Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Strateji Tüketici Masası

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 
 Okur Hattı
 Basın Özetleri
 Abonelik
 
 

Tanpınar, neden moda oldu?

Kitapları bir yılda 40 bin satan A. Hamdi Tanpınar, acaba yeteri kadar anlaşılabildi mi, yoksa bu ilgi yeni bir modadan mı ibaret?

Edebiyat çevrelerinde, “2001 yılı Ahmet Hamdi Tanpınar yılı” oldu ya da “Türk okuru Ahmet Hamdi Tanpınar’ı yeniden keşfetti” yorumları yapılıyor. Bugünlerde doğumunun 100. yılında çeşitli etkinliklerle anılan şair, romancı ve kültür adamı Ahmet Hamdi Tanpınar’ın kitaplarının bir yılda 40 bin adet satması da bu görüşü büyük ölçüde destekliyor.Edebiyat çevrelerinde, “2001 yılı Ahmet Hamdi Tanpınar yılı” oldu ya da “Türk okuru Ahmet Hamdi Tanpınar’ı yeniden keşfetti” yorumları yapılıyor. Bugünlerde doğumunun 100. yılında çeşitli etkinliklerle anılan şair, romancı ve kültür adamı Ahmet Hamdi Tanpınar’ın kitaplarının bir yılda 40 bin adet satması da bu görüşü büyük ölçüde destekliyor.

Hiçbir promosyon yapılmadan bir yılda ulaşılan bu rakam, neredeyse A. Hamdi Tanpınar eserlerinin 40 yıldaki satışına eşit.

Bir dönem unutulan Türk edebiyatının önemli kalemlerinden Tanpınar’a olan ilgi giderek artıyor.

Bu ilgiyi, “Nurullah Ataç tarafından dikkate alınmadığı için bir zamanlar görmezden gelinen Tanpınar, 2000’li yıllara damgasını vuracak. Yeni kuşaklar Tanpınar’ı okuyacak, tanıyacak ve anlayacak. Tanpınar artık kült bir yazar.” şeklinde değerlendiren Yapı Kredi Yayınları Yayın Yönetmeni Ayfer Tunç, bu yıl içerisinde Tanpınar’ın çok farklı bir kitleyle tanıştığını söylüyor.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın yaşarken ‘keşfedilmediği’, pek çok yazar gibi ‘yalnızlığa itildiği’, ‘sağ ve sol ideolojinin arasında’ kaldığı yorumları yıllardır yapıla geliyor. Bu görüşleri yazarın kendi cümlelerinde de bulmak mümkün. “İşte memleket içindeki vaziyetim.” diyerek kaleme aldığı bir yazısında Tanpınar, kendisine yapılan muameleyi şöyle tarif ediyor: “Türkiyede her şey politika mücadelesi... Sağ beni kafi derecede kendilerinden, kafi derecede inhisarcı, kafi derecede cahil görmüyor. Sol bana düşman. Benim kültür seviyemde olanlar ise Frenklerde benden iyisini buluyorlar. Hakikat bu ki ben Türkçe’de yeniyim. Fakat dünyada yeni değilim... Sağcılar yalnız Türkiye, gözü kapalı ezbere kalmış ve geçmiş bir Türk tarihi, yalnız iç politika ve propaganda diyor. Sol Türkiye yoktur ve olmasına da lüzum yoktur diyor; yahut benzerlerini söylüyor. Ben ise dünya içinde, ileriye açık, mazi ile hesabını gören bir Türkiye’nin peşindeyim.”

Tanpınar için “Solculara karşı değildi, sağcılarla da dosttu.” diyen yazar Çetin Altan “O dönemde yazarların itibar kazanması belli bir çevreyi ne kadar övdüklerine bağlıydı. Ama Tanpınar kimseyi övmedi.” diyerek, Ahmet Hamdi’nin dışlanmasının gerekçesini açıklıyor.

Okurların Tanpınar’ı keşfettiği görüşlerini benimsemeyen; hatta Tanpınar’ı okuma ‘moda’sına katılmayan yazarlar da var. Bunlardan biri Turan Alptekin. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın İstanbul Üniversitesi’nden öğrencisi ve asistanı olan Alptekin, “Tanpınar, eliti hedeflemiş bir yazardı. Yapı Kredi Yayınları tarafından basılması ve geniş bir kitle tarafından ulaşılır olması, Tanpınar’ı popülerleştirdi.” diyor. Gazeteci–yazar Doğan Hızlan da Alptekin’e paralel bir görüş belirtiyor: “Tanpınar’ın moda olmasını anlamakta güçlük çekiyorum. Bana kalırsa genç kuşak, Tanpınar gibi büyük kültürlerin kesişmesinde var olan bir yazarın eksikliğini yeni sezdi.”

