GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

 

05/12/2001

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Yorum

Strateji

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Dünyada Zaman

Arşiv - Arama

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Girişim

Çocuk

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH

Okur Hattı

Basın Özetleri

Haber Üyeliği



DIŞ HABERLER 


Şaron bildiğini okuyor, Yaser Arafat suskun

İsrail Dışişleri Bakanı Şimon Peres, Başbakan Ariel Şaron'un Filistin'e yönelik şiddet politikasını sert bir dille eleştirdi. Yaser Arafat'ın sessizliğini koruması dikkat çekiyor.

Hafta sonu gerçekleştirilen ve 27 kişinin ölümüyle sonuçlanan intihar saldırılarına İsrail'in misilleme saldırıları dün de devam etti. Gazze'nin yanı sıra, Cenin, Eriha, Kalkilya, Tulkarim ve Ramallah kentlerine saldırı düzenleyen İsrail birlikleri topyekûn bir işgal harekâtına girişti. Gazze Havaalanı'nın da imha edildiği saldırılar sırasında 3 kişi ölürken 100'den fazla kişi de yaralandı. Filistinli yetkili Saib Erekat, eylemleri 'devlet terörü' olarak adlandırırken, İsrail Başbakanı Ariel Şaron'un koalisyon ortağı Dışişleri Bakanı Şimon Peres, Şaron'a sert tepki göstererek hükümetteki durumlarını gözden geçirebileceklerini söyledi. Şimon Peres'in lideri olduğu İşçi Partisi, dün gece yarısından sonra yapılan kabine toplantısını terk ederek, alınan 'Filistin'in terör destekleyicisi' olduğu şeklindeki kararı da protesto etti. BM Genel Kurulu, İsrail'in Filistinlilere yönelik siyasetini şiddetle eleştirirken, AB İsrail'den operasyonlarında ölçülü hareket etmesini istedi. ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ise Şaron'un kendi inandığı şekilde ülkesini savunma yoluna gittiğini açıkladı.

İsrail'in daha önceki intihar saldırılarına gösterdiği tepkiler bundan daha hafif olmamıştı. Ancak bunların hiçbirinin öncesinde Arafat ve Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) "terörü destekleyen birer varlık" olarak nitelendirilmezken, "Amerika'nın Afganistan'a yaptığını biz de Filistin'e yapacağız." formülasyonu bu kadar net bir şekilde telafuz edilmemişti.

Tabii Yaser Arafat'ın en iyisinden görevinden, daha kötüsü bölgeden, en kötüsü de bu dünyadan uzaklaştırılması yönündeki çağrıları ne zamandır yapıp duran tanıdık ağızlar İsrail hükümetlerinin kararları üzerinde bu kadar etkili olamamışlardı hiç. Bugün artık tek Şaron'umuz yok, Avigdor Lieberman ve Benni Alon ile birlikte "insafsız üçüzleri" oluşturmuş durumda Ariel Şaron, ve pazartesi gecesi üçüzlerin Ariel Şaron dışındaki ikisinin verdiği karar teklifi hükümetin Şimon Peres gibi ılımlı; fakat ağır toplarını yerinden oynatmışa benziyor.

İsrail cephesinden bakıldığında bütün ibreler topyekün bir savaşı gösteriyor. Buna rağmen Arafat'ın takındığı "pasif ve mazlum barışsever lider" rolü meyvelerini verebilir ve önümüzdeki günlerde İsrail bugüne kadar görmediği bir uluslararası baskı ile karşı karşıya kalabilir.

İsrail, Arafat'ın hareket özgürlüğünü tamamen kısıtlayarak onu bir tür ev hapsine zorunlu kılmış durumda. Bunun bir sonraki aşaması "tutuklunun evinin" bombalanması olabilir. Arafat'ın ölümü zaten yakın. Dolayısı ile bu tür bir girişimin Arafat'a kaybettireceği fazla bir şey yok. Aksine bir müddettir Filistin sokaklarında kaybetmiş olduğu popülaritesini yeniden kazanabilir.

Ve "milletini 30 yıl bağımsızlık vaatleri ile uyutan bir lider" olarak değil de Ebu Cihat gibi "otuz yıl savaşan bir askere en yakışan bir ölümle ölmüş bir şehit" olarak anılır. İsrail'in Arafat'a bu fırsatı vereceğini sanmıyoruz.

