Zekat yeterli mi?
Aslında yoksulluğu gidermek, bir insanı daha zekat veren zengin birisi haline getirmek için vaz' edilen zekat, sadece açlığı gidermek amacıyla uygulanır olmuştur. Onu da sağladığı söylenebilir mi, bilemiyorum. Bu üzücü noktaya gelişimizde İslam'ın sosyal ve ekonomik hayatımızın dışına çıkma ve çıkarılmasında rolü olduğu tartışma götürmez bir gerçek.
Bugünkü İslam toplumlarında din gerçek fonksiyonunu icra ve eda ediyor mu acaba? Bakış açısına göre değişen onlarca belki yüzlerce cevabı var bu sorunun. Acaba Allah'ın emir ve yasaklar bütünü olarak vaz ettiği bu dinin gerçek fonksiyonunu icra etmemesi, edememesinde suçlu kim? Din mi, dinin temsilcileri olan Müslümanlar mı? Söz konusu İslam harici dinler olsa, "Suçlu din" önermesi üzerinde durmaya değer. Çünkü inancımıza göre, temel ve asli değerleri tahribata uğramış dinler onlar. Ama aynı şey İslam için geçerli değil. Öyleyse geride kalan tek şık var; Müslümanlar. Yani bizler! Oldukça önemli bir sorun bu bugün hepimiz için.
Bir misalle açmaya çalışalım; Kur'an, Ankebut suresi 45. ayetinde şöyle buyuruyor: "... Namazı hakkıyla eda et. Muhakkak ki namaz, insanı, ahlak dışı davranışlardan, meşru olmayan işlerden uzak tutar." Burada hiçbir yorum, te'vil ve tefsire bağlı kalmadan namazın fonksiyonuna ait gördüğümüz bir netice var; ahlak dışı ve meşru olmayan davranışlardan namaz kılan Müslüman'ın uzak olması. Pekala sorun şu, namaz kılmasına rağmen bu tür davranışlar sergileyen Müslümanlara ne demeli? Bunun izahını bu ayetin bağlamında yapmak imkansız. Sadece; "Demek ki onun namazı Kur'an'ın tarifini yaptığı özelliklere sahip olan namaz cinsinden değil." diyebiliriz ki biz de zaten buna işaret etmek istiyoruz.
Bir diğer güncel misal Afganistan'da birbirlerini acımasızca katleden Müslümanlar. Öyle ki, çok uzun vadeli olarak hesaplanan ekonomik ve siyasal hakimiyet ve çıkarları doğrultusunda bu belayı Afgan halkının başına açanlar bile ağlayarak seyrediyor yaşanan katliam manzaralarını bugün. Halbuki Kur'an, Hucurat suresi 10. ayetinde "Müminler ancak kardeştir." diyerek bir hedef koyuyor bizim önümüze. Sadece bu ayet değil, daha nice ayetlerde Müslümanların ana-baba bir kardeşler mesabesinde birbirlerini sevmesini, yardımlaşma ve dayanışma içinde bulunmalarını emrediyor. Hz. Peygamber nice hadis-i şeriflerinde bu mesele üzerinde özellikle vurgu yapıyor ki hemen her Müslüman'ın bildiği şeyler bunlar. Buna rağmen birbirlerini acımasızca ve hunharca katleden Müslümanlara ne diyecek, nasıl izah edeceğiz onların tutumlarını? Aklıma sadece Kur'an'ın Hucurat suresi 14. ayette ifade ettiği imanın kalplerde oturaklaşmaması geliyor. Söz konusu ayette Allah şöyle buyuruyor: "Bedeviler "İman ettik" dediler. De ki; "Siz iman etmediniz, lakin "İslam olduk, size inkiyad ettik" deyiniz. Zira iman henüz kalplerinize girmiş değildir".
Zekata gelince; zekatın da aynı çerçevede değerlendirilebileceği kanaatindeyim ben. Her şeyden önce zekat bir ibadettir. İslam'ın olmazsa olmaz şartları arasındadır. Bazılarına göre o her ne kadar vergi diye adlandırılabilecek ya da İslam toplumlarında vergi işlevini görse de, ibadet oluşu onu vergiden ayıran en temel özelliktir.
Zekat toplum içinde sosyo-ekonomik dengenin sağlanmasında en önemli araçtır. Gerek Tevbe suresi 60. ayette bildirilen zekatın harcama kalemlerine ve gerekse bunun tatbikatını yapan Hz. Peygamber'e baktığımızda bunun sadece Müslümanlar arasındaki bir dengeyi hedeflediği de söylenemez. Bu tabloda aynı inancı benimsemeyen, hatta düşmanlık yapan; literatürdeki adıyla kafir ve müşriklere de yer vardır. Dolayısıyla hedeflenen sosyo-ekonomik denge bütün insanlığı içine almaktadır.
