GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

 

06/12/2001

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Yorum

Strateji

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Dünyada Zaman

Arşiv - Arama

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Girişim

Çocuk

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH

Okur Hattı

Basın Özetleri

Haber Üyeliği



KÜLTÜR-SANAT 


Şehir Tiyatrosu’nda “Para” krizi

İstanbul Şehir Tiyatrosu yönetmenlerinden Mustafa Aslan'ın sahnelenmek için teklif ettiği Necip Fazıl'ın "Para" adlı oyunu, eskilerde kalmış bir polemiğin yeniden gündeme gelmesine sebep oldu: "Nazım Hikmet Yılı'nda, Necip Fazıl sahnelenir mi?" İstanbul Şehir Tiyatrosu repertuvarında yer alan oyun, aslında Necip Fazıl'ı sevenlerce yıllardır dile getirilen, "Şehir Tiyatrosu niçin bir Necip Fazıl oyunu sahnelemiyor?" sorusuna da olumlu bir cevap olabilecekti belki. Ancak, oyunun sahnelenmesi için tarihin tozlu yaprakları arasında kalmış; ancak halen zihinlerde canlılığını koruyan bazı sorunların da halledilmesi gerekiyor.

Necip Fazıl Kısakürek'in tiyatro oyunu yazmaya başlaması, büyük ölçüde Muhsin Ertuğrul'un teşvikiyle oluyor. "Bence sahne, toprak üstüne tebeşirle çizilen esrarlı bir dört köşe..." şeklinde tarif ettiği tiyatronun içinde olmak hasretini, "Bir piyes yazmak hasretiyle yıllar geçirdim." şeklinde ifade eden Necip Fazıl, kendisini tiyatro yazmaya çeken diyaloğu Babıali adlı eserinde şöyle anlatıyor: "Bir gün, Şehir Tiyatrosu'nun o seneki provalarına başladığı sıralarda, bir aktör dostum (Muhsin Ertuğrul), yemek sofrası başında elinde çatalı, bende gömülü yatan bu hasrete dokunuverdi: ''Niçin piyes yazmıyorsun?" Bu soru, Necip Fazıl'ın ilk oyunu Tohum'un yazılmasının da sebebi oluyor. Ve Tohum, 1935 kışında İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda Muhsin Ertuğrul tarafından sahneleniyor. Bu ilk sahneleme, ikili arasında sanat paydasında kuvvetli bir dostluğun da başlamasını sağlıyor. Necip Fazıl, Muhsin Ertuğrul için şunları söylüyor Babıali'de (1976): "İsmi gerekmeyen, şimdi hayli ihtiyar bir Türk aktörünün -ki bence ilk ve son- sahnede ulaştığı derinliğine kuvvet, tiyatro yazmama bahane oldu; ve ben, hep bu aktörün imkanlarına göre hazırladığım eserlerle, esrarlı dört köşeye girdim, sanat çeşitlerimin başına tiyatroyu ekledim."

Her ne kadar bir yazar, tiyatro adına ürünler ortaya koymaya başlasa da bu tek başına yetmiyor o günlerde. Özellikle, Muhsin Ertuğrul'un "gözyaşları içinde okuduğu" "Reis Bey" adlı oyunu, tiyatro içinden bir grubun "Gerici bir yazarın oyununda rol almayız!" gerekçesiyle oynamak istememesi nedeniyle, rafa kaldırılıyor. Necip Fazıl, Müslüman kimliğini aşikar ettiği dönemden sonraki süreçte, bir önyargının ve dışlama kampanyasının kurbanı olur. Necip Fazıl'la Muhsin Ertuğrul'un aralarına özellikle dönemin siyasi yelpazesinde farklı yerlerde durmuş olmalarından kaynaklanan bir soğukluğun girdiğini de söylemek mümkün. Necip Fazıl'ın uzun bir süre (1948 -1960 yılları arasında) oyun yazmamasına sebep olan bu soğukluk, her ne kadar 1960'tan sonra oyun yazsa da sonraları büyük bir ilgisizliğe dönüştü. Bu ilgisizlik, günümüzde de sürüyor. Kısakürek'i "istikbali ve istikbalin aktörünü bekleme" sürecine sevk eden olaylardan önce bizzat Muhsin Ertuğrul'un oynadığı ve yönettiği birçok oyunu seyirci ile buluşmuştu. Bunlardan, "Tohum" 1935; "Bir Adam Yaratmak" 1937-38; "Para" 1941-42; "Nam-ı Diğer Parmaksız Salih" 1948 -1949 tiyatro sezonunda İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda sahnelenmişti.

Büyük Doğu'nun günlük gazete olarak yayınlandığı bir dönemde, kendisine gelen, Muhsin Ertuğrul'un komünist olduğuna ilişkin bir belgeyi yorumlamasıyla tamamen kopan bu ilişki için, Babıali'de "Muhsin'in hatırı bakımından değil, hakikat noktasından" üzgün olduğu değerlendirmesini yapar Necip Fazıl Kısakürek. Ancak, üzgün olması, gerek o dönem için gerekse bugüne kadar yeterli olmayacaktır. Çünkü, bugün yüzde yetmişe varan bir yerli oyun repertuvarıyla seyirciyle buluşmayı hedefleyen ödenekli tiyatroların, on dört oyun yazmış bir tiyatro yazarını göz ardı etmelerinde, sanırım bu arka plan etkili oluyor. Değilse, Necip Fazıl Kısakürek, yerli kapsamında yer almayacak bir yabancı mı? (Hüseyin Sorgun)




Bu kısır döngü aşılmalı

Türkiye'de sol ve sağ, yakın dönemde, düşüncesini besleyen referanslar anlamında tamamen "getto"lara ayrılmıştı. Yazı yazan okur-yazar takımı içerisinde, bir kez Necip Fazıl ya da Nazım Hikmet okumamış kaç kişi vardır, acaba! Bugün Avrupa Birliği'nin kapısını aşındıran Türkiye için, edebiyatta yakalayamadığı birliğin göstergesel değeri nedir?