İsrail'in elindeki ikinci "kötü" seçenek Arafat'ı bölgeden sürmek. Ancak Arafat artık gidecek adres konusunda 1993 öncesinde olduğu gibi zorlanmayacak. Son adresi Tunus onu kabul etmese bile Avrupa'nın pek çok ülkesinden davet alacağını tahmine edebiliriz. Geçmişte Humeyni'ye ev sahipliği yaparak Ortadoğu politikasını yönlendirmeye çalışmış olan Fransa iyi bir adres.

Bu durumda İsrail "Abdülhamid'in yaşadığı sürgün entelektüellerle" uğraşmak zorunda kalma kıskacına atmış olacak kendini. Dahası bu ve bir önceki seçenekte Filistin'de kalan halkın başını alacak isimlerin Yaser Arafat'tan daha "ılımlı, boyun eğmeye hazır" olduğunu kimse iddia edemez.

Cibril Recul gibi İsrail'in umutla baktığı isimler Hamas ve İslam-i Cihat gibi örgütleri ortadan kaldırmakta Arafat'tan daha istekli ve başarılı olabilirler, ancak yarın İsrail'den istediklerini alamadıklarında Arafat'tan daha hırçın politikalar izleyecekleri de kesin...

İyimser görüş, görülen o ki Arafat'ın görüşü. Arafat, 30 yıllık dava adamlığı tarihinde göstermediği bir soğukkanlılıkla bir yandan Filistin halkını sükunete çağırıyor, bir yandan da kendi üsleri İsrail helikopterlerince bombalanan güvenlik güçleri ile sokaklardan Hamas ve İslami Cihat üyelerini topluyor. CNN'e söylediği, "İsrail ne yaparsa yapsın terörü durdurmak için yüzde yüz gayret sarfedeceğim" sözleri Şaron-Lieberman-Alon üçüzünün kulaklarına düşmese de dünya kamuoyu ve İsrail'in ılımlı solu tarafından duyuluyor. Halen BM ve AB İsrail'in tepkisini abartılı bulduklarını ifade etmiş ve operasyonun Filistin Otoritesi'ni yıkmaya kadar varmaması hususunda İsrail'i uyarmış durumdalar.

Arafat önümüzdeki günlerde Hamas ve İslami Cihat'a karşı giriştiği operasyonlarda başarılı olabilirse bu baskıların artacağını beklemek yanlış olmaz. İlginç olan bir hafta öncesine kadar "Bir Filistin Devleti fikrini desteklediğini duyuran ABD'nin sessizliği" ve hatta bir noktaya kadar Şaron'un anlayışını haklı çıkaracak pasif kabulu.

Bunun arkasında koalisyon ülkelerinin Afganistan operasyonunun sona yaklaşmış olmasının ve Amerika Birleşik Devletleri'nin Arap ülkelerinin desteğine artık ihtiyacının kalmamış olmasının payı olabilir. Bu durumda da Amerika Birleşik Devletleri, Irak'a yönelik bir hareketi planlarından çıkarmış demektir ki bu da güzel haber...

(Kerim Balcı - Kudüs)




Ecevit: Afganistan’dan kötü olabilir

Başbakan Bülent Ecevit, İsrail'in Filistin'e yönelik müdahalesi sonrası bölgede endişe verici gelişmelerin yaşandığını belirterek, çatışmaların fiili bir savaşa dönüşmesi durumunda Afganistan'dan daha tehlikeli bir durumun ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu.

Filistin'e yönelik baskıların arttığına dikkat çeken Ecevit, İsrail Başbakanı Ariel Şaron ile yaptığı görüşmeyi hatırlatarak, 'Kendisi Filistin otoritesine ve topraklarına çok ileri derecede haksız yaptırımlar eğilimi ve kararlılığı içinde.' dedi.

Ecevit ABD'nin devreye girmekte geç kalmasından endişe duyduğunu da aktardı. Önceki gün akşam saatlerinde Filistin Devlet Başkanı Arafat ile görüşen Ecevit dün sabah da İsrail Başbakanı Şaron'la görüştü. Başbakanlık'tan ayrılışı sırasında temaslarının ayrıntılarına ilişkin bilgi veren Başbakan kaygılı olduğunu söyledi. Şaron'un Filistin'e yönelik haksız yaptırımlar kararlılığı içinde olduğunu dile getiren Ecevit, 'Baskılar gitgide artıyor. Son olarak Gazze Havaalanı tahrip edildi. Bu Arafat'ın başlıca çıkış yoluydu. Şimdi dünya ile bağlantıları kesildi. Filistin ile İsrail arasındaki uzlaşı Ortadoğu için çok önemli. Eğer olaylar fiili bir savaşa dönüşecek olursa bölgemizde Afganistan'dan daha tehlikeli bir durum ortaya çıkabilir. O bakımdan üzgün ve kaygılıyım.' diye konuştu.

