı Şerif'te İttifak askerlerinin ellerindeki Taliban yanlısı yabancı savaşçıların, 30 kadar silah ele geçirerek ayaklanma başlattıklarını söyledi.

Kuzey İttifakı'nın Tacik güçleri ise, Kunduz yakınlarındaki Hanabad'ı da Taliban'dan savaşmadan aldıklarını bildirdiler. Kuzey İttifakı'nın bu cephedeki güçlerine komuta eden Tacik komutan Sadreddin, kuzeydeki Kunduz'un 20 km. kadar doğusundaki Hanabad bölgesine 4 cepheden girdiklerini ve hiçbir direnişle karşılaşmadıklarını, Taliban'ın teslim olduğunu belirtti.

Sadreddin, Dostum'a bağlı güçlerin bugün Kunduz'a girdikleri yönündeki haberleri doğrulamaktan ya da yalanlamaktan kaçındı. Kuzey İttifakı komutanlarından Üstad Attah ise Reuters'a yaptığı açıklamada, Dostum'un güçlerinin Kunduz'a girmeyeceğini, Özbek generalin kentin ele geçirilmesini müttefiklerine bırakacağını söyledi. Dış Haberler Servisi




'Kuzey İttifakı yabancı savaşçıları öldürmüyor'

Afganistan Devlet Başkanı Burhaneddin Rabbani, Kuzey İttifakı askerlerinin, Afganistan'a savaşmak için gelen Pakistanlı, Arap ve Çeçenleri öldürdüğü yolunda dünya basınında çıkan haberleri yalanladı.

Rabbani, 'Pakistan'dan Afganistan'a gelenler, dini eğitim almak için gelen öğrencilerdi. Taliban, onlara bu yönde söz verip, burada savaşmaya zorladı. Biz onların savaş suçlusu olmaması için çalışıyoruz. BM yetkililerini çağırdık, cezaevlerimizi gezdirdik, bunların hepsini serbest bırakmak istiyoruz.' dedi.

Burhaneddin Rabbani, Mezar-ı Şerif, Kunduz ve Tahar'daki üst düzey komutanlarla önceki gece görüşerek, esir düşen Talibanların öldürülmemesi emrini verdiğini belirtti. Kabil, aa




'ABD–Rusya yakınlaşması hem taktik hem stratejik'

11 Eylül sonrası artan işbirliği: ABD ile Rusya arasında, 11 Eylül saldırılarından sonra önemli bir yakınlaşma olduğu görülüyor. ABD Başkanı George W. Bush, geçtiğimiz hafta üç gün boyunca Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i misafir etti. Crawford'da yapılan görüşmelerde çok fazla ilerleme sağlanmadığı açıklansa da, Rusya ile ABD arasında ciddi bir işbirliğinin yapıldığı gözlemleniyor. Özellikle, ABD'nin ağırlığının yadsınamayacağı NATO'nun, Bush-Putin zirvesi sonrasında Moskova'nın ittifaka üyeliğine kadar varabilecek bir süreci müzakere etmeye başlaması dikkatlerden kaçmadı. Tüm bu gelişmeleri, American Enterprise Institute adlı düşünce kuruluşunun Rus-Amerikan ilişkileri uzmanı Leon Aron Zaman'a değerlendirdi.

Sizce ABD-Rusya yakınlaşması her iki ülke ve dünya için nasıl bir önem taşıyordu? İki ülke arasında Sovyetler'in yıkılışından sonraki en önemli zirvelerden biri olduğu söylenebilir mi?

Soğuk Savaş döneminde ABD-Rusya ilişkilerinin durumu silah kontrolü konusundaki somut anlaşmalarla ölçülüyordu. Bu açıdan bakarsanız, en önemli zirveler bu konuda somut sonuç alınmış olanlardır. Ancak son on yıldır Rusya'da ve Rus siyasetinde meydana gelen değişikliklerin ışığında meseleye bakılırsa, silahların kontrolü bu zirvede kilit bir konu olmasa da, bu zirveye kanaatimce Rusya-ABD ve Rusya-Batı arasındaki çok farklı bir münasebetin 'önemli bir kilometretaşı' denmesi münasip olur.

Rusya'nın Batı'ya yakınlaşmasının geçici, kısa vadeli taktik nedenlerle olduğu iddialarına katılıyor musunuz?

Hayır. 10 yıl çok çok kısa bir süre. Ancak bu sürede Rusya'da ekonomik, sosyal ve siyasi sahalarda meydana gelen iç değişikliklere paralel olarak ülkenin dış ve güvenlik politikasının değişmesini de beklemek gayet mantıklı olur. Bence şu anda bunu müşahede ediyoruz.

Bu yakınlaşmadan ABD ve Rusya neyi elde etmeye çalışıyor?

