GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

 

26/11/2001

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Yorum

Strateji

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Dünyada Zaman

Arşiv - Arama

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Girişim

Çocuk

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH

Okur Hattı

Basın Özetleri

Haber Üyeliği



RAMAZAN 


Gecelerinizi teheccüd ışığı ile aydınlatın

Başta peygamberler olmak üzere bütün büyük insanların hayat- larında mutlaka gece ibadetinin olduğunu görmekteyiz. Nitekim insan geceleri kılmış olduğu teheccüdlerle merdiven merdiven Hakk'a yükselmekte ve mesafeler üstü âlemlere doğru pervaz etmektedir.

Gecenin siyah zülüflerini dağıtan bir ışık tufanıdır teheccüd. Aynı zamanda bu ışık tufanı, bir hadisin ifadesiyle insanın berzah hayatını da aydınlatmaktadır. Başta peygamberler olmak üzere bütün büyük insanların hayatlarında mutlaka gece ibadetinin olduğunu görmekteyiz. Nitekim insan geceleri kılmış olduğu teheccüdlerle merdiven merdiven Hakk'a yükselmekte ve mesafeler üstü âlemlere doğru pervaz etmektedir. İbrahim Hakkı Hazretleri'nin,

"Ey dîde nedir uyku, gel uyan gecelerde

Kevkeblerin et seyrini seyrân gecelerde" sözleri bu hakikati güzel bir şekilde ifade etmektedir. Teheccüd kılmamak müminin ibadet hayatında oluşan büyük bir eksiklik demektir. Şu hadise bu eksikliğe güzel bir örnek teşkil etmektedir: Hz. Ömer'in oğlu Abdullah, rüyasında iki dehşetli kimsenin gelip, kollarından tutarak kendisini derin, alevli bir kuyunun başına getirdiklerini ve atacaklar diye korkunca da: "Korkma, senin için endişe yok." dediklerini Efendimiz'e anlatır. Allah Resûlü ise bu rüya hakkında, "İbn Ömer ne güzel insandır; keşke, teheccüd namazını da kılsa." şeklinde tabir ve yönlendirmede bulunurlar.. Bu şekilde Allah, İbn Ömer'e cehennemden bir kesit göstermiş ve ibadet hayatındaki bir eksikliğini göstermiştir. Efendimiz de bu eksikliğinin teheccüd olduğunu ifade etmiştir.

Şimdi biz kendi ibadet hayatımıza bakalım. Acaba günlük ibadetlerimizi oluşturan zincirde teheccüd halkası bulunuyor mu? Eğer bulunmuyorsa bu büyük bir eksikliktir. Peki o zaman ne yapalım? Nasıl yapalım da teheccüde başlayalım? Mesela bir başlangıç olması itibariyle haftada bir gecemizi teheccüd gecesi ilan edebiliriz. İsterseniz bu gecenin ismi "sevgiliyle buluşma" gecesi olsun. Nasıl ki bir insan, çok sevdiği birisiyle buluşmaya gideceği zaman en güzel giysilerini giyinir ve hem zihni hem de bedeni olarak kendini hazırlarsa bu gecede de aynı duygu ve düşünceyle hareket etmelidir. Çünkü bu gece Sevgililer Sevgilisi'yle bir randevusu vardır onun. Ayrıca kişi hafta boyunca o geceyi sevgiliye vuslatın vereceği derin bir arzu, hasret ve iştiyakla beklemelidir.