Son yıllarda Ahmet Hamdi Tanpınar’ın yeniden keşfedilmesine sebep ne? Buna sadece 100. doğum yıldönümü kutlamaları mı vesile oldu? Ayfer Tunç, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın yeniden keşfine Yapı Kredi Yayınları’nda çıkan kitaplarının önemli bir katkısı bulunduğunu belirtiyor. “Hem Tanpınar yeni bir okur kitlesiyle karşılaştı, hem de bu geniş okur kitlesi Tanpınar’ı tanıdı.” diyen Tunç, “Tanpınar, daha önce kamunun malı değil miydi?” sorusunu ise şöyle cevaplıyor: “Birincisi, halka ulaşmakta güçlükler vardı. İkincisi ise Tanpınar’ı daha önce yayınlayan yayınevinin dünya görüşünden dolayı, ona karşı bir önyargı ve yanlış yargı söz konusuydu. Tanpınar’ı, Türkiye’nin bir değeri olduğundan çok, bu yayınevinin çizgisinde bir anlayışın yazarı olduğunu sanıyorlardı. Özellikle genç kuşak böyle düşünüyordu.”

Türkiye’de ideolojiye kurban edilenin sadece Tanpınar olmadığını, onun gibi daha birçok yazarın bulunduğunu belirten Tunç, “Bu durum hem yazar hem de okurlar açısından büyük kayıp. Ben yazarlar üzerinde dünya görüşü gölgesinin bulunmasından yana değilim. Bir yazar elbette bir dünya görüşüne sahiptir; ama bir dünya görüşünü dillendirmiş olması, onun sadece o dünya görüşünü benimseyen insanlar tarafından okunmasına neden olmamalıdır. Bu önyargının her yayınevi ve her okur tarafından kırılması lazım. Bir yazar iyidir ya da kötüdür. Onun dünya görüşüne katılırsınız ya da katılmazsınız; ama bu onun yapıtlarını okumayı engellememeli...” diyerek Tanpınar’ın şanslı olduğunu; ancak hâlâ Necip Fazıl Kısakürek’in bu tür bir ideolojinin kurbanı olduğunu ifade ediyor.

Yeni bir A. Hamdi Tanpınar kitabı

Yapı Kredi Yayınları Ahmet Hamdi Tanpınar’ın yeni bir kitabını yayımlıyor. Tanpınar’ın kitaplarına girmeyen makaleler, yazılar ve şairle yapılan söyleşiler ‘Mücevherlerin Sırrı’ adlı bir kitapta toplandı. 40’a yakın özgün yazı ile Tanpınar’ın soruşturma ve anketlere verdiği cevaplar, Tanpınar üzerine ‘master ve doktora’ yapan İlyas Dirin, Turgay Anar ve Şaban Özdemir tarafından gazete ve dergi arşivlerinde uzun süren bir çalışmadan sonra bir araya getirilmiş.

“Tanpınar’ı okuyoruz;

ama anladığımızı söyleyemeyiz”

Dr. Süha Oğuzertem

(Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi)

Yaşadığı dönemde Tanpınar, bilinmeyen, kenarda köşede kalmış bir yazar değildi; ama yapıtları o dönemin okurlarından farklı bir duyarlılık beklediği için şimdiki gibi ilk sıralara yerleştirilmiyordu. Tanpınar’ın tarihe ve eski edebiyata olan ilgisine bakanlar onu gelenekçi/geleneksel bir yazar olarak görebiliyorlardı. Oysa konu hiçbir zaman yaklaşımı belirlemez. Aydınlar arasında “kimlik bunalımı” söyleminin yaygınlaşması ve edebiyattan beklenenlerin farklılaşmasıyla Tanpınar’a yönelen ilgi de arttı. Ancak “kimlik bunalımı” nosyonu hep Doğu–Batı çatışması ekseninde ele alındı ve doğal ki buradan Tanpınar’ın yapıtını çözümlemeye dönük bir verim elde edilemedi. Tanpınar’ın yapıtının kaynakları varoluşçu felsefeye ve modernist estetiğe dayandığı; ama eleştiri bunları yazara yakıştırmadığı için hâlâ nitelikli yorumlara geçilemiyor. Eleştirilerin çoğu hayranlık ifadelerinden ve yazarın kendi sözlerini aktaran, tekrarlayan değerlendirmelerden oluşuyor. Tanpınar’la özdeşleşmeyi aşan, bağımsız bakış açıları kurulamıyor. Yeni metin yayınları sevindirici; fakat önemli eksiklikler sürüyor. Örneğin, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün yeni basımında Turan Alptekin’in sağladığı ek mektup yer almıyor. Daha da vahimi, Mahur Beste’nin yeni basımında tefrikadaki son bölüm yine unutulmuş. Kısacası, Tanpınar’a olan ilginin artması, iyi okuduğumuz ve iyi yorumladığımız anlamına gelmiyor.