ABD'nin etkin ve etkili bir şekilde devreye girmesinin gerekliliğine değinen Ecevit, "ABD'den 'İsrail'in kendini savunma hakkı var.' açıklaması geldi." hatırlatması üzerine ise şunları söyledi: 'Tabii ki her ülkenin kendini savunma hakkı var. Ama her iki tarafta da uzlaşıyı engellemek isteyen militanlar var. Onun için Sayın Şaron'un söylediği gibi (evvela sukûnet sağlansın ondan sonra bir araya gelelim) düşüncesi gerçekçi değildir. Hemen bir araya gelip uzlaşmalılar.'' Ecevit, Filistin ve İsrail gerginliği sonrası ilgilenmesi gereken bazı ülkelerin sessiz kalmalarından da şikayetçi oldu. Edip Ali Yavuz, Ankara




Gazze Havaalanı yerle bir

İsrail, misilleme saldırıları sırasında Gazze Havaalanı'nın pistlerini tahrip etti. Filistinli Albay Halid Ebu El Ula, Devlet Başkanı Yaser Arafat'ın yurtdışı gezileri için kullandığı havaalanının pistlerinin, önceki gece havaalanına ağır makineli tüfek ateşi desteğindeki giren İsrail güçlerince tahrip edildiğini söyledi.

El Ula, 1998'de açılan havaalanına ilk kez İsrail ordusunun girdiğini ve bunun bir 'işgal' olduğunu söyledi.

Bu arada İsrail'in Gazze'ye yönelik dünkü saldırıları sırasında 3 kişi öldü, 100'ün üzerinde kişi de yaralandı. Gazze'ye yönelik saldırılar sırasında İsrail F-16 uçaklarının bir Filistin güvenlik birimi binasını vurduğu bildirildi. Gazze'ye yönelik saldırılarla eş zamanlı olarak İsrail, Batı Şeria'nın Ramallah, Cenin, Sulfid, Tulkarim ve Kalkilya kentlerine de helikopterlerle saldırdı.

İsrail helikopterleri ilk olarak, Filistin lideri Yaser Arafat'ın, Batı Şeria'nın Ramallah kentindeki karargahını hedef aldı. Filistinli yetkililer, hava akını sırasında Arafat'ın binada olduğunu ve binayı terk etmediğini kaydettiler. Bu hava akınında kimsenin yaralanmadığı belirtildi.

Dış Haberler Servisi




Sezer: Filistin için kaygılıyız

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Filistin'deki son gelişmelerden kaygı duyduğunu belirterek, Filistin ve İsrail'i serinkanlı olmaya davet etti.

Güney Afrika Cumhuriyeti'nin Ankara Büyükelçisi Lyttelton MS Mngqikana'yı Çankaya Köşkü'nden kabulunde basın mensuplarının sorularını cevaplayan Sezer, Türkiye'nin bu aşamada bir arabulucu rolü üstlenmesinin sözkonusu olmadığını ifade etti. Sezer, Mısır ve Ürdün cumhurbaşkanlarıyla konuyu görüşeceğini de belirtti. Ankara, Zaman




Kabil, BM’nin denetimine giriyor

Almanya'nın Bonn kentinde devam eden konferansa katılan Afgan grupların temsilcileri, başkent Kabil'in güvenliğinin Birleşmiş Milletler tarafından sağlanması konusunda anlaştılar. Afganistan'a uluslararası güç istemeyen Kuzey İttifakı temsilcileri de bu gücün konuşlanmasını onayladı.

Afganistan'a uluslararası güç istemeyen Kuzey İttifakı, başkent Kabil'in güvenliğinin Birleşmiş Milletler tarafından sağlanmasını kabul etti. Almanya'nın Bonn kentinde bir haftadır devam eden Afganistan Konferansı'na katılan Afgan delegeler, başkent Kabil ve çevresinde güvenliğin sağlanması için uluslararası gücün konuşlandırılmasına onay verdi. Toplantıya katılan bir BM görevlisi, Afgan delegelerin BM Güvenlik Konseyi'nden en kısa zamanda Afganistan'a uluslararası bir güç konuşlandırılmasını talep ettiklerini belirtti. BM görevlisi, delegelerin BM tarafından sunulan metni kabul ettiklerini hatırlatarak, metne bir ek madde konularak 'Uluslararası Güvenlik Gücü' adı verilen gücün, Kabil ve civarının güvenliğini sağlamaya katkıda bulunacağını ve gerekli görülmesi halinde uluslararası gücün aşama aşama başka bölgelere doğru genişletilebileceğini söyledi. ABD desteğinde ülkenin büyük bir kısmını ele geçiren Kuzey İttifakı birlikleri, ülkelerinde yabancı güce karşı olduklarını açıklamışlardı.

