GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

 

04/12/2001

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Yorum

Strateji

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Dünyada Zaman

Arşiv - Arama

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Girişim

Çocuk

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH

Okur Hattı

Basın Özetleri

Haber Üyeliği



STRATEJİ 


Rusya NATO’da.. Tekrar düşünün!

Rusya'nın NATO'ya üye olması şimdilerde gündemde. Ancak bu üyeliğin gerçekleşmesi için kökten değişime uğramış bir Rusya ile tamamen farklı yapıdaki bir NATO'ya ihtiyaç var.

Son birkaç aydır Rusya ile NATO arasındaki ilişkiler yeni bir boyutta ortaklığa doğru ilerliyor. Bunun bir sonucu olarak, Rusya'nın muhtemel NATO üyeliği sorunu tekrar siyasi gündeme taşındı. Bununla birlikte, Rusya Devlet Başkanı Putin'in kendisi, son aylar içinde bu senaryonun zamanını yeniden ortaya koydu. Rus Başkan hayret verici bir anlam saptırma mantığıyla konuyu, eğer NATO'nun genişlemesiyle Doğu-Batı arasındaki mevcut sınırların kaldırılması amaçlanıyorsa, Rusya'ya NATO yolunda yeni sınırlar çizilmemeli şeklinde belirledi.

Putin'in retoriği, NATO'nun ileriye dönük genişleme sürecinde karar alma mekanizmalarına baskı yapmak gibi siyasi güdüler taşıyor olsa da, bu durum bazı NATO ülkelerinde şimdiye kadar verimli bir zemin bulmuş durumda. Politikacılar ve yazarlar, Rusya'nın NATO'ya üye olması fikrini sadece Euro-Atlantik güvenlik alanının genişlemesi için değil, aynı zamanda Moskova ile olan sorunların üstesinden gelecek muhtemel bir gümüş mermi olarak desteklediler. NATO üyesi Rusya ile, ne Baltık ülkelerinin üyeliği, ne Balkanlar'daki NATO askeri genişlemesi sorunu, ne de Washington'ın füze savunma projesi bölücü sorunlar olmayacak. Rusya, Almanya'nın II. Dünya Savaşı sonrasında başardığı gibi, 'Batı'ya sıkıca bağlanabilirdi. Ve son olarak, 11 Eylül saldırıları Rusya ve 'Batı'nın her halükarda aynı botta yer aldıklarını ispatlamış oldu.

İlk bakışta uygun ve ikna edici görünebilecek bu durum, politik uygulamadaki turnusol testine dayanamamaktadır. Ne ittifak ne de Rusya, böyle bir hamle için yeterli biçimde hazır görünüyorlar. Bu durum, dört önemli soru cevaplanmaya çalışılarak açıklanabilir:

-Moskova, en iyi ihtimalle ikinci ya da siyasi ağırlığı, askeri gücü ve ekonomik performansına göre dördüncü veya beşinci olabileceği bir ittifak için şimdi ya da önümüzdeki yıllarda üyelik düşünebilir mi? Acaba Rusya, Danimarka, Lüksemburg, Belçika ya da Portekiz gibi ülkelerin çıkarlarının da göz önünde bulundurulduğu ve konsensüs üzere alınan NATO kararlarına buyun eğmeye hazır olacak mı? Rusya'nın politik elitinin değişememiş 'Dünya Gücü' inancı ve komşu ülkeleri için çok yaygın bir şekilde 'yakın çevre' söyleminin kullanılması göz önünde tutulduğunda bu soruların cevabı uzun yıllar daha 'hayır' olmaya devam edecek gibi duruyor.

-Gerçekten de bu, bütün NATO üyesi ülkeler tarafından onaylanmış sayılabilir mi? Bilhassa Polonya, Macaristan ya da Çek Cumhuriyeti Rusya'nın NATO üyeliğini kabul etmeye hazırlar mı? Bütün NATO üyelerinin parlamentolarının böyle bir adımı onaylaması faraziyesinin ihtimali nedir? Bu soruların cevabını vermek için sadece eski Varşova Paktı üyelerinin neden ilk önce NATO'ya giriş başvurusu yaptıklarının altında yatan sebepler hatırlanabilir. O halde cevap bu hesapta 'hayır' olmalıdır.