Abdullah Kılıç / İstanbul

25.12.2001


 

Kazanan ve kaybeden aynı bahçede

İstanbul Şehir Tiyatrosu yönetmenlerinden Başar Sabuncu’nun, ünlü Rus yazarı Anton Çehov’un ‘Üç Kız Kardeş’, ‘Vanya Dayı’, ‘Vişne Bahçesi’ ve ‘Martı’ adlı oyunlarından elde ettiği ‘çeşitleme’, seyirciye bir oyun seyretme imkanı vermenin yanı sıra, Anton Çehov’un dünyasına ilişkin bir özet de sunuyor.

Günümüz Türkiye’sinde yaşayan bir insan, bir Çehov oyununu (Herkes Aynı Bahçede) seyrettikten sonra ne düşünür, diye sordum kendime. Bu soruya bulduğum karşılık şuydu: “Bugünün Türkiye’si başka türlü anlatılamaz!” Ünlü Rus oyun yazarı Anton Çehov’un yazdığı “Üç Kız Kardeş”, “Vanya Dayı”, “Vişne Bahçesi” ve “Martı” oyunlarından hareketle, İstanbul Şehir Tiyatrosu yönetmenlerinden Başar Sabuncu’nun yaptığı ‘çeşitleme’, “Herkes Aynı Bahçede” ismiyle sahneleniyor. Daha önce yaptığı bir Shakespeare kolajı olan “Bir Ata Krallığım” ile başarılı olan Sabuncu’nun, bu Çehov çeşitlemesi de sezonun en iyi oyunlarından biri olarak gözden kaçmayacaktır.Günümüz Türkiye’sinde yaşayan bir insan, bir Çehov oyununu (Herkes Aynı Bahçede) seyrettikten sonra ne düşünür, diye sordum kendime. Bu soruya bulduğum karşılık şuydu: “Bugünün Türkiye’si başka türlü anlatılamaz!” Ünlü Rus oyun yazarı Anton Çehov’un yazdığı “Üç Kız Kardeş”, “Vanya Dayı”, “Vişne Bahçesi” ve “Martı” oyunlarından hareketle, İstanbul Şehir Tiyatrosu yönetmenlerinden Başar Sabuncu’nun yaptığı ‘çeşitleme’, “Herkes Aynı Bahçede” ismiyle sahneleniyor. Daha önce yaptığı bir Shakespeare kolajı olan “Bir Ata Krallığım” ile başarılı olan Sabuncu’nun, bu Çehov çeşitlemesi de sezonun en iyi oyunlarından biri olarak gözden kaçmayacaktır.

Türkiye’de Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ya da Oğuz Atay’ın ağırlıklı olarak eserlerine kattığı ‘eski’nin mağrur ve sessiz çekilişi, ‘yeni’nin gürültülü; ama kof yükselişi, gelenekselden kaçış ve moderne ulanış; toplumun merkezinde olanlar ve muhitinde kalanlar ya da ‘makbul’ olan ve ‘öteki’ gibi temel paradigmalar, 1880–1900 yılları geçiş dönemi Rusya’sı temel alınarak Anton Çehov (1860–1904) tarafından oyunlaştırılıyor. Tiyatroda doğallığı savunan; sahne ile salon arasındaki yabancılığı kaldırmak için çabalayan, bu düşünceyi kurduğu Moskova Sanat Tiyatrosu’nun manifestosu haline getiren Çehov, “Bir oyun öyle yazılmalı ki, insanlar gelsinler, gitsinler, yemek yesinler, havadan sudan konuşsunlar, kağıt oynasınlar. Yaşam nasılsa öyle olmalıdır: Karmaşık ve aynı zamanda basit...” diyor.

“Martı”, “Vişne Bahçesi”nde sahnelenseydi. Seyirciler arasında, “Üç Kız Kardeş” ve “Vanya Dayı” da olsaydı, ne olurdu acaba? Çehov oyunlarını bilenler için, Başar Sabuncu’nun ete kemiğe büründürdüğü bu fikir, oldukça kışkırtıcı olsa gerek. Bir oyunu, iki farklı gözle seyretmenin hoşluğuna ne demeli peki? Çehov gibi bir oyun yazarının oyunlarından, elde edilen bütünlüklü ‘bir oyun’u seyretmenin cazibesinin yanı sıra; karakterlerin geçişliliğinin farkında olarak “Herkes Aynı Bahçede”yi bir kez de bu gözle seyretmenin çarpıcılığı... Sahnede, bir oyun olarak vücut bulan “Herkes Aynı Bahçede”den bahsedip diğerini ilgilisine havale ediyorum.