Konferansta kurulacak olan geçici hükümetin başına kimin getirileceği konusu da netleşmeye başladı. Kuzey İttifakı'ndan adının açıklanmasını istemeyen bir yetkili Afgan hükümetine başkanlık etmesi için devrik Kral Zahir Şah yanlısı Peştun lider Hamid Karzai'nin adınının önerileceğini açıkladı. Aynı yetkili, İttifak'ın, kurulacak yeni hükümette, içişleri, savunma ve dışişleri bakanlıklarını istediğini de söyledi.

BM de tüm tarafların sunduğu teklifler ışığında geçici hükümette yer alacak isimleri belirlemeye çalışıyor. BM ayrıca Afganistan'da yeni kurulacak geçici hükümeti hemen tanıyacağını da açıkladı. Bonn Konferansı'na baştan beri adil olmadığı gerekçesiyle karşı çıkan Pakistan yönetimi de son gelişmelerden büyük bir memnuniyet duyduğunu açıkladı. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Aziz Ahmed Han, 'Pakistan hükümeti, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ve özel temsilcisi Lahdar İbrahimi'yi, geçici yönetimin kurulması konusunda liderler arasında anlaşmaya varılmasını başarıyla sağlamalarından dolayı kutlar.' dedi.

Bu arada Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer'in, Kuzey İttifakı'nın lideri Burhaneddin Rabbani ile telefonda görüşerek, Bonn'daki Afganistan Konferansı'nın uzamasını önlediği bildirildi. BM temsilcileri, Rabbani'nin, Fischer ile yaptığı görüşmeden sonra Kuzey İttifakı'nın, geçici hükümet ile ilgili olarak hazırladığı isim listesini onayladığını belirttiler. Dış Haberler Servisi




Ladin, Tora Bora’da sıkıştı

ABD'nin Tora Bora bölgesine yaptığı hava saldırılarında, El Kaide örgütünün iki numaralı ismi Mısırlı Eymen El Zevahiri'nin yaralandığı öne sürüldü.

ABD'nin, 11 Eylül terör saldırılarının sorumlusu ilan ettiği Usame bin Ladin, Kandahar yakınlarındaki Tora Bora bölgesinde sıkıştı. ABD ise sürdürdüğü hava saldırılarında Ladin'in mali işlerinden sorumlu kişi olduğu öne sürülen Ali Mahmud'u öldürdü. Saldırılar sırasında El Kaide örgütünün iki numaralı ismi Mısırlı Eymen El Zevahiri'nin de yaralandığı öne sürüldü.

Nangarhar eyalet komutanı Hacı Muhammed Zaman, 'El Zevahiri, önceki sabah yerel saatle 08.00 sularında düzenlenen Amerikan bombardımanında yaralandı.' dedi.

Zaman, Ladin'in kesinlikle dağlık Tora Bora bölgesinde bulunduğunu ve savaşçılarıyla birlikte bölgeye sıkıştığını da iddia etti. Bu arada çeşitli aşiretlerden 2 bin kadar savaşçının Tora Bora'daki Taliban güçlerine karşı harekat başlattığı bildirildi. Afganistan'ın doğusundaki Celalabad şehrinden uydu telefonuyla Reuters'e açıklama yapan Celalabad komutanı Hazret Ali'nin sözcüsü Amin, "Celalabad Şurası (meclis) 2000 civarındaki askerini Tora Bora'daki Taliban güçleri ve yandaşlarını vurmak için harekete geçirdi." dedi.

Nangarhar eyalet komutanı Hacı Muhammed Zaman da Tora Bora civarında geniş çaplı bir operasyona girişildiğini doğruladı.

Peştun liderlerden Hamid Karzai'nin kardeşi Ahmed Karzai, kardeşinin liderlik yaptığı Popalzai aşireti savaşçılarının, önceki gece Şahveli Kot bölgesini, çok az bir direnişle karşılaşarak ele geçirdiğini ve Kandahar'a bir adım daha yaklaştığını belirtti.