-Rusya istikrarlı bir demokrasinin önşartlarını ve standardını sağlar mı? NATO üyeliği için gerekli olan, sivillerin askeri güçleri kontrol etmesi veya azınlıkların korunması gibi prensipler yeterli bir şekilde yerine getiriliyor mu? Bu açıdan bakıldığında sadece 'Çeçenistan' konusu önemli şüpheler doğurmuyor...

-NATO'nun askeri bir ittifak olarak Çin ile ortak sınırları paylaştığını tasavvur edecek kadar hayal gücümüzü zorlayabilir miyiz? Bu coğrafi boyutlar sadece bugünün NATO askeri planlamacılarının hayal güçlerini aşmıyor. Böylesine genişlemiş ve yayılmış NATO, Çin'in gelecekte eski Sovyetler Birliği'nin düşman rolünü alması yönündeki popüler tahminleri sağlam bir kehanete dönüştürebilir.

Uzak bir gelecekte bütün bu soruların cevabının 'evet' olması çok da hayal ötesi bir şey değil. Bu, Rusya'nın üyelik seçeneğinin ciddi bir düşünceyle ele alındığı bir zamanda olacaktır. Bununla birlikte, böyle bir birleşme için sadece kökten değişime uğramış bir Rusya ile tamamen farklı yapıdaki bir NATO gerekmektedir. Bu uzak senaryoları tartışmak dahi dikkatleri bugün var olan, NATO ve Avrupa Birliği'ne tam üyelik seviyesinin altında bir bağla Rusya'nın bir Avrupa gücü olarak Euro-Atlantik güvenlik yapılarına bağlanması gibi önemli bir sorundan saptırıyor. Terörle mücadele kesinlikle ortak hareketlerin ve ortak kararların bir unsuru olabilir; ancak kesinlikle yakın bir işbirliğinin yegane temeli olamaz. Maalesef, ne kurum olarak NATO ne de NATO üyeleri, Rusya'nın istikrarı ve refahındaki genel çıkarın yeterince tutarlı bir politika kriterleri takımı haline dönüştürüldüğü kapsamlı bir 'Rusya konsepti'ne şimdiye kadar dönüştürebilmiş değil. Bununla birlikte, Rusya'nın dahil edilmediği, sıkça zikredilen bir 'Avrupa güvenlik mimarisi' eksik kalmaya devam edecektir.

Bu nedenle, Rusya'nın NATO üyeliği ne imkansız ne de hayal edilemezdir. James Bond filmlerinden birinin ismi olan 'Asla bir daha asla deme' politikada geçerliliğini koruyor. Rusya'nın NATO'ya girmesi için uzun vadeli bir perspektif mevcut; ancak bu kesinlikle yakın gelecek için bir politik seçenek değildir.

(*) Konrad - Adenauer Vakfı'nın Uluslararası Planlama İşleri Başkanı, Almanya (Dr. Karl-Heinz Kamp / Konrad – Adenauer Vakfı’nın Uluslararası Planlama İşleri Başkanı, Almanya)




Rusya NATO’ya neden üye olmasın?

Rusya, güvenlik konularında kendisini Avrupa ile özdeşleştirebilir; ABD ile aynı safta yer alabilir. Rusya'nın, NATO'ya katılmaması için bir sebep bulunmuyor.

Eylül 2002'de Prag'da bir NATO zirvesi yapılacak. 19 üye ülke lideri; Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Polonya'nın 1999'da katılımının ardından genişlemenin yeni aşaması hakkında karara varmak için bir araya gelecekler. NATO, zaten en azından yeni bir üyenin İttifak'a davet edileceğini açıklamıştı. Bununla birlikte; Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya ve Slovenya'nın içinde bulunduğu birçok aday var. Kulübe kaç ülkenin davet edileceği bir hüküm ve fikir konusu ve bu konudaki fikirler de son iki yılda epey değişti. Başlangıçta, stratejik kazançlarla maliyet göz önünde bulundurulduğunda yalnızca birkaç adayın (muhtemelen üç) davetiye alabileceğini söyleyenler vardı. Bu faktörler eski SSCB üyesi üç Baltık ülkesinin aleyhine ağırlık kazandı.

