GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

 

26/11/2001

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Yorum

Strateji

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Dünyada Zaman

Arşiv - Arama

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Girişim

Çocuk

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH

Okur Hattı

Basın Özetleri

Haber Üyeliği



Ekrem DUMANLI

zaman'ın yorumu

Köpek ısıran adamın peşinde koşarken

Gazeteciliğe temel sayılabilecek popüler örnekler vardır. Mesela denir ki 'Bir köpek, insanı ısırırsa bu haber değildir; ama bir insan köpek ısırırsa bu haberdir.' Doğrudur, dünyanın her yerinde haberci, olağandışı hadiselerin peşindedir; yani köpek ısıran adamın peşinde. Ya bu arayış içinde gazeteci, kendine en yakın gerçekleri bile göremiyorsa!..

Türk medyasının açmazlarından biri, hemen her gün 'köpek ısıran adam' peşinde koşmasıdır. Halbuki her gün böyle bir adamı bulmak, Türkiye gibi ilişkilerin anormal bir zeminde süregittiği ülkelerde bile zor. Hal böyle olunca gazetecinin elinde avucunda sadece bir şey kalır: Sansasyon.

Aslında hadiselerin normal seyri içinde -politika, ekonomi gibi alanları da içine alacak ölçüde- yüzlerce, binlerce haber konusu vardır. Bunu, ağır haber- hafif haber (hard news- light news) gibi bir tasnifin keskin çizgilerine bağlayarak ve 'hafif haber' yönünde tercih kullanarak demiyorum. En ciddi haberin bile kendi meşru çizgisinde kalması, yani manipülasyona gidilmeden, sansasyona başvurulmadan verilmesi, gerekiyor; ama heyhat!.

Yazılı basın 'ne olduğu'ndan ziyade 'niçin olduğu'nu okuruyla paylaşmak zorunda. Gazete ve dergi arasındaki ince ayrıntı, hem haberin sıcaklığında hem de sunuş biçiminde yatıyor. Gazete bir yandan sebep-sonuç ilişkilerini deşifre edecek bir üslup yakalar, diğer yandan da 'günlük dergi' haline gelmekten sakınır; çünkü günlük yayındaki kısa süre, uzun boylu düşünmeye fırsat vermiyor.…

Dilerseniz bunca teorik prensibi örneklendirelim: Türkiye'de ekonomik krizin varlığını neredeyse sağır sultanlar duydu. Bunu, rutin toplantılarındaki iddialı bilgilerden derleyerek okuyucuya taşımanın ve aynı şeyleri defalarca söylemenin hiçbir anlamı yoktur.…

Yazılı basının omuzuna aldığı toplumsal bir görev (civic journalism kavramını hatırlatmak zorundayım burada) vardır. Bu toplumsal görevle krizden etkilenen insanları sayfalara taşıyabilirsiniz. Bir işadamının kriz dramı olabileceği gibi, yıllarca ekmek kapısı bildiği yerden 'mecburi tenkisat'a kurban giden işçinin de hikayesi olabilir bu. Böylece haber, mekanik olmaktan çıkar insanileşir ve okur, abartılmamış haberde kendini bulur. Okurun bu kadarcık da hakkı olmalı; değil mi?

Mesela, neredeyse çeyrek asırdır süren başörtü meselesine bir basın mensubu ideolojik bakamaz. Olayda kimin haklı olduğundan ziyade bizi ülkemizdeki insan manzaraları ilgilendirir. Bir anne bulur haberci, yirmi yıl önce okulu terk eden ya da okuldan atılan bir anne ve ondan bilgi almak ister 'Acaba o anne çocuklarına bu atılmayı ya da ayrılmayı nasıl izah etmiştir? Eğer kızı varsa, onu üniversiteye göndermeyi düşünüyor mu?.. O mahzun anne manzaralarından meydanlarda kayıp çocuklarının resimleriyle dolaşan annelere kadar uzar gazetecinin ilgi alanı. O geniş alanda ideolojinin önemi yoktur. O, tarihe -bir yönüyle de kamu vicdanına- not düşmekle yükümlüdür çünkü.…

Bilim olimpiyatlarında derece alan başarılı öğrencilerden limon satan emekli öğretmenlere kadar -kimilerince sıradan sayılan- her insan, haber konusudur gazeteci için. Onca engele rağmen şirketini dünya standartlarına taşımış işadamından yetim hakkı yemiş hırsıza kadar insan portreleri yansır gazete sayfalarına.…

Dikkatinizden kaçmıyordur; Zaman, yeni yayın döneminde haberi, insani unsurlar ve objektif bilgilerle daha dikkatli sunuyor. Alınacak çok mesafe var daha ama yeni üslubu yakalamak için muhabir ve editörlerimizin çabası takdire şayan. Okurumuzun da bu tarzı bağrına basması bizi çok mutlu ediyor.…

Her şeye rağmen kimilerince hâlâ yadırganabilir elinizde tuttuğunuz bu gazete; ama inanın bu işin doğrusu, dünya standartları, budur. Size hayatın her karesini sunmaktır derdimiz. Dermanı içinde barındıran bu derdi, bizlerle paylaştığınız ve Zaman'ı daha geniş ufuklara taşıdığınız için tekrar teşekkürler.


e.dumanli@zaman.com.tr


@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @



Yazarımızın en son yazıları

29/ 10/ 2001... Yeni bir döneme hazır mısınız?
30/ 10/ 2001... Zaman okurunun benzeri yok
31/ 10/ 2001... Neler değişecek?
01/ 11/ 2001... Neler değişecek? (2)
02/ 11/ 2001... Neler değişecek? (3)
03/ 11/ 2001... Manifesto
04/ 11/ 2001... Teşekkürler Türkiye...
12/ 11/ 2001... Zamana şahitlik etmek
19/ 11/ 2001... Daha iyi bir Zaman için


| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.