Bu arada, El Kaide örgütünün sözcülerinden Süleyman Ebu Gayt, Bin Ladin ölse de cihadın devam edeceğini söyledi. Ebu Gayt, Afganistan'da Taliban'ın elinde bulunan bölgelerden birinde üçüncü bir şahıs aracılığıyla El Vatan gazetesine verdiği demeçte, 'Ladin ölse de cihat devam edecek. Bir Ladin ölse, diğeri bayrağı teslim alır.' dedi.




AGİT teröre karşı eylem planı hazırladı

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı üyesi 55 ülke, terörle mücadele amacıyla eylem planı kabul ettiler. Örgüt dışişleri bakanlarının Bükreş'te yaptıkları toplantıda kabul edilen planda, AGİT üyelerinin terör tehditlerinden yılmayacakları, tersine ellerindeki her türlü olanağı kullanarak ve uluslararası yükümlülüklere uyarak terörizmle mücadele edecekleri vurgulandı.

Planda, terörün din ya da milliyetinin olmayacağı vurgulanarak, üyelerin terörle mücadelede bilgi alışverişini artıracakları, terörist kişi ve grupların hareketlerini engelleyecekleri, sınırlarda gereken denetimleri yapacakları belirtildi. Türkiye'yi Dışişleri Bakanı Cem'in temsil ettiği Bükreş toplantısı sonunda yayımlanan sonuç bildirisinde de, terörün her türlüsü kesin bir dille kınandı ve suçsuz insanların hedef yapılmasının asla mazur görülemeyeceği vurgulandı. Bekir Yıldırım, Bükreş




Geçici yönetimde kadın yardımcı olacak

Afganistan'da kurulacak geçici yönetimin başkan yardımcılarından birinin kadın olacağı bildirildi. Kuzey İttifakı Dışişleri Bakanı Abdullah Abdullah, yeni yönetimin 29 üyeli olacağını söyledi.

Abdullah, "Yeni yönetimde başkanın beş yardımcısı görev yapacak, bunlardan biri kadın olacak." dedi. Abdullah, yeni yönetim içinde etnik gruplara göre dağılım yapılacağını, bu bağlamda 29 üyeliğin 11'inin Peştunlara gideceğini söyledi. Kabil, aa




Kıbrıs'ta yeni süreç için ilk adım atıldı

Kıbrıs'ın geleceğiyle ilgili olarak iki toplumun lideri dün ara bölgede bir araya geldi. Denktaş ve Klerides, önşartsız yüz yüze görüşmek üzere 15 Ocak'ta yeniden bir araya gelmek için anlaştılar.

Kıbrıs'taki ara bölgede dün bir araya gelen KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Rum Yönetimi lideri Glafkos Klerides, 15 Ocak'ta önşartsız yüz yüze görüşme yapmak üzere anlaştılar. Klerides, Denktaş'ın yemek daveti üzerine 26 yıl aradan sonra bugün KKTC'ye geçiyor. Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik yeni bir sürecin başlangıcı anlamına gelen karar, Ankara tarafından da olumlu karşılandı. Başbakan Bülent Ecevit, bu şekilde sağlanacak bir diyaloğun bazı kapıları açma ihtimali bulunduğunu söyledi.

Yaklaşık bir saat 15 dakika süren görüşmeye not tutmak amacıyla katılan BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, görüşmenin bitiminde yaptığı açıklamada, liderlerin Kıbrıs'ta ocak ayı ortalarında, önşartsız yüz yüze görüşmeyi kabul ettiklerini söyledi. Liderler adına ortak yazılı açıklamayı okuyan De Soto, bu görüşmenin BM gözetimi altında yapılacağını ve kapsamlı bir çözüme ulaşılana kadar görüşmelerin iyi niyet çervesinde devam edeceğini bildirdi.

Basına da dağıtılan yazılı açıklamada, "Görüşmeler Birleşmiş Milletler gözetimi altında, herhangi bir önkoşul olmadan yapılacak ve tüm konular masaya getirilecek. Kapsamlı bir çözüme ulaşılana kadar görüşmeler iyiniyet çerçevesinde devam edecek. Her konu üzerinde uzlaşılana kadar hiçbir şey üzerinde anlaşılmış değildir." ifadeleri yer aldı.