Geçmişin ihtişamından eser kalmamış; ancak zihinlerde kalmış anı kırıntıları kadar gerçek bir Vişne Bahçesi. Bu bahçeyle koşut, yaşamlarının son demlerini sürdüren burjuva. Uzaklardan sesini işittiren ve giderek yükselen isyan. Sesi Volga’nın iniltisine karışmış, yoksul, perişan; ama dindar halk. Bu isyan karşısında, sesi kısılan, düzeni bozulan ve yeni arayışlara giren mülk sahipleri. Yaşadığına değer kazandıran “eski” ve kazandığının “değer”ini bilmeyen yeni. İsyana karışan ümit ya da ümidi boğan isyan. Yani hayatın ta kendisi... Yani, “Herkes Aynı Bahçede”

İlişki biçimlerini belirleyen temel dinamiklerden bir tanesi, mülktür. Herkes Aynı Bahçede’nin mülkiyet vurgusu, ağırlıklı olarak Vişne Bahçesi üzerinde gerçekleşir. Ve herkes, bu bahçeye karşı tutumlarına göre, sınıfsal durumlarını belirlerler. Bu belirlenimler, aynı zamanda oyundaki çatışma alanlarıdır da. Borçların ödenememesi yüzünden Vişne Bahçesi’nin satılmasından başka çare yoktur. Ancak, çiftliğe ömrünü adayan Vanya, bu fikre şiddetle karşı çıkmaktadır. Babası ve dedesi çiftlikte köle olarak yaşamış, yeni zengin Lopahin; Vanya’nın yaşamını Moskova’da sürdüren kardeşi, ünlü aktrist Arkadina’ya bir mektup yazarak durumu anlatır. Bu mektup üzerine Vişne Bahçesi’ne gelen Arkadina, bu satıştan elde edilecek para ile borçlarını kapatmak ve bir yazlık almak düşüncesiyle, Lopahin ile işbirliği etmeye eğilimlidir. Arkadina ve birlikte yaşadığı ünlü yazar Trigorin’in çiftliğe gelmesi ile Herkes Aynı Bahçede’nin kurgulandığı çatışma alanları da doğmuş olur.

Bu buluşma aynı zamanda, eski ile yeninin, iyi ile kötünün, değişen ile değişmeyenin de bir ayrışması olacaktır. Babası ve dedesi köle olarak çiftlikte çalışmış Lopahin, yeni zengin tipimin doymaz iştihasıyla çiftliğe sahip olmak istemekte; Treplev, annesi ünlü aktrist Arkadina’ya ve onun temsil ettiği sanatsal düşünceye, çiftliğin bahçesinde bir oyun sahneleyerek sesini/isyanını duyurmak istemekte; Arkadina, çiftliğin satışından kalacak parayla borçlarını kapatıp, bir yazlık alma telaşında; Trigorin, kitaplarında yazdığı; ancak hiçbir zaman yaşamadığı aşkı karşısında bulmanın şaşkınlığıyla, birlikte yaşadığı Arkadina’dan ayrılmanın yollarını aramakta; Vanya, çok sevdiği ve hayat verdiği çiftliğinin elden gideceğini düşünerek, her yolu denemekte; yeni kuşak hizmetkarların, sezinledikleri değişimin etkisiyle başlarının çaresine bakma özgürlüğüne 'inat', ömrünü efendilerinin hizmetine adamış Firs, çiftliğin kaderiyle özdeşleştirdiği sonunu beklemekte...

Ustaca kurgulanmış bu oyun, aynı ustalıkla yönetilmiş. Firs rolünde Erol Keskin; Arkadina rolünde Aliye Uzunatağan; Lopahin rolünde Engin Alkan oyunda öne çıkan başlıca isimler. Ancak, oyuna dahil olan her oyuncu, rolünün hakkını vererek sahnedeler: Mazlum Kiper (Vanya), Erhan Abir (Astrov), Yalçın Boratap (Trigorin), Burak Davutoğlu (Treplev), Orhan Hızlı (Verşinin), Nergis Çorakçı (Olga), Bennu Yıldırımlar (Maşa), Hümay Güldağ (Nina), Hakan Arlı (Kuligin), Süeda Çil (Dunyaşa), Fırat Tanış (Yakov–Asker) ve Ali Mert Yavuzcan (Serkeş–Öteki Asker)... Dekor ve ışık tasarımı, Çehovyen doğallığı oldukça başarılı bir şekilde sahnede temsil ediyorlar.

“Herkes Aynı Bahçede” bu sezon içerisinde seyrettiğim, iyi oyunlardan bir tanesi.

Hüseyin Sorgun / İstanbul

25.12.2001


 

Komiklik Zor Zanaat’in galası yapıldı

Türk tiyatrosunun usta komedyenlerinden Abdullah Şahin, gazeteci–yazar ağabeyi Haluk Şahin’in kaleme aldığı bir oyunla, hayatından kesitleri sahneye taşıyor.

