Olmazların görülmesi lâzım...
Koalisyon hükümeti, ekonomik krizin hâl çaresi olarak gördüğü acı ilacı; işçi, memur, esnaf, emekli gibi dar gelirli geniş kitlelere içirmeye kararlı görünüyor. Çünki hem IMF böyle istiyor, hem de başka çare bulunamıyor.
İşsizlik, vergiler ve tasarruf tedbirleri adı altında dayatılan uygulamalarla atbaşı giden zamlar, eninde sonunda sandığa bu hükümetin aleyhine yansımayacak mı? ANAP lideri "Biz kendimizi feda etmeye bile hazırız." derken, acaba partisini mukadder akıbete mi hazırlıyor?
MHP'li eski Bakan Koray Aydın'la ilgili son gizli Meclis oylaması da gösterdi ki, muhalefet, ANAP'lı eski bakanlarla ilgili soruşturma istediğinde ortalık iyice kızışacak. Kendisine Yüce Divan yolunu açan oylamadan sonra ne diyordu Koray Aydın: "Ortaya çıkan tablo hükümeti etkiler. Çünki fireler ortaklarımızdan geldi..."
MHP liderinin cevabı da ilginçti: "Kurtlarla dans etmeyi öğrenecekler." MHP'ye, eskiden olduğu gibi sıcak bakmayan bir dostum bu sözleri duyunca; "Ortada kurtlar kalırsa tabii.." dedi.
Seçmen desteği, kamuoyu desteği dibe vurmuşken ve kendi içinde ciddi güven bunalımı varken yine de bu hükümet devam ediyor. Buna mecburi uyumluluk da diyebiliriz. Çünki 11 Eylül sonrası dış konjonktür hükümetin lehine bir gelişmeye sebep oldu. ABD, yeni süreçte, herhalde Türkiye'de -yakın gelecekte- bir de istikrarsızlık getirecek bir hükümet sorunu arzu etmeyecektir.
Diğer bir sebep de merkezde beklentisi devam eden yeni bir siyasî oluşumun henüz harekete geçirilmemiş olmasıdır.
İsimleri yeni oluşumların içerisinde geçenlerin çoğu karanlıkta göz kırpıyor. Dışarıdan bakıldığında da sanılıyor ki, söz konusu isimlerin her birinin arkasında deve dişi gibi yüz tane adam var.
Temel sıkıntı şu: Bu isimler yan yana gelmiyorlar. Şimdi isim vermeyelim, mesela filan şahıs diyor ki: "Falan falan olsun, başlarında da ben olayım." O falanlardan her biri de bu filan şahıs gibi düşünüyor: "Şunlar şunlar olsun, başlarında da ben olayım."
Yani bir araya geldiklerinde bir oluşum için start alınabilecek isimlerin hepsinde aynı yaklaşım gözleniyor: "Ya başında, ya dışında oluruz..."
Siyasî tablodaki boşluk artık herkes tarafından kabul ediliyor; ama kendilerinden ciddi adımlar atmaları beklenenler, sonunda hiçbir baltaya sap olamama gibi bir sonuca boyun eğecekler. Hatırlatmakta fayda var: Kimse bulunmaz Hint kumaşı değil.
Siyaset, demokrasinin çıkış yoludur.
AB uyum süreci Türkiye'yi bu çıkış yolu için zorluyor. Küreselleşmenin getirdiği yükümlülükler zorluyor. Krizlerin getirdiği bunalmışlık zorluyor. Demokratik şuurlanma zorluyor.
Büyük bir kamuoyu korosunun "artık yeter" çığlığı bu hafta, bu ay ses getirmezse iki ay sonra, üç ay sonra, beş ay sonra mutlaka ses getirecektir.
Herkes aklını başına almalıdır. Türkiye artık popülizm, ilkesizlik, günü kurtarma gibi ucuz yollardan bir yere varamaz.
Öyleyse neden zaman kaybediyoruz?
Kanaatimce zaman kaybetmiyoruz. Biraz daha "olmazlar"ın görülmesi lâzım. Çünki biz halk olarak da, yöneticiler olarak da gözlerimizle de görmedikçe, duvara toslamadıkça doğruları kabule yanaşmıyoruz.
h.gulerce@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
16/
10/
2001...
Yeni oluşumu kilitleyen ısrar...
18/
10/
2001...
Cengiz Çandar'lar kolay yetişmiyor...
23/
10/
2001...
Zaman'ın çizgisi
25/
10/
2001...
Umut kıvılcımı için gönüllü aranıyor
30/
10/
2001...
Clinton TBMM'de ne demişti?
01/
11/
2001...
Zaman okuru
08/
11/
2001...
Yeni hükümet senaryosu
15/
11/
2001...
Gönül insanı
22/
11/
2001...
"Ben" diyenlere takıldık
29/
11/
2001...
Kıbrıs bizim canımız...
|