Görüşmeyle ilgili daha sonra bir basın toplantısı düzeleyen Cumhurbaşkanı Denktaş, Rum yönetimi lideri Glafkos Klerides ile samimi bir havada iyi bir görüşme yaptığını belirterek, Klerides'e, açış konuşmasının ardından bir buçuk safyadan oluşan yazılı bir metin verdiğini bildirdi. Görüşmenin sonucunun kendisine göre iyi olduğunu vurgulayan Denktaş, 15 Ocak tarihinin yeni sürecin başlangıcı olacağını, görüşmelerin Kıbrıs'ta yapılmasıyla da New York'a taşınmaktan kurtulduklarını kaydetti.

15 Ocak'ta başlayacak görüşmelerde, müştereklerin araştırılacağını ve ayrılıkların tespit edileceğini söyleyen Rauf Denktaş, görüşmelerin süresiyle ilgili bir tarih belirlenmediğine işaret ederek, Avrupa Birliği'nin "Kıbrıs"ın üyeliği için verdiği süreye kadar sorunun çözülürse çözüleceğini belirtti.

AB'nin Kıbrıs konusunda yeni bir değerlendirme yapması gerektiğini belirten Denktaş, aksi durumda inisiyatifin Klerides'in elinde olacağını vurguladı. Denktaş, görüşmeye BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto'nun da katılacağını belirtti.

Bu arada, Ankara'daki konuyla ilgili açıklamada yapan Başbakan Bülent Ecevit, Denktaş ile Klerides arasında yapılan görüşmenin bir başlangıç olduğunu söyleyerek duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Kararı Denktaş ile telefonda değerlendirdiğini ifade eden Ecevit, "Orada herhalde bir takım somut gündem maddelerine girecekler. Şimdilik bir bir araya gelme ve yeniden bir diyalog kurma başlangıcı oldu. Tabi sonuç ne olur, belli olmaz. Ama bu şekilde sağlanacak bir diyalogun bazı kapıları açma ihtimali vardır. O bakımdan da sevindiricidir." dedi.

Glafkos Klerides- Rauf Denktaş buluşmasının başlı başına bir mesaj olduğunu vurgulayan Başbakan Bülent Ecevit, " Başkalarının vesayeti altında değil, başka kuruluşların gölgesi altında değil, onların güdümü içinde değil, kendi iradeleriyle Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin iyi niyet girişimlerini de gözönünde tutarak, kendi iradelerini yürürlüğe koyacaklardır." şeklinde konuştu.

Başbakan Ecevit, Kıbrıs'ta iki ayrı devlet ve iki ayrı millet varlığı kabul edildiği vakit, Kıbrıs'ta iki tarafı tatmin edici bir çözüm çok kolaylıkla uygulanabileceğini ifade etti.

Öte yandan, Rum lider Glafkos Klerides, Rauf Denktaş'ın yemek daveti üzerine bugün KKTC'ye geçiyor. Denktaş'ın daveti üzerine Klerides'in kabul etiği yemek, bugün akşam 20.00'de Cumhurbaşkanlığı'nda düzenlenecek.

(Kaya Emiroğlu, E. Ali Yavuz - Lefkoşa, Ankara)




Destek Grubu toplantısı bugün

İki gün sürecek toplantıda, Afganistan'a yapılacak yardım çabaları görüşülecek.

Afganistan Destek Grubu Konferansı, bugün Almanya'nın başkenti Berlin'deki Dışişleri Bakanlığı'nda başlayacak. Afganistan'a yönelik yardım çabalarının koordinasyonun görüşüleceği konferansın açılış konuşmasını Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer yapacak.

İki gün sürecek konferansta, Afganistan'daki durum, acilen gerekli kısa ve orta vadeli destek önlemleri, mültecilerin durumu ve yeniden kalkınma perspektiflerinin ele alınacağı bildirildi. Konferansa, 1996'da kurulan Afganistan Destek Grubu'na üye ülkelerin temsilcileri, Avrupa Komisyonu üyeleri ile BM ve hükümet dışı örgüt temsilcileri katılacak. Gruba üye ülkeler arasında ABD, Avustralya, İngiltere, Kanada, Almanya, Fransa, Danimarka, İtalya, Japonya, Finlandiya, Hollanda, Norveç, Rusya, İsveç ve İsviçre bulunuyor. Berlin, aa




AB olumlu sinyal veriyor

Türkiye'nin AGSP kararı, AB ve ABD tarafından memnuniyetle karşılandı. Belçika'nın Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı Neyts, diğer AB Konseyi üyelerine Türkiye'nin adaylık statüsünü daha üst düzeye çıkarmayı önerebileceklerini söyledi. Yunanistan'ın veto tehdidiyle ilgili tartışmalar da devam ediyor.