Her iki ülkenin de hem taktik hem de stratejik hedefleri var. Bunların hepsi resmen kağıda dökülmüş değil tabii. Kısa vadede, ABD, Rusya'nın terörle mücadelede müttefiki olmasını ve ABM anlaşmasında daha esnek davranmasını arzu ediyor. Rusya için de terörizmle savaş çok önemli ve ABM anlaşması Rusya'nın Sovyetler Birliği'nden miras kalan statüsünden elinde kalan tek şey. Başka bazı somut hedefler de var. Mesela Rusya'nın Dünya Ticaret Örgütü'ne kabulü gibi. ABD de Rusya'nın Irak ve İran politikalarını değiştirmesini istiyor. Rusya'nın İran'a nükleer teknoloji satmasını istemiyor. Fakat bunlar asıl önemli meseleler değil. Asıl konu şu: Rusya, Batı kulübünün üyeliğine hazır olabilecek kadar, mesela İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki Almanya ya da Japonya kadar büyük değişimlere uğradı mı? İşte çözüm bekleyen temel stratejik soru bu.

Rusya kendisini stratejik olarak ABD ile birlikte Çin'e karşı konumlandırmaya mı çalışıyor?

Bence hayır. Rusya şu noktada kalıcı olarak ABD ile birlikte Çin'e karşı kendini konumlandırmaz. Çünkü Çin çok büyük, çok yakında ve çok tehlikeli. Ancak eğer Çin'de şimdikinden de milliyetçi ve baskıcı bir yönetim işbaşına gelir de Rusya'ya daha güçlü ve militarize bir baskı uygularsa, belki o zaman bu olabilir.

Türkiye'nin de Orta Asya'da çıkarları var. Son yakınlaşma Türkiye'nin bölgedeki rolünü ve Türk-Rus ilişkilerini nasıl etkiler?

Bir yönüyle, Rusya Türkiye'nin Orta Asya'daki rakibi. Fakat diyebilirim ki bu ilişki, boru hatlarıyla ilgili bazı sürtüşmelere rağmen, Moskova ve Ankara tarafından iyi idare edildi. Ne kadar süreceğini bilemem, ama 11 Eylül'ün Türkiye ile Rusya'yı yakınlaştıracağını düşünüyorum. Çünkü her iki ülke de İslam fundamentalizmi tehdidi altındaki laik ülkeler. Özellikle Türkiye'nin Afganistan'daki Barış Gücü'nde yer alacağı şu dönemde iki ülke arasında bir derece askeri ve istihbarat işbirliği olacaktır.

Türkiye, ABD'nin NATO'da müttefiki. ABD ve Rusya'nın yakınlaşması bu açıdan ne anlam taşıyor?

Rusya'nın NATO'ya üyeliği önemli stratejik konulardan. Çünkü bu sembolik önem taşıyor ve Batı ile Rusya arasında güvene bağlı. Gerçi NATO üyeliği Türkiye ile Yunanistan'ı ihtilaftan masun kılmadı; ancak Rusya NATO'ya yaklaştıkça, Türkiye'ye yaklaşacak.

Son gelişmelerin Orta Asya ve Kafkaslar'daki enerji politikalarına, hassaten boru hatları konularına etkisinin nasıl olmasını bekliyorsunuz?

Daha önceki Amerikan yönetimleri Gürcistan-Türkiye hattını tercih ediyordu. Ancak Moskova'nın 11 Eylül'deki desteğinden sonra bugün Washington'un nazarında Novorossisk boru hattı daha müreccah görünüyor. Fakat bence muhtemelen her iki boru hattı da birlikte yaşayacak.

Genel olarak Rusya'nın geleceğini nasıl görüyorsunuz? Yeniden süper güç olabilecek mi? Başarılı bir demokrasi olma yolunda mı?

Rusya süper güç olmaktan vazgeçti. Bence bu çok olumlu bir gelişme, çünkü süper güç olmanın tek yolu nükleer silahlardan geçer. Ancak son dokuz yıldır nükleer arsenalde, silahlı kuvvetlerde yapılan indirimlere bakılınca, Rusya'nın artık süper güç olmaya teşebbüs etmeyeceği anlaşılıyor. Tabii ki bir bölgesel süper güç olmaya çalışacaktır. Dünyada sözü geçen büyük güçlerden biri olmaya da.

Demokrasiye gelince, ben Rusya'nın komünizm ve Çarlık geçmişine rağmen demokratik müesseseleri kurmada başarılı olduğunu düşünüyorum. Üç Baltık cumhuriyeti hariç, Rusya demokratikleşmede eski Sovyet cumhuriyetlerinin çok ötesindedir. Eski Doğu Bloku ülkeleri arasında da Romanya ve Bulgaristan'ın ilerisinde. Mükemmel ve istikrarlı bir demokrasi olmaktan henüz uzaktır, ama böyle bir siyasal sisteme zemin hazırlayacak şekilde gelişmeye müsait bir altyapı hazırladı. Rusya komünizme ya da başka tür bir baskıcı rejime geri dönmeyecektir.