Galası dün Hadi Çaman Tiyatrosu’nda yapılan ‘Komiklik Zor Zanaat’ adlı oyun, Abdullah Şahin adlı komiğin perspektifinden yola çıkarak son 30–40 yıllık güldürü tiyatrosunun öyküsünü, Türkiye’de komedi oynamanın zorluklarını anlatıyor.Galası dün Hadi Çaman Tiyatrosu’nda yapılan ‘Komiklik Zor Zanaat’ adlı oyun, Abdullah Şahin adlı komiğin perspektifinden yola çıkarak son 30–40 yıllık güldürü tiyatrosunun öyküsünü, Türkiye’de komedi oynamanın zorluklarını anlatıyor.

Hadi Çaman’ın sahneye koyduğu oyun, otobiyografik bir öykü gibi görünmesine rağmen, sahneye çıkıp insanları güldürmeye çalışan herkesin hikayesini anlatıyor. Bir anlamda Toto Karaca’nın, İsmail Dümbüllü’nün, Müjdat Gezen’in de öyküsü bu. Oyunun yazarı Haluk Şahin, “Asık suratlı insanların ülkesi Türkiye’de insanları güldürmek tehlikeli bir iş.” diyor.

Komiklik Zor Zanaat’in oyuncu kadrosuna baktığımızda üç tür oyuncu görüyoruz: Bunlardan birincisi sahneye çıkan Abdullah Şahin ve arkadaşları. İkincisi oyun için çekilmiş özel görüntülerle, günümüzün yaşayan komedyenleri. Ve üçüncüsü de bugün artık yaşamayan usta komedyenler.

Haluk Şahin, ‘komedyenler galerisi’ olarak nitelediği oyun için şunları söylüyor: “Komiklik Zor Zanaat’te tiyatro olarak farklı bir yaklaşım ortaya koymaya çalıştım. Bu oyun, televizyon sonrası Türk oyunu olma özelliği taşımaktadır. Televizyon ilk keşfedildiği günden bu yana tiyatrodan çok yararlandı. Tüketici bir araç olduğundan, tükettiklerinden bir tanesi de tiyatroydu. Ben oyunda televizyon görüntüsünü tiyatroya vererek bu denklemi biraz değiştirmek istedim. Bu sayede bugün aramızda olmayan; ama Türk tiyatrosuna hizmet vermiş birçok usta komedyenin Abdullah Şahin ile aynı sahneyi paylaşması şansını yakaladık. Aynı zamanda rahmetli Alev Sururi, İsmail Dümbüllü, Toto Karaca, Kemal Sunal gibi büyük komedyenlere de bu sayede selam vermiş olduk.”

Oyunun getirdiği bir yenilik ise, çekilecek bir kliple tanıtımının yapılacak olması. Abdullah Şahin, geniş kitlelere ulaşmak amacıyla oyunun ‘Hey Komik’ isimli şarkısına bir klip çekti. Yüzünün bir yanı gülerken diğer yanı ağlayan palyaço Pierro tiplemesiyle kamera karşısına geçen sanatçı, klibinde oyundan bölümlere de yer veriyor.

Kültür–Sanat

25.12.2001


 

Yüzüklerin gerçek efendisi, seyirci

Geçtiğimiz hafta Türkiye ile birlikte bütün dünyada vizyona giren Peter Jackson imzalı “Yüzüklerin Efendisi”nin ilk bölümü, haftasonu ABD sinemalarında 45,3 milyon dolar hasılat elde etmesine rağmen arzu edilen rekoru kıramadı.

