Bu kadar zengin miyiz ki?
1990'lı yıllarda faize ödenen para büyük meblağlara ulaştı. Yıl içi ortalama dolar kurunu dikkate alıp bir hesap yapınca, 1990'dan bu yana iç ve dış borçlar için ödenen toplam faizin, 166 milyar doları bulduğunu görüyoruz. Yani ortalama olarak her yıl 15 milyar dolarlık (22,5 katrilyon liralık) faiz ödemesinde bulunmuşuz.
Gelelim bu seneye. Geçen 10 ay içinde faize giden para, bugünkü kurdan hesaplasanız bile 24 milyar dolar ediyor. Bunu da ilave edersek 1990 yılı başından bugüne faize aktarılan kaynak tam 190 milyar doları geçiyor. Buna heba olan para da diyebiliriz.
Bu paralar nereye gitti? Tabii ki, içeriden ve dışarıdan borç verenlerin cebine. Bu parayla neler yapılmazdı ki...
Peki, biz bu kadar zengin miyiz? Yoksa, bu faizleri öderken aldığımız borçlarla daha fazlasını mı kazandık? Hayır.
Manzara, 1990'lı yıllarda uygulanan ekonomi politikalarında yolun sonuna gelindiğini bir kez daha ortaya koyuyor. Borç ve faiz yükünün ekonomi üzerinde kaldırılamayacak baskı yarattığını, bu köşeden yıllardır söylüyoruz. Sadece biz değil başka söyleyenler de vardı elbet. Fakat duyması gerekenler duymadı, duyduysa da gereğini yapmadı.
Devlet Bakanı Kemal Derviş'in Tükiye'ye geldiği günlerde ilk dikkat çektiği konu, ekonominin bu borç ve faiz yükü ile götürülemeyeceği olduysa da, geldiğimiz noktada, kayda değer bir sonuç alındığını söylemek zor.
Geçen yazımızda Osmanlı'nın acı tecrübesi Düyun-ı Umumiye'den bahsetmiş, bundan alınacak dersler bulunduğunu belirtmiştik. Devlet Planlama Teşkilatı eski Müsteşarı İlhan Kesici, gelmekte olan tehlikeye yıllar önce kendisinin de işaret ettiğini hatırlattı ve Mesut Yılmaz'ın başbakan olduğu dönemde 8 Mart 1998 günü ANAP grup toplantısında yaptığı konuşmadan bahsetti. Kesici, ekonomi ağırlıklı konuşmasında özetle şunları söylemiş: Bütçe açığı çok fazla. Her yıl faiz ödemelerine on milyarlarca dolar para aktarılıyor. İç ve dış borçların milli gelirimize oranı tehlike sınırı aşmış bulunuyor. Hal böyle iken bazı sözcüler çıkıp ekonominin çok iyi durumda olduğunu söyleyebiliyorlar.
Kesici konuşmasını bitirirken de yeni bir "Düyun-ı Umumiye" tehlikesine dikkat çekerek uyarıyor: "Şimdiki dünya Osmanlı zamanındaki dünya değildir. Şimdiki Düyun-ı Umumiyeler, Osmanlı zamanındaki gibi olacak değildir. Ama herhalde post-modern bir Düyun-ı Umumiye halinde bir halle Türkiye karşılaşacaktır." Kesici, bugün için de "dünden çok daha ciddi" diyor ve bu durumun daha fazla sürdürülemeyeceğini ifade ediyor.
Gerçekten de öyle. Orta seviyede borçlu ülkeler sınıfından çok borçlu ülkeler sınıfına doğru kaymış bulunuyoruz. Bugün borçlarımız 180 milyar doları aşmış vaziyette. Kesici'nin konuştuğu günlerdeki borç bile bunun üçte ikisi kadardı. Üstelik milli gelirimiz de bugünkünden iyi idi.
Borç ve faiz yükü, sadece ekonomik değil siyasi ilişkilerimize de yansıyıp, hükümetin içeride ve dışarıdaki manevra alanlarını daraltabilecek boyutlarda. Ekonomi, parasal saldırılara açık hale gelmiş bulunuyor. Uluslararası Para Fonu ya da Dünya Bankası'ndan gelecek birkaç milyar dolarlık kredinin gecikmesi, hatta üç beş spekülatörün oyunu dahi piyasaları altüst etmeye yetmekte, devletin daha büyük maliyetlerle borçlanmasına sebep olabilmektedir.
Dileğimiz ve temennimiz, bu gidişata bir an evvel dur denilmesi ve 2000'li yılların 1990'lı yıllara benzememesi.
k.dikbas@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
16/
10/
2001...
Kayseri böyleyse...
19/
10/
2001...
Bu bir rekor
23/
10/
2001...
Kardeş cumhuriyetlerden ders ve kredi almamıza az kaldı
26/
10/
2001...
Unocal’ın Afganistan macerası
30/
10/
2001...
Yabancı sermayenin 2001 ve 2002’ye bakışı
05/
11/
2001...
Devletin enflasyonu yüzde 100,4
12/
11/
2001...
“Vergi yükü” ikiye katlandı; ama...
17/
11/
2001...
Sorun memur sayısında değil, dağılımda ve verimsizlikte
19/
11/
2001...
Düyun-ı Umumiye ve çıkarılacak dersler
|