Bu gecenin hangi gece olduğu size kalsın. Ama perşembeyi cumaya bağlayan gece en doğru gece olsa gerek. Bu gece kalkıp günahlarımız ve içinde bulunduğumuz boğucu atmosferin dağılması adına iki damla gözyaşıyla beraber kılınan teheccüd namazı hem gecemizi hem de gönül dünyamızı aydınlatacaktır. Bu arada kendisine güvenemeyenlere gece kalkmayı mecburiyet haline getirmeleri için şöyle bir yöntem tavsiye edebiliriz: Böyle olan kişiler, yatmadan önce kıldığı yatsı namazının vitirini kılmayıp geceye sarkıtabilirler. Bu şekilde vitir namazını kılmayan birisi için gece kalkmak mecburiyet haline gelecektir. Evet şeytanların elinin-kolunun bağlı olduğu bu mübarek ve kutlu zaman dilimleri teheccüde başlamak için bizlere iyi bir zemin oluşturuyor. Bize "vira bismillah" deyip başlamak düşüyor. Haftada bir defa kalkmak suretiyle devam eden teheccüdlü geceler, zamanla haftanın iki gününe, çok daha sonraları belki haftanın her gününe yayılacaktır. Haydi! Bizi Rabbe vuslatın vermiş olduğu tarifi imkansız o hoş dakikalar bekliyor. Randevumuzu sakın unutmayalım ve şimdilik haftada en az bir gecemizi teheccüdsüz bırakmayalım...




El açın ki yol açılsın

Her iman sahibi Allah'a dua eder. İman sahibi Yaratan'ını her zaman anandır. Her hakkı yerine getiren iman sahibidir. Sonra dua eden bilir ki: Her şeyi veren Allah'tır. Dua eden kibirli değildir. İşte bundan ötürü dua, iman sahibinin huyları arasında olmalıdır. Ehli iman, duadan kaçınmamalıdır. Daima Allah'tan ister. Kısmetinde varsa gelir, bu geliş senin imanını artırır.

Duaya alıştığın için, halka yüz suyu dökmekten de kurtulursun. Şayet kısmetin değilse, yine dua iyi olur. Allah'a imanın olduğu anlaşılır. Ayrıca bütün hallere karşı sende bir uysallık olur. Asabiyete kapılmadan işlerin kolaylıkla hal yolunu bulursun. Borçlu isen, kolaylıkla ödeme yollarını ararsın. Sakin olduğun için herkesin itimadını kazanırsın.




Mekkî ve Medenî sûreler ne demektir?

Mekke ehline hitap eden sûreler kısa ve vecizdirler. Çünkü onun muhatabları fesâhat ehli idiler. Milletin ve ferdin terbiyesi için, geçmiş milletlerden ve peygamberlerden örnekler vererek, tedrici olarak ıslah yolunu tercih etmiştir. Onların şirk ve putperestliğine karşı, açık deliller vermek suretiyle karşı hücuma geçmiş ve onların körü körüne eskilere bağlılıklarını yermiştir.

Allah'ın birliği peygamberleri, öldükten sonra dirilme ve ceza gibi hususlarda, muarızların akidelerinin bozukluklarını delillerle ispat edip onları doğru yola davet eder. Kendi varlığını ve birliğin âfaki ve enfüsi delillerle ispata çalışır.

Medinelilere hitap eden sûreler ise, İslam'ın anlatımı ve tatbiki, ibadat ve muamelat üzerinde durur. Ehli Kitab'dan olan Yahudi ve Hıristiyanların inançlarındaki sapkınlıkları, işledikleri cinayetleri ve kitaplarında yaptıkları tahrifleri beyan eder. Mekki sûrelerde görülen vecizlik, Medeni sûrelerde aksine dönmüştür. Kısaca; Mekki sûreler, Allah'a, meleklere, elçiye, ahirete ve kitaplarına iman gibi asil olan esaslarıyle, fertlere sağlam ahlâkı ve onları şahsiyet sahibi yapmayı hedef edinir. Medeni sûrelerde ise, yukarıda zikredilen esaslarla beraber, aile ve cemiyet içindeki durum ve vazifeler gelir. Bundan başka cemiyetlerin cemiyetlere karşı vazifelerini de ele alır.




Orucun ecrini Allah verecek

Orucun ecri Cenâb-ı Hakk katında mahfûzdur. Allah Resulü şöyle buyurur: Âdemoğlunun her amel ve hareketi kendisine âiddir.