2001 yazında sarkaç sallanmaya başladı. Rusya ve ABD arasındaki ilişkiler, füze savunma sistemi ve 1972 tarihli ABM Anlaşması'nın iptali meseleleri çerçevesinde şekillenmeye başladı. Bazıları, Rusya'nın muhalefeti yüzünden NATO'nun 'büyük patlama' ile genişleyebileceğini, mümkün olan sayıda ülkeyi kapsayacağını ve daha sonra da genişlemeyi birkaç yıl için unutacağını savundular. Bu durum bazı ülkeleri NATO dışında bırakacak. Finlandiya ve İsveç gibi bazı ülkeler, NATO'ya katılmak istemiyorlar; ama istedikleri zaman da hemen kabul edilmeyi umuyorlar. Aralarında Rusya ve Ukrayna'nın da bulunduğu, yine çok büyük oldukları ve NATO'dan çok uzaklaştırıldıkları için hiç katılmayacakları öngörülen ülkelerin yanında; aralarında Batı'dan uzaklaşan Belarus'un bulunduğu ve birkaç yıl içinde hazır olmayacak diğer ülkeler de var. Nihayetinde, bu ülkelerle üyeliği kapsamayan diyalog ve ortaklığa yönelik özel anlaşmalar yapıldı. Ancak son birkaç ay içinde 'asla' çok uzun bir süre olarak görünmeye başladı.

80 ülke vatandaşının ölümüne yol açan 11 Eylül olayları genişleme hesaplarını değiştirdi. ABD, 'terörizme karşı global çapta savaş' başlattı ve 122 ülkenin bir araya geldiği bir koalisyon oluşturdu. Rusya, ABD'nin koalisyondaki başlıca ortaklarından biri. Rusya, Çeçenistan'da uzunca bir süredir kendisinin 'terörist' olarak nitelendirdiği isyancılara karşı acımasız bir savaş yürütüyor. ABD'de, şu anda Çeçen savaşçıların çoğunun 'terörist' diye yeniden nitelendirilebileceği fikrini kabul eden bazı temayüller var. Yine Afganistan'ın içindeki operasyonlar için Amerikalılar, özellikle Tacikistan ve Özbekistan'da kullanıma hazır üslere ihtiyaç duymaktalar. Bölgedeki Rus nüfuzu, hem ABD'ye hizmet edebilir hem de Rus menfaatlerini geliştirebilir. Bu, bir pratik avantaj sağlamak için kullanılabilir. Böylece ABD ve Rusya, pragmatizm ve kendi çıkarlarıyla çevrili bir müşterek hedef etrafında ortak oldular.

NATO, 1991'de SSCB'nin dağılmasından etkilenmeden hâlâ Avrupa'nın ortak savunmasını sağlıyor. NATO anlaşmasının 5. maddesine 11 Eylül saldırılarından sonra müracaat edildi. Fakat bu Soğuk Savaş'ın ortak savunma anlayışı konseptinden çok farklı. NATO genişlemeye devam eder ve özellikle bu 'büyük patlama' halinde gerçekleşirse, üyelerin askeri yetenekleri artan bir şekilde farklılaşacaktır. İhtiyaç duyulduğunda, NATO operasyonları, bazı katılımcıları NATO üyelerinin, bazılarını ise sadece ortakların oluşturduğu bir gönüllüler koalisyonu tarafından en etkin bir şekilde gerçekleştirilebilir. Rusya, Kosova'daki operasyonlara hem siyasi hem de askeri açıdan katıldı ve El-Kaide'ye karşı yapılan operasyonlarda da aynı tutumu sergilemektedir. Rusya güvenlik meselelerinde Avrupa ile kendisini özdeşleştirebilir ve ABD ile rahatlıkla aynı saflarda yer alabilir. O halde, Avrupa'nın güvenliğini teminat altına alan ve Atlantik ötesiyle kırılmaz bağlara sahip olan büyük bir örgüte Rusya niçin katılmasın?