Tüm bu sorular, günümüz Türkiye'sinin kültür-sanat ortamındaki realite ölçeğinde sınandığında, daha da anlamlı hale geliyor. Çapraz okumadan yoksun, kendi fikrinin sabitinden kurtulup karşısındakinin de haklı olabileceği ihtimalini aklına bile getirmeyen bir kuşağın mirasını devraldık. Bu mirasa ihanet eden dönekler (!) oldu. Ne hikmetse, en büyük eleştiriyi de kendi kuşağından değil, yeni kuşaktan aldılar. Bugün, geçmişin sancılı dönemine serinkanlı bakmanın bize katacağı çok şey var. Bir dönem, Türkiye'de sol Nazım Hikmet'i, sağ da Necip Fazıl'ı bayraklaştırdı. Ne kavgalar edildi, ne gönüller kırıldı. Kavga eden başkalarıydı; ama bu iki isim daha çok ortadaydı. Necip Fazıl'dan ve Nazım Hikmet'ten habersiz, şimdiye kadar yaşanan kavgaların işgali altındaki zihnimizle, bugünlere kadar geldik. 2002, UNESCO tarafından Nazım Hikmet Yılı ilan edildi. Bu asrın yükselen değerleri; insan hakları, hoşgörü, insana saygı gibi evrensel değerler olacaksa, bir Necip Fazıl oyununun sahnelenmesi için, bu yıldan daha güzel ve anlamlı bir zamanlama olabilir mi? Edebiyat ve sanat alanında "isimler"in değil "eserler"in ve bizzat onların değerinin söz konusu edileceği bir iklimin gereğidir bu.

Bugün, "insan" Necip Fazıl ve "insan" Nazım Hikmet yerine, yüklediğimiz anlamlarla daha bir şişen ve heyulalaşan sembolleri varsa ortada, bu bizim hatamız değil. Nazım Hikmet deyince, birileri "Vatan haini!" diyerek mutlak bir ihanete mahkum ediyor; Necip Fazıl, deyince de diğerleri, "Gerici, yobaz!" sözleriyle yokluğuna gerekçe uyduruyorsa bu da onların kabahati değil! Bunun vebali onları, "sevgi" ile "nefret" arasında bırakan başkalarında olmalı. Ve bu "başka"larının maskesi, iki isme de bu ülkenin bir şairi ve yazarı olarak baktığımızda düşecektir! (Tuğrul Cenker)




İbrahim Çallı’nın ‘düğün armağanı’ satılıyor

Artium Sungur Sanat Evi'nin klasik ve çağdaş Türk ressamlarına ait seçkin eserlerin yer aldığı geleneksel "Kış Müzayedesi", bugün saat 20.00'de İstanbul Hilton Oteli'nde yapılacak.

İzlenimci Türk ressamlarına "Çallı Kuşağı" adıyla damgasını vuran İbrahim Çallı'nın "Vazoda Güller" adlı şiirsel güzellikteki natürmortu 60 milyar TL açılış fiyatıyla müzayedede satışa çıkıyor. Bu eser, eski Afganistan kralı ve Atatürk'ün yakın dostu Emanullah Han'ın kızı Prenses Naciye'ye 1957 yılında İbrahim Çallı tarafından düğün armağanı olarak verilmiş. Sanatçı, aynı zamanda bu düğüne konuk olarak katılmış. Müzayedenin ikinci önemli eseri Hasan Vecih Bereketoğlu'nun Karaköy Limanı'ndan çalıştığı "İstanbul" peyzajının açılış fiyatı ise 18 milyar TL. Müzayedede ayrıca, klasik dönem ressamlarından Mehmet Ali Laga, Hayri Çizel, Şeref Akdik, Şefik Bursalı gibi önemli sanatçıların çeşitli eserleri bulunuyor.

"D" grubunun kurucularından Cemal Tollu'nun "Kırda At" konulu eseri ile İbrahim Safi'nin "Cümbüşçü Hafız" adlı büyük boy portresi de 10 milyar TL fiyatla satışa çıkıyor. Bedri Rahmi'nin halk sanatı motiflerinden esinlenen kompozisyonları, Eren Eyüboğlu'nun köylü kadınları, Ali Çelebi ve Eşref Üren'in natürmortları, 68. sanat yılını kutlayan Nuri İyem'in soyut ve figüratif dönemine ait eserleri ile Turgut Zaim'in "İp Oyunu" adlı guaj çalışması, müzayedenin dikkat çeken diğer özgün eserleri arasında. Kültür-Sanat




Kültür–Sanat Günlüğü

"New age" tarzı müziği ile tanınan Tuluyhan Uğurlu, Fuar İsmet İnönü Kültür Merkezi'nde saat 20.30'da bir konser verecek. İzmir

İş Sanat Kültür Merkezi'nin "Otoportreler" başlıklı konser dizisinin ilkinde, Bülent Ortaçgil konuk oluyor. Konser saat 19.30'da. (Tlf: 0212.316 15 76) İstanbul

"Gül Kendine" albümü üzerine, ''Mor ve Ötesi" grubu ile Güven Erkin Erkal söyleşecek.Tarık Zafer Tunaya (TZT) Kültür Merkezi'nde gerçekleşecek söyleşi, saat 19.00'da. (Tlf: 0212.293 12 70) İstanbul

Mısırlı Abdeel Halem Noweria adlı müzik topluluğu, Konya Devlet Tiyatrosu Salonu'nda saat 20.00'de bir konser verecek. Konya



| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.