Türkiye'nin Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP) konusundaki kararını önemli bir atılım olarak değerlendiren Belçika'nın Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı Annemie Neyts, diğer AB Konseyi üyelerine Türkiye'nin adaylık statüsünü daha üst düzeye çıkarmayı önerebileceklerini söyledi. Türkiye'nin yaptığı uzlaşma açıklaması ABD'de de memnuniyetle karşılanırken, Yunanistan'ın veto hakkını kullanma ihtimalini değerlendiren Başbakan Bülent Ecevit, Atina'nın bu konuda yalnız kalacağını belirtti.

Dün Ankara'daki temasları çerçevesinde Dışişleri Bakanı İsmail Cem ile bir araya gelen Neyts, görüşme çıkışında, AGSP, Kıbrıs ve Belçika'nın AB dönem başkanlığını bırakmadan önceki son hazırlıkları konusunda görüş alışverişinde bulunduklarını ifade etti. Neyts, AGSP konusundaki gelişmeler için Cem'i kutladığını belirterek, "Diğer AB konseyi üyelerine, Türkiye'nin adaylık statüsünü daha üst düzeye çıkarmayı önerebiliriz." dedi.

AGSP konusunda Türkiye, İngiltere ve ABD arasında varılan uzlaşmaya Yunanistan'dan resmi bir tepki alıp almadıkları şeklindeki bir soru üzerine Annemie Neyts, bazı temasların olduğunu; ancak AB'nin bu konudaki tavrının, pazartesi günü yapılacak Genel İşler Konseyi'nde netlik kazanacağını vurguladı. Neyts, "Anladığım kadarıyla perspektifler olumlu.'' dedi. Görüşmede, uluslararası terörizmle mücadele konusundaki ortak endişeler ve AB genişleme süreci konularını da ele alıdıklarını ifade eden Neyts, Cem'e, Türkiye'nin AB Konvansiyonu'na diğer aday ülkelerle eşit statüde katılacağı konusunda ümitli olduğuna dair görüşünü ilettiğini söyledi. Bu konudaki son kararın gelecek hafta alınacağını hatırlatan Neyts, gelişmelerden umutlu olduğunu kaydetti.

Bu arada, Türkiye'ye AGSP konusunda vaat edilen garantilerin Yunanistan tarafından veto edilip edilmeyeceği yönündeki tartışmalar devam ediyor. Dün Ankara'da bir gazetecinin "Türkiye'nin karar mekanizmasında yer almasına ilişkin aldığı güvencelerden Yunanistan son derece rahatsız oldu. Veto hakkını NATO'da kullanacağına dair bazı mesajlar gelmeye başladı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?'' şeklindeki sorusunu cevaplandıran Başbakan Bülent Ecevit, "O zaman Yunanistan bu konuda her halde yalnız kalır." cevabını verdi.

Brüksel'e hareketi öncesi dün açıklama yapan Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz da, konuyla ilgili iki aşama bulunduğunu ifade ederek, "Birisi iki gün sonra Belçika'da yapılacak NATO Bakanlar Konseyi toplantısı, ikincisi de Laeken'de yapılacak olan AB zirvesi. Varılan mutabakat bu toplantılarda nihai şeklini alacak. Ondan önce bir şey söylemek doğru olmaz." şekilinde konuştu.

Konuyla ilgili olarak açıklama yapan ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Avrupa ve Avrasya Bürosu sözcüsü Kate Byrnes ise ABD'nin Türk hükümetinin, Avrupa güvenlik ve savunma imkanlarının NATO ile yakın işbirliği çerçevesinde geliştirilmesi sürecine destek vereceği açıklamasını memnuniyetle karşıladığını söyledi.

Kate Byrnes, "NATO ile AB arasında yakın ve etkili bir ilişkinin sağlanabilmesi için bütün müttefiklerimiz ve AB üyeleriyle birlikte çalışmaya devam edeceğiz." dedi. Gözlemciler, sözcü Byrnes'un bu sözlerini, ABD'nin, uzlaşmayı engellemeye çalışması muhtemel olan Yunanistan'ı ikna etmek için görüşmeler yapacağı şeklinde yorumladılar. Dış Haberler Servisi




Türkiye AGSP’de taviz verdi mi, vermedi mi?

Türkiye'nin, geçen hafta sonu, Avrupa Savunma ve Güvenlik Politikası (AGSP) çerçevesinde oluşturulacak Avrupa Ordusu önündeki veto engelini kaldırmasının yankıları sürüyor. 19 Ekim 1980'de, Yunanistan'ın NATO'nun askeri kanadına dönüşünü 'Rogers Planı' çerçevesinde engellemeyen Türkiye'nin bir kez daha vetoyu kaldırarak taviz verip vermediği tartışılıyor.

