Kim kimi dize getirdi?
Türkiye ile AB arasındaki pürüzlerden biri çözülmek üzere. Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası adı altında oluşturulmakta olan askerî güçle ilgili karar mekanizmalarının, Türkiye'yi hangi durumlarda ve ne ölçüde kapsayacağı uzun süredir müzakere konusuydu.
İki noktada sıkışan konunun bir ayağı zaten Belçika Başbakanı Verhofstadt'ın geçen haftaki ziyaretinde çözülmüştü. Buna göre Avrupa askerî gücü Ege ve Kıbrıs meseleleri ile iki NATO müttefiki arasındaki krizlere müdahil olmayacaktı. AB'nin NATO güçlerini kullanmak isteyeceği operasyonlarda Türkiye'nin karar mekanizmasında yer alması ise daha önceden çözümlenmişti.
Kritik nokta AB'nin NATO güçlerini kullanmamasına karşın Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren Ortadoğu, Kafkaslar ve Balkanlarda operasyon yapması durumunda Türkiye'nin konumunun ne olacağıydı. ABD, İngiltere ve Türkiye arasındaki son görüşmeler bu maddenin de hallolduğunu ortaya koyuyor. Söz konusu görüşmelere İngiltere'nin AB adına katıldığı düşünülürse, şimdi iş Yunanistan'ın AB içi karar sürecinde ikna edilmesine kalıyor.
Dışişleri kaynakları 'Türkiye'nin üzerine düşen fedakârlığı yaptığını, artık topun AB cephesinde olduğunu' belirtmişler. Topun AB cephesinde olması, Yunanistan'ın ikna edilmesinin AB'ye düştüğünü vurguluyor. Bu arada Türkiye'nin nasıl bir fedakârlık yaptığı üzerinde pek durulmuyor. Anlaşılan o ki Türkiye kendisini doğrudan ilgilendiren operasyonlara dahil olma karşılığında, NATO imkanlarının kullanılacağı bütün diğer operasyonların dışında kalmayı kabul etmiş durumda. Bunun anlamı Türkiye'nin kendi bölgesiyle ilgilenen, ancak global düzenlemelerin dışında kalacak olan çevre bir ülke olduğunun tescil edilmesidir. Bunu bir eleştiri değil, tespit olarak söylüyorum; çünkü gerçekçi olan da bu. Kimse diğerini dize getirmiş değil. Global siyasi etkililik kendimize atfettiğimiz 'büyük devlet' hamasetiyle olmuyor. Hele kendi komşularıyla olan sorunlarını çözememiş, dahası müzakere yolundan ziyade bilek güreşini tercih eden bir dış politika anlayışına sahip bizim gibi ülkelerin global olaylarda etkin olması hayalden öte gidemez. Afganistan olayı bunun açık bir örneği. Operasyon öncesinde gazeteleri süsleyen 'dünya devleti' mizansenleri şimdi tamamen sönmüş durumda. Artık ABD / Rusya yakınlaşmasının bizi nasıl etkileyeceğini anlamaya çalışıyoruz.
Avrupa ordusuna ilişkin AB / Türkiye yakınlaşmasına dönersek, konuyla ilgili ilginç bir detay var: Denildiğine göre 'Türkiye'nin ulusal güvenlik ve çıkarları' ibaresinin kullanılması Ankara'yı ikna etmiş. Yani ulusal güvenlik ve çıkarı söz konusu olduğunda Türkiye'nin meseleye dahil olması bir prensip olarak kabul edilmiş. Ne var ki bu ifadeyi tersten de okumak mümkün: 'Türkiye'nin meseleye dahil olması ancak kendi güvenlik ve çıkarı söz konusu olduğunda geçerlidir' şeklinde. Dolayısıyla gelecekteki muhtemel tartışmaların zeminini de şimdiden görmüş oluyoruz. Türkiye belki birçok konuyu kendi güvenliği ve çıkarıyla ilgili bulacak, ama acaba AB'yi ikna edebilecek mi?
Son bir nokta olarak bu uzlaşmanın ABD etkisi altında gerçekleştiğini unutmamak lazım. Müstakbel bir ABD / AB çatışması perspektifine dayanarak Türkiye'ye saçma sapan roller biçenlerin uyanmasına belki yardımcı olur.
e.mahcupyan@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
12/
11/
2001...
Aydın duruşu
15/
11/
2001...
Resmi ideoloji
18/
11/
2001...
Döndü Ay ve Fatih Terim
19/
11/
2001...
Takımdaşlık ve Fatih Terim
22/
11/
2001...
Kıbrıs davasında ideolojik zemin (1)
25/
11/
2001...
Kıbrıs davasında ideolojik zemin (2)
26/
11/
2001...
Kıbrıs davasında ideolojik zemin (3)
29/
11/
2001...
Kıbrıs davasında ideolojik zemin (4)
02/
12/
2001...
Kutsal toprak, kötü insan
03/
12/
2001...
Denktaş desteği hak ediyor mu?
|