Zekat emrinin hakkıyla uygulandığı dönemlerde bu hedef yakalanmıştır İslam tarihinde. Ama tıpkı namaz ve Müslümanların kardeş olduğuna dair verdiğimiz örneklerde olduğu gibi zekat da maalesef bugün gerçek fonksiyonunu icra edememektedir. Çünkü Müslüman'ın dünyaya bakış açısı, hayat felsefesi değiştikçe açıkça mal ve paraya bağlı emir ve yasakların uygulanırlık oranı da değişmiştir. Aslında yoksulluğu gidermek, bir insanı daha zekat veren zengin birisi haline getirmek için vaz edilen zekat, sadece açlığı gidermek amacıyla uygulanır olmuştur. Onu da sağladığı söylenebilir mi bilemiyorum?
Bu üzücü noktaya gelişimizde İslam'ın sosyal ve ekonomik hayatımızın dışına çıkma ve çıkarılmasında rolü olduğu tartışma götürmez bir gerçek. Bunun yanı sıra değişen ve gelişen hayat şartlarına bağlı içtihadi bilgilerin yenilenemeyişinin de rolü olduğunu düşünüyorum. Söz gelimi, insanı şer'an zengin sınıfına koyan ve bizzat Hz. Peygamber tarafından tespiti yapılan nisap miktarlarının arasındaki korkunç değer farklılıklarının hâlâ daha nazarlardan uzak tutulması. Öyle ki gümüşü esas aldığımız takdirde babasının verdiği harçlık miktarı ile dahi zekat mükellefi olarak ilan edeceğimiz gençler vardır bizim toplumumuzda bugün. Dolayısıyla bu ve benzeri durumlar zekatı maalesef sembolik bir ibadet haline getirmiştir. Ya da Ramazan'dan Ramazan'a fakir fukaraya verilen üç-beş metrelik bir kumaş şekline büründürmüştür.
Aynı şeyler fıtır sadakası için geçerlidir. Medine'de yanlarında üç-beş koruma ve lüks özel otomobilleriyle teravihe gelen Arap şeyhlerinin cami çıkışında satılan torba içindeki buğday ya da pirinçleri alıp, satıcıya tekrar geri verdiklerini görmüş ve nedir diye sormuştum bundan 5-6 yıl önce. Aldığım cevap hayli şaşırtıcı oldu benim için: Fitre. Hz. Peygamber döneminde günün şartlarına ve özellikle orta ölçekteki halkın hayat standartı esas alınarak belirlenen-ki fakirin iki öğün yemek miktarıdır- ölçünün, kuş sütü eksik olmayan sofralara sahip insanlar tarafından halen kullanılması, bahsini ettiğim bilginin yenilenemeyişinin ürünü olsa gerek.
Zekatın gerçek fonksiyonunu yerine getirmesinde mutlaka nazara alınması gereken bir diğer husus, onun gerek toplama gerekse dağıtma biçiminin iradi ve ferdi olmadan ziyade yaptırım gücü bulunan bir üst organize tarafından toplanması ve harcanmasıdır. Medine site devletinde ve daha sonra Raşid halifeler döneminde ilk tatbikatını bu şekilde bulan zekat, daha sonraki dönemlerde organize ve gerektiğinde müeyyide uygulanan bir ibadet olmaktan çıkmış, iradi ve ferdi alana kaymış, kaydırılmıştır. Bu aşamada Hz. Ebu Bekir döneminde zekat vermeyi reddeden bir gruba savaş açılması manidar bir örnektir. Yusuf Kardavi'nin tespitleri içinde bir devletin fakirler lehinde zenginlere açtığı bir savaştır bu.
Erken dönem İslam tarihi benzeri devlet yapılanmaları olmamasından hareketle, bugün bu işi birçok ulusal ve uluslararası İslami organizasyonlar yapar gözükmektedir. Bu organizelerin niyetleri halis olsa da ümmet şuuru, vahdet düşüncesi, semahat hissi İslami değerlerin hedeflediği oranda olmadığı için netice de iç açıcı ve sadre şifa verici oranda olmamaktadır.
Bütün bunları derken bazılarının iddia ettikleri gibi zekatın İslam toplumlarında fakirlik sorununu kökünden çözeceği düşüncesinde değilim. "% 99'u Müslüman ülkede nasıl fakirlik olur?" diyenlerden değilim kısacası. Çünkü fakirlik ekonomik boyutu ağırlıklı olan bir sorundur, çözümü de bu yolla olacaktır. Din bize bu çerçevede yönlendirici, teşvik edici, cömertlik ve yardımlaşma hissi gibi ulvi insani ve ahlaki evrensel değerleri vermede başrolü oynar. Bu da müntesiplerinin başta dediğimiz gibi dine bakış açısı ve onun kabullenmesi ile doğru orantılıdır. Keşke onu tam anlamıyla eda edebilse!
Aslında bilgisayarın başına otururken Müslüman'ı bekleyen mali ibadetlerden söz edecek ve zekatın yeterli olmadığı konusuna vurgu yapacaktım. Nitekim yazımın başlığını yazıya başlamadan "Zekat yeterli mi?" şeklinde koymuştum. Ama gördünüz, söz başka yerlere kaydı ve neredeyse geleneksel anlamda uygulayageldiğimiz zekata bile razı olarak yazımızı noktaladık.
Ahmet Kurucan / Yazar
|