Sebep, belki de Avrupa'da güvenlik hedefine ulaşmayla birlikte İttifak'ın varlık sebebini kaybedeceği ve terörizme karşı sürekli mücadeleyle meşgul bir ABD'nin dikkatini Pasifik ötesindeki diğer meselelere kaydırabileceğidir. Bu Avrupa'nın kendi ikilemiyle daha da kötüleşebilir: Eğer kolektif olarak çok zayıf olursa, güvenlik yükünün çok azını taşıyabilir; eğer güçlü ve iddialı olursa, ABD liderlik etmekte zorlanacaktır. Avrupa, Rusya ile çok güçlenebilir ve ABD, NATO'daki gönüllüler safından bazı ülkelerle ortaklık kurmasına rağmen böylesi köklü değişime uğramış bir NATO'da kalmak için çok fazla sebep bulamayabilir. Atlantik ötesi ile kurulan sağlam ilişkiler bozulabilir. Bu durum, Avrupa ve özelde Türkiye üzerinde derin ve kontrol bir dışı etkiye yol açabilir. (Tuğamiral Richard Cobbold / RUSI (Royal United Services Institute) )




ABD ve Rusya: Son ‘çıkar evliliği’ mi?

Bolşevik ihtilalinden sonra ABD'de, Sovyetler Birliği'nde yeni kurulmuş komünist hükümete karşı bir güvensizlik vardı. Aralarında bir önceki hükümette yer alan Rus Prensi Kerensky'nin de olduğu Rus aristokrasisine mensup üyeler, kendilerini Amerika'da sürgünde buldular. ABD ile SSCB arasında henüz diplomatik ilişkiler kurulmamasına rağmen, Ticaret Bakanı (daha sonra ABD başkanı) Herbert Hoover, Başkan Warren Harding zamanında SSCB'ye kıtlık yardımı yapılmasını sağladı. Benim babamın, kıtlık döneminde bu yardım sayesinde hayatta kaldığı söylenir. Diplomatik ilişkiler 1933'te kurulmasına rağmen, iki ülke arasında daha 1930'larda, 'Joseph Stalin yönetimindeki SSCB'ye karşı Hitler Almanya'sını mı destekleyelim yoksa Hitler liderliğindeki Almanya'ya karşı Stalin idaresindeki SSCB'ye mi arka çıkalım' konusunda ciddi bir tartışma vardı.

Japonların, Hawaii'deki Pearl Harbor'a saldırması ve ABD'nin Japonya ve Almanya'ya savaş ilan etmesinden sonra Amerika, sıkı bir şekilde SSCB'nin yanında yer aldı ve ona yardımda bulundu. Bu dönemde yayımlanan ve SSCB'yi destekleyen Amerikan propaganda filmleri, nadiren ABD Tv'lerinde gösterildi; çünkü onların acınası hallerini seyretmek hüzünlendiriyordu belki de... Almanya ve Japonya'nın yenilmesinden sonra ABD ile SSCB arasındaki çıkar evliliği, hızla yayılan komünizmin acil bir tehdit unsuru olarak ortaya çıkmasıyla birlikte sona erdi.

Son 10 yıllık 'geçiş dönemi' boyunca ortak nükte 'neye geçiş' konusuydu. Hiç değilse dış ilişkiler alanında şimdi biri çıkıp bunun, ABD ile Rusya arasındaki bir dizi 'çıkar evliliği' serisinin en sonundaki bir geçiş olduğunu tartışabilir. Rusya'yı, yeni bir ortak olarak NATO'ya katılmaya davet etmesi, ABD'nin gelecekteki 10 yıl içinde ciddi biçimde Rusya ile meşgul olmaya razı olduğunu akla getiriyor. Birisi, ABD'nin uzun vadede Rusya ile yapıcı bir ilişki içine girip giremeyeceğini ya da mevcut krizi bitireceği için Rusya ile ilişkilerini sessizce ihmal edip etmeyeceğini sorabilir. Bununla birlikte Rusya'nın şimdilerde tarihinin en önemli kavşak noktalarından birisinde olduğu açıktır.