Daha önce vizyona giren ‘Harry Potter’ üç günde 90 milyon dolar hasılat elde ederken ‘Yüzüklerin Efendisi’nin daha az gelir elde etmesi, filmin süresinin 3 saate yakın olmasına bağlanıyor. Beş gün sonunda ise, filmin toplam hasılatının ABD ve Kanada’da 73,1 milyon dolar olduğu açıklandı. Bir haftalık hasılatın ise 100 milyon dolara ulaşması bekleniyor. ‘Yüzüklerin Efendisi’, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de izlenme rekoru kırıyor. Filmi, vizyona girdiği ilk gün 85 bin kişi izledi. Seyirci, bir günde gişelere yaklaşık 300 milyar lira bıraktı. 89 salonda gösterilen filmin seyirci sayısının 300 bine ulaştığı kaydediliyor. Yüzüklerin Efendisi, seyirci nezdinde içeriği kadar görsel olarak da dikkate değer bir yapım. Michael J. Fox’un da başrolde oynadığı “The Frightners” ile kendisini gösterme fırsatı yakalayan Yeni Zelandalı yönetmen Peter Jackson, aslında böyle büyük bir prodüksiyonla kariyerine önemli bir başarı eklemiş gözüküyor. Yüzüklerin Efendisi serisi ortak mekanlara bağlı sahneler içerdiği için aynı anda çekilmiş. Sanırız yönetmen Jackson, seri çekmenin verdiği bilinçaltıyla finali umulmadık bir biçimde bitirmekten kendini alamamış. Oysaki birbirinden bağımsız öykülerden hareket edilseydi sanırız seyirci çok daha etkileyici bir finalle buluşabilirdi. Buna rağmen gösterişli ve albenili sahneler seyircinin kısa sürede filme yoğunlaşmasını sağlıyor. Ayrıca Yüzüklerin Efendisi’nin müziklerinin altına imza atan Howard Shore, filmin ihtişamına büyük katkıda bulunmuş.Daha önce vizyona giren ‘Harry Potter’ üç günde 90 milyon dolar hasılat elde ederken ‘Yüzüklerin Efendisi’nin daha az gelir elde etmesi, filmin süresinin 3 saate yakın olmasına bağlanıyor. Beş gün sonunda ise, filmin toplam hasılatının ABD ve Kanada’da 73,1 milyon dolar olduğu açıklandı. Bir haftalık hasılatın ise 100 milyon dolara ulaşması bekleniyor. ‘Yüzüklerin Efendisi’, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de izlenme rekoru kırıyor. Filmi, vizyona girdiği ilk gün 85 bin kişi izledi. Seyirci, bir günde gişelere yaklaşık 300 milyar lira bıraktı. 89 salonda gösterilen filmin seyirci sayısının 300 bine ulaştığı kaydediliyor. Yüzüklerin Efendisi, seyirci nezdinde içeriği kadar görsel olarak da dikkate değer bir yapım. Michael J. Fox’un da başrolde oynadığı “The Frightners” ile kendisini gösterme fırsatı yakalayan Yeni Zelandalı yönetmen Peter Jackson, aslında böyle büyük bir prodüksiyonla kariyerine önemli bir başarı eklemiş gözüküyor. Yüzüklerin Efendisi serisi ortak mekanlara bağlı sahneler içerdiği için aynı anda çekilmiş. Sanırız yönetmen Jackson, seri çekmenin verdiği bilinçaltıyla finali umulmadık bir biçimde bitirmekten kendini alamamış. Oysaki birbirinden bağımsız öykülerden hareket edilseydi sanırız seyirci çok daha etkileyici bir finalle buluşabilirdi. Buna rağmen gösterişli ve albenili sahneler seyircinin kısa sürede filme yoğunlaşmasını sağlıyor. Ayrıca Yüzüklerin Efendisi’nin müziklerinin altına imza atan Howard Shore, filmin ihtişamına büyük katkıda bulunmuş.

Yüzüklerin Efendisi, özellikle içerdiği konu itibariyle daha uzun süre tartışılacak ve anlaşılmaya çalışılacak, bunda kuşku yok. Çünkü iyi–kötü, şeytan–melek, günah–sevap, varlıkların en önemli sebepleri ve kıyamete kadar süregidecek kavramlar. Elbette bu kadar yoğun bilgi ve promosyon bombardımanı karşısında Yüzüklerin Efendisi sinemaseverleri kendisine çekecek. Ancak bizden size tavsiye; eğer şu ana kadar seyretmediyseniz, bütün olumlu veya olumsuz önyargılarınızı bir kenara bırakarak sinema koltuğuna oturun.

Rasih Yılmaz / İstanbul

25.12.2001


 

‘Nüzhet Erman Şiir Ödülü’ Can Bahadır Yüce’ye verildi

Kültür Bakanlığı’nca, 1996 yılında vefat eden Hisar şairlerinden Vali Nüzhet Erman’ın anısını yaşatmak amacıyla düzenlenen “5. Nüzhet Erman Şiir Yarışması”nda bu yılki ödül, Can Bahadır Yüce’ye verildi.

35 yaşın altındaki şairlerin katıldığı yarışmada, Kasım 2000 ile Kasım 2001 tarihleri arasında yayınlanmış şiir kitapları değerlendirildi ve Can Bahadır Yüce’nin “Yaslı Mızıka” adlı şiir kitabı ödüle değer bulundu. Jüri özel ödülü ise “İlk” adlı kitabıyla Ali Pektaş’a verildi. Yarışmanın Seçici Kurulu’nda Doğan Hızlan, Filiz Erman Örekli, Prof. Dr. Sadık Tural, Prof. Talat Halman, Yaşar Doruk ve Yavuz Bülent Bakiler yer aldı. Can Bahadır Yüce, ‘1999 Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü’nü de almıştı. Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nde yapılan ödül töreninde şiir dinletisinin yanı sıra Ankara Devlet Klasik Türk Müziği Korosu da bir konser sundu.35 yaşın altındaki şairlerin katıldığı yarışmada, Kasım 2000 ile Kasım 2001 tarihleri arasında yayınlanmış şiir kitapları değerlendirildi ve Can Bahadır Yüce’nin “Yaslı Mızıka” adlı şiir kitabı ödüle değer bulundu. Jüri özel ödülü ise “İlk” adlı kitabıyla Ali Pektaş’a verildi. Yarışmanın Seçici Kurulu’nda Doğan Hızlan, Filiz Erman Örekli, Prof. Dr. Sadık Tural, Prof. Talat Halman, Yaşar Doruk ve Yavuz Bülent Bakiler yer aldı. Can Bahadır Yüce, ‘1999 Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü’nü de almıştı. Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nde yapılan ödül töreninde şiir dinletisinin yanı sıra Ankara Devlet Klasik Türk Müziği Korosu da bir konser sundu.