Türkiye AB Karma Parlamento Komisyonu üyesi Prof. Dr. Sacit Günbey, Türkiye'nin taviz verdiği görüşünde. Türkiye'nin oluşturulacak ordu içindeki statüye kısmen katılmasının zararlı olduğunu belirten Günbey, 'Almanya ile Fransa kurulan ordu içinde hangi hak ve yetkiye sahipse Türkiye de o haklara sahip olmalı. Şimdiki portre, Türkiye'nin lehine olan bir durum değil.' dedi. Tıpkı Gümrük Birliği'nde olduğu gibi Türkiye'nin karar mekanizmasında yer almayacağını hatırlatan Prof. Günbey, bunun taviz anlamına geldiği söyledi.

Dışişleri eski Bakanı Hikmet Çetin'in konuyla ilgili görüşü ise biraz farklı. Hikmet Çetin'e göre, Türkiye'nin başlangıçtaki isteklerine oranla vardığı nokta taviz olarak nitelenebilir; çünkü Ankara karar mekanizmasında tamamen söz sahibi olamayacak. Konuya gerçekçi bir yaklaşımla irdeleyen Çetin, 'Bundan daha fazla bir şey alınacağını sanmıyordum. Başta beklenti yüksek tutuldu. Pazarlık için bu yapıldı; ancak üye olmadan bazı konularda hak talep etmenin gerçekçi olmayacağı belliydi.' diye konuştu.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kıvrıkoğlu'nun bir açıklamasında Kenan Evren'in Yunan vetosunu kaldırma kararını yanlış bulduklarını ifade ettiğini belirten Günbey, Türkiye'nin şimdi hangi şartlarda geri adım attığının belli olmadığını kaydetti. 12 Eylül döneminin en önemli siyasi gelişmesi olarak nitelendirilen tarihi kararla Türkiye, AB yolunda elinde tuttuğu en önemli 'veto' kozunu kaybetmişti. 1974'te NATO'dan ayrılan ve 1980'e kadar Türkiye'nin veto ettiği Yunanistan, Evren'in 12 Eylül darbesinin hemen ardından 1 ay gibi kısa bir sürede askeri kanada döndü.




‘Ankara’nın AGSP kararı iyi bir işaret’

Almanya'nın günlük siyasi gazetelerinden Frankfurter Allgemeine, Türk hükümetinin, "ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın ziyareti öncesinde AB Müdahale Gücü'nün oluşturulmasıyla ilgili direnişini sona erdirdiğini" yazdı.

Haberde, Türkiye'nin, 2004'te yapılacak AB hükümetlerarası konferansta "herhangi bir şekilde" AB'ye aday olarak kabul edilmeyi beklediği kaydedildi. Die Welt gazetesi ise, Türkiye'nin AB operasyonlarına ne şekilde dahil edilebileceği konusunun henüz belirsiz olduğunu yazdı. AB Müdahale Gücü'nün görev yapması beklenen ülkelerin çoğunun Türkiye'nin çevresinde bulunduğuna dikkat çekilen haberde, bu nedenle AB ülkelerinin büyük bölümünün Türk hükümetiyle görüşmeleri sürdürerek uzlaşmadan yana oldukları; ancak Yunanistan ile Fransa uzlaşmadan yana olmadığı için, bu durumun soruna yol açabileceği kaydedildi. Berlin, aa




Mesut Yılmaz Verheugen ile görüşecek

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz, Avrupa Birliği Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen ile görüşmek üzere özel bir uçakla dün Belçika'nın başkenti Brüksel'e gitti.

Esenboğa Havaalanı'nda gazetecilerin sorularını cevaplandıran Yılmaz, Verheugen ile Laeken Zirvesi öncesi, genişleme süreci ve bu süreç içerisinde Türkiye'nin durumu konusunu istişare edeceklerini söyledi. Yılmaz, "AB'nin hem stratejik raporu, hem Türkiye ile ilgili ilerleme raporu yayınlandı. Önümüzdeki hafta Belçika'nın Laeken şehrinde AB zirvesi toplanacak. O toplantıdan önce genişleme süreci ve bu süreç içerisinde Türkiye'nin durumu konusunda bir istişare yapmayı faydalı bulduk. Bu konuda hükümetimizin görüşlerini AB'ye, Avrupa Komisyonu'na aktaracağım." dedi. Ankara, aa



| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.