ABD'nin dış politikasını düşündüğümüzde, kriz anlarında davaları desteklediği; ondan sonra da şartlar değiştiğinde sessizce onlardan vazgeçtiği kayıtlıdır. Sovyetler'in Afganistan'ı işgali sırasında mücahitlere destek vermesi, daha sonra onlardan vazgeçmesi -bugünlerde Afganistan'daki mevcut krizin çıkmasına yardımcı olmuştur- ABD'nin bu tavrına klasik bir örnek olarak gösterilebilir. ABD'nin Rusya ile yeni bir ortaklık konusundaki taahhüdünün, Washington ile Moskova arasında (NATO'nun genişlemesi, ABM Anlaşması ve diğer meseleler) üzerinde var olan ciddi farklılıkları öne sürerek, onlarca yılda veya birkaç yıl içinde kesinleşip kesinleşmeyeceği konusunda şüpheci davranılması kınanmamalıdır. ABD, Doğu Avrupa'nın güvenliği, Çin'le ittifak kurma, petrol boru hatları, konvansiyonel silah satışları, hem nükleer ve füze teknolojisi hem de nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlar ihraç etme konularında Rusya'yı doğal bir rakip olarak görmekten nasıl kaçınacaktır?

Rusya'yı düşünürsek, şu dönemde cevabı olmayan iki önemli soru akla geliyor: 'Rusya nedir?' ve 'Putin kimdir?' Bu sorular için henüz hazır bir cevap yok; fakat her iki soru da Rusya'nın NATO ile yeni bir ortaklık kurabileceğini anlamak için oldukça önemlidir. Rusya'nın süper devlet olduğu ve hâlâ daha bu şekilde muamele edilmesi gerektiği fikri, Rusya'da büyük bir karşılığa sahip. Bununla birlikte NATO'ya ortak olmak, İttifak'ın Baltık ülkeleri de dahil Doğu Avrupa'ya doğru genişlemesine Rusya'nın destek vermesini gerektiriyor ki bu, Rus toplumunda ya da Moskova'daki iktidar koridorlarında genel bir hüsnükabul görmeyecektir. Şüphesiz Rusya'nın, NATO'nun beklentilerine uymak için bağımsız dış politikasından vazgeçmesi çok zor görünüyor. Rusya, Kabil'e yerleştirdiği askeri birlikleri ile halihazırda Afganistan'da fırsatçı bir strateji izliyor. Bu da gösteriyor ki gelecekte, kendisini hâlâ süper bir devlet olarak algılayan Rusya ile bu ülkeyi süper bir güç olarak görmeyen NATO arasında pek çok anlaşmazlıklar olacaktır.

Ayrıca, Rusya devlet başkanı olarak Vladimir Putin'in, NATO ile ortalıklığı başarılı bir şekilde koruyup koruyamayacağı da açık değildir. 11 Eylül öncesi pek çok yorumcunun ortak kanaati şuydu ki Vladimir Putin, Rus hükümet kurumları üzerinde Rus iç istihbarat örgütü FSB (eski KGB'nin devamı) ile terör estiriyordu. Bunun, Putin'in daha fazla içerlemesini doğurduğu muhakkaktı ve bu durum 11 Eylül'den sonra da değişmedi. Gerçek olan şu ki, Putin'in terörizmle mücadelede ABD ile işbirliği yapma kararı, bu işbirliğine karşı çıkan yerel komutanlar ve devlet yetkililerinde rahatsızlık meydana getirdi. Şu anda görünen o ki Rus toplumu ile askeri ve sivil bürokrasi içindeki pek çok unsur, ABD ve NATO ile yakınlaşmaya karşı çıkmayı sürdürüyor. Bu da Putin'e karşı ciddi bir meydan okumadır. Kendisi, Rus dış politikasında, aksi takdirde iç politikada, tarihi bir değişimi gerçekleştiren bir lider olmayı ispat edebilecek midir? Ya da liderliğini tehdit eden sivil ve askeri bürokrasiden kendisini uzaklaştırabilecek midir? Rusya'daki hükümet kurumlarının zayıflığı dikkate alındığında bu durum, üniter bir devlet olarak Rusya'nın geleceğini tehdit edebilir. Bu son 'çıkar evliliği'nin Rusya ile ABD arasında uzun vadede dostane ilişkiler kurulmasına yol açıp açmayacağını ya da bu ilişkiye has engellerin bunu mahvedip etmeyeceğini sadece zaman gösterecektir. (Prof. Dr. Uli Schamiloglu / Wisconsin–Madison Üniversitesi öğretim üyesi, ABD)



| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.