Kültür–Sanat

25.12.2001


 

Köyde açık hava müzesi kuruldu

Nevşehir’in Derinkuyu ilçesine bağlı Özlüce köyünde bulunan tarihi eserler, yeraltı kenti girişinde oluşturulan açıkhava müzesinde sergilenmeye başladı.

Köy muhtarı İsmail Demir, 1995 yılında yeraltı kentinde yapılan temizleme çalışmaları sırasında, 19. yüzyıla ait olduğu sanılan çeşitli tarihi eserler bulunduğunu söyledi. Demir, günışığına çıkarılan bulgur ve buğday öğütmekte kullanılan çeşitli taşlar, dam yağmurluğu, manda ve at arabası tekerleklerinin yanı sıra ile halktan toplanan tarihi eserlerin de yeraltı kentine kurulan sergide ziyaretçilere gösterildiğini belirtti.Köy muhtarı İsmail Demir, 1995 yılında yeraltı kentinde yapılan temizleme çalışmaları sırasında, 19. yüzyıla ait olduğu sanılan çeşitli tarihi eserler bulunduğunu söyledi. Demir, günışığına çıkarılan bulgur ve buğday öğütmekte kullanılan çeşitli taşlar, dam yağmurluğu, manda ve at arabası tekerleklerinin yanı sıra ile halktan toplanan tarihi eserlerin de yeraltı kentine kurulan sergide ziyaretçilere gösterildiğini belirtti.

aa / Nevşehir

25.12.2001


 

A. Hamdi Tanpınar etkinliklerinde bugün

Marmara Üniversitesi, doğumunun 100. yıldönümünde Ahmet Hamdi Tanpınar anısına düzenlenen etkinliklere bir panelle katkıda bulunuyor.

Üniversitenin Göztepe Kampusu’ndaki Dr. İbrahim Üzümcü Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek panel bugün saat 13.00’te başlayacak. A.Hamdi Tanpınar’ın, edebi kişiliğinden eserlerine ve hayat anlayışına kadar birçok yönüyle tartışılacağı iki oturumluk programın konuşmacıları şöyle: 1. Oturum: Prof. Dr. Orhan Okay, Prof. Dr. Zeynep Kerman, Prof. Dr. Sema Uğurcan, Dr. Nami Başer. 2. Oturum: Doç. Dr. Abdullah Uçman, Doç. Dr. Fatih Andı, Erol Köroğlu ve Dr. Baki Asiltürk.Üniversitenin Göztepe Kampusu’ndaki Dr. İbrahim Üzümcü Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek panel bugün saat 13.00’te başlayacak. A.Hamdi Tanpınar’ın, edebi kişiliğinden eserlerine ve hayat anlayışına kadar birçok yönüyle tartışılacağı iki oturumluk programın konuşmacıları şöyle: 1. Oturum: Prof. Dr. Orhan Okay, Prof. Dr. Zeynep Kerman, Prof. Dr. Sema Uğurcan, Dr. Nami Başer. 2. Oturum: Doç. Dr. Abdullah Uçman, Doç. Dr. Fatih Andı, Erol Köroğlu ve Dr. Baki Asiltürk.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği Tanpınar etkinliklerinin bugünkü programında ise Prof. Dr. Tahsin Yücel’in “Öykü Yazarı Olarak Tanpınar” konulu konferansı var. Tarık Zafer Tunaya’daki konferans saat 18.00’de başlayacak.

Kültür–Sanat

25.12.2001


 

İstanbul’da Latin rüzgârı

Akbank Oda Orkestrası, aralık ayı Yeni Yıl Konseri’nde, İspanyol ve Güney Amerikalı bestecilerin gizemli eserleriyle İstanbul’un kış gecelerini ısıtacak.