Oruç ise böyle değil! Çünkü o, benim içindir. (Çünkü ben yemem, içmem ve bütün beşerî sıfatlardan münezzehim.) Dolayısıyla ben, onun mükâfatını bol bol vereceğim. Oruçlunun sevineceği iki ferâhlık vardır: 1. İftâr ettiği zaman (Cenâb-ı Hakk'ın nimetlerine kavuştuğu için) sevinir. 2. Rabb'ine kavuştuğunda da orucun berekâtıyla nâil olduğu yüksek derece için sevinir." (Buhârî, Savm, 9) Allah, oruca olan rağbeti beyânın yanında ona vereceği mükâfat ve karşılığı, beşerin oruca olan rağbetini te'min zımnında saklı tutmuştur. Tıpkı bir müsâbakada câzibeyi artırmak için saklı tutulan çok büyük bir mükâfat gibi.




Kötü huylu kişi, kırılmış saksı gibidir

Efendimiz mü'minlerin güzel ahlâk sahibi olmasını ister. Bu konuda Enes b. Mâlik (ra), "İnsan güzel ahlâk sayesinde, cennetin âli derecelerine yükselebilir. Buna karşılık ibâdeti çok olsa da, kötü huyu sebebiyle, cehennemin derinliklerine yuvarlanabilir." buyurmaktadır.

Vehb b. Münebbih ise kötü huylu insanı kırılmış saksıya benzetir ve der ki; "Kötü huylu insan, kırılmış saksı gibidir. Ne saksıdır, ne de çamur." Cüneyd kuddise sirruh da şöyle buyurur: Kişinin ilmi ve ameli az olsa da dört şey onu üstün mevkilere yükseltebilir. Bunlar da; hilm, tevazu, cömertlik ve güzel ahlâktır.




Bir ayet

Onlara üzüntü yoktur

Mallarını Allah yolunda harcayıp da arkasından başa kakmayan, fakirlerin gönlünü kırmayan kimse-ler var ya, onların Allah katında has mükâfatları vardır. Onlar için korku yoktur, üzüntü de çekmeyeceklerdir. (Bakara, 262)




Bir hadis

Küfür etmek günah olarak yeter

"Büyük günahların en büyüğü, adamın kendi ana-babasına lanet etmesidir." Bunun üzerine Peygamberimiz'e soruldu: "Ey Allah'ın Peygamberi! Adam nasıl ana-babasına lanet eder?" Efendimiz cevap verdi: "Adam bir başka adamın babasına söver, o da onun babasına söver; başkasının anasına söver, başkası da onun anasına söver. (Böylece adam dolaylı şekilde anababasına lanet etmiş olur.) (Buhari, Edeb, 4)




Bir kavram: Fısk

Fısk, Allah'ın emirlerine itaatsizlik etmek, dinin koyduğu sınırlardan dışarı çıkmak, doğru yoldan sapmak, iyilik ve güzellikten ayrılmak, günaha batmak demektir.

Fısk itaatten uzaklaşma, Allah'ın emirlerini dinlememe tavrıdır. Bu bakımdan 'küfr' kavramından daha geniştir. Allah'a herhangi bir şekilde itaatsizlik yapanın bu fiiline rahatlıkla 'fısk' denir. Fısk içinde olan kimselere 'fasık' denilir. Birçok İslam alimi, mümin olduğu halde Kur'an'ın kebair (büyük günah) dediği günahları işleyenlerin bu fiillerine 'fısk' adını verirler. İslam'a göre 'fısk'ın üç çeşidi var:

1. Günahı çirkin kabul etmekle beraber ara sıra günah işlemek.

2. Günahın haram olduğunu bile bile ısrarlı ve devamlı bir şekilde işlemek.

3. Günahın çirkinliğini kabul etmeyerek, günahları helal sayarak yapmaktır.



| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.