Rusya'nın Avrupa'ya da açılma arzuları var. Bu sizce ABD ile sorun yaratır mı, yoksa iki ülke arasındaki yakınlaşmayı tamamlayıcı bir şey midir?

Ruslar, Sovyetler döneminde bile ABD'ye karşı Avrupa'yı oynamıştır. Bu bir sürtüşme konusu olabilir; ama Rusya'yı NATO'ya entegre etmeye başlamak daha önemli. Almanya, Nazilerden 10 yıl sonra NATO üyesi oldu. Şu anda Rusya komünist devrinden sonraki onuncu yılında. Bence Almanya NATO'ya alınırken güdülen amacın aynısı, Rusya için de geçerli. Rusya Avrupa'nın askeri ve siyasi kurumlarına entegre edilmeye başlanırsa, bu Rusya'nın, eğer öyle bir arzusu varsa, ABD ile Avrupa'yı birbirine karşı maniple etme kabiliyetini de ortadan kaldırır.

Sizce ABD ile Rusya arasında Çeçen siyasetindeki karşılıklı anlayış 11 Eylül'den sonra arttı mı?

Bunu anlamak çok zor. Yapılan açıklamaların gerçeği yansıtıp yansıtmadığından emin değilim. ABD şu anda Çeçenistan'da teröristler olduğu konusunda Rusya'ya inanıyor. Çeçenistan'daki durum Keşmir'e benziyor. Evet İslami fundamentalistler var, Ladin ile bağlantılıları da var; fakat bunlar savaştıkları kimselerin çoğunluğunu teşkil etmiyor. Haddizatında Taliban bile öyledir. Temelde çoğu Çeçen'dir ve İslam fundamentalisti değildir. Acaba Çeçenistan'daki insan hakları ihlalleri artık ABD'nin umurunda değil mi, yoksa ABD şu anda açıktan eleştirmek mi istemiyor, bunu söylemek zor. Ancak bence ikincisi. Çünkü teröre karşı koalisyonu bozmak istemiyorlar. Ayrıca, Ruslar Çeçenistan'da bazı yardımlar almak isteyebilir. Askeri değil, belki Afganistan'da olduğu gibi Çeçenistan'ı yeniden inşa için ekonomik yardım, ya da gıda ve malzeme yardımı gibi şeyler. Belki Crawford'da mesele ancak bu seviyede gündeme gelmiştir. Bence bu konu iki ülke arasındaki öncelikler arasında birinci, ikinci değil; ancak üçüncü dereceden bir konu.

ABD'nin terörle mücadelesinde ikinci safhanın Irak olma ihtimali konuşuluyor. Bu tabloda Rusya'yı nereye oturtuyorsunuz?

Bu hakikaten ilginç ve kilit bir soru. Gerçek imtihan burada. Doğrusu cevabını bilmiyorum. Bir kere Washington'da henüz buna karar verilmiş değil. Bence eğer 11 Eylül ya da şarbon saldırıları ile Irak arasında kamuoyuna sunulabilecek açık bir bağlantı kurulabilirse, Rusya, Irak'a müdahaleye itiraz etmeyecektir. Tabii ki müdahaleden önce Rusya'ya önceden danışılması lazımdır.

Yeltsin hakkında bir biyografiniz var. Putin hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yeltsin'den hem pozitif hem negatif manada çok farklı birisi. Devrim niteliğindeki çok kompleks ve sancılı değişimlerin gerçekleşmesi için Yeltsin gibi birisine ihtiyaç vardı. Şu anda ise Putin sanki Rusya için biçilmiş kaftan. Çok popüler, düzenli, dikkatli, neredeyse Yeltsin'in tam tersi. Rusya'nın yeniden inşası ve birleştirilmesi için ideal bir isim gibi geliyor bana. Putin, toprak reformu da dahil bazı liberal reformları gerçekleştirmek için gereken siyasi desteğe sahip. Yeltsin bunu kesin yapamazdı; çünkü parlamentoda komünist muhalefet vardı.

(Ali H. Aslan)




Leon Aron portresi:

Leon Aron, Washington'un muteber düşünce kuruluşlarından AEI'ın (American Enterprise Institute) Rusya iç ve dış siyaseti, Rus-Amerikan ilişkileri uzmanı. 1954'te Moskova'da doğan Aron, 1978'de ABD'ye göç etmiş. Kolombiya Üniversitesi'nden siyaset doktorası alan Aron, Georgetown Üniversitesi'nde öğretim üyeliği, Heritage Vakfı'nda kıdemli siyaset analizciliği yapmış. Çok sayıda muteber akademik dergide makalesi yayımlanan ve sık sık Amerikan medyasınca görüşlerine başvurulan Aron'un 'Yeltsin: A Revolutionary Life' (2000) ve 'The Emergence of Russian Foreign Policy' (1994) adlı kitapları bulunuyor.



| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.