“Latin Rüzgarı” estirecek konserler 26 Aralık’ta Kadıköy Halk Eğitim Merkezi ve 27 Aralık’ta ise Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda gerçekleştirilecek. Yeni yıl konserinde de ödüllü flüt sanatçısı Elena Duran, ünlü İngiliz besteci Gerald Finzi’nin flüt ve orkestra için bestelediği “5 Bagatelles” ve Meksikalı besteci Moncayo’nun eseri “Amatzinac”ı çalacak. Akbank Oda Orkestası’nın Latin ağırlıklı konserinde İspanyol ulusal ekolünün önemli bestecisi Joaquin Turina’nın gizemli, fırtınalı ve rengarenk atmosfer oluşturma ustalığını sergileyen eserleri “Boğa Güreşçisinin Duası” ve “Serenata” seslendirilecek. Brezilyalı besteci Villa–Lobos’un Bach’tan esinlenerek yazdığı, yaylı sazlar orkestrası için bestelenmiş “9. Bachianas Brasilieras”, ünlü Alman bestecinin etki alanının, tarihî ve coğrafî boyutlardan ne kadar engin olduğunu Akbank Oda Orkestrası konserinde de gözler önüne serecek.“Latin Rüzgarı” estirecek konserler 26 Aralık’ta Kadıköy Halk Eğitim Merkezi ve 27 Aralık’ta ise Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda gerçekleştirilecek. Yeni yıl konserinde de ödüllü flüt sanatçısı Elena Duran, ünlü İngiliz besteci Gerald Finzi’nin flüt ve orkestra için bestelediği “5 Bagatelles” ve Meksikalı besteci Moncayo’nun eseri “Amatzinac”ı çalacak. Akbank Oda Orkestası’nın Latin ağırlıklı konserinde İspanyol ulusal ekolünün önemli bestecisi Joaquin Turina’nın gizemli, fırtınalı ve rengarenk atmosfer oluşturma ustalığını sergileyen eserleri “Boğa Güreşçisinin Duası” ve “Serenata” seslendirilecek. Brezilyalı besteci Villa–Lobos’un Bach’tan esinlenerek yazdığı, yaylı sazlar orkestrası için bestelenmiş “9. Bachianas Brasilieras”, ünlü Alman bestecinin etki alanının, tarihî ve coğrafî boyutlardan ne kadar engin olduğunu Akbank Oda Orkestrası konserinde de gözler önüne serecek.

Kültür–Sanat

25.12.2001


 

Hollywood’un afişlerini bir Türk yapıyor

Hollywood’da çevrilen pek çok ünlü filmin afişinde, halen Beverly Hills’te yaşayan Türk grafik sanatçısı Emrah Yücel’in imzası bulunuyor.

“Yaşam standartları ve iş fırsatlarının genişliği açısından Amerika’da, özellikle de New York ve Los Angeles’ta beklediklerinden çok daha fazlasını bulduğunu” kaydeden Yücel, California’da kendi kurduğu şirketi “Iconisus L&Y”de yönetmen olarak çalışıyor. Yücel, bunun yanı sıra film afişleri, hareketli film grafikleri ve web siteleri tasarlıyor. “Amerika bir şeyi istiyorsa, onu elde etmeyi biliyor. Her şey çok kolay oluveriyor.” diyen Yücel’in afişlerini yaptığı ünlü filmler arasında Martha Fiennes’in yönettiği “Onegin” filmi de var. Ayrıca Cate Blanchet’in “Charlotte Gray” filmi, Dreamworks’un “Time Machine”, Samuel L. Jackson’un “No Good Deed”, Kate Winslet’in “Enigma”, Charlize Theron’un “24 Hours”, Jet Lee’nin “Kiss of the Dragon” ve Rob Love’un “Framed” filmlerinin de afişleri Yücel’in çizdiği filmlerden bazıları. “Film afişlerinin yanı sıra CD kapakları yapmanın da çok zevkli olduğunu” belirten Yücel, Hollywood Film Festivali ve New York’taki Türk Filmleri Festivali’nin afişlerini de hazırladı. Yücel’in gerçekleştirdiği bir diğer ilginç proje de ünlüler için hazırladığı web siteleri. Yücel “Celebsites.com” adlı bu proje çerçevesinde Brad Pitt, Mel Gibson, Diane Lane, Julianne Moore, Stephan Dorff’un ve diğer pek çok ünlünün resmi web sitelerini tasarlamış.“Yaşam standartları ve iş fırsatlarının genişliği açısından Amerika’da, özellikle de New York ve Los Angeles’ta beklediklerinden çok daha fazlasını bulduğunu” kaydeden Yücel, California’da kendi kurduğu şirketi “Iconisus L&Y”de yönetmen olarak çalışıyor. Yücel, bunun yanı sıra film afişleri, hareketli film grafikleri ve web siteleri tasarlıyor. “Amerika bir şeyi istiyorsa, onu elde etmeyi biliyor. Her şey çok kolay oluveriyor.” diyen Yücel’in afişlerini yaptığı ünlü filmler arasında Martha Fiennes’in yönettiği “Onegin” filmi de var. Ayrıca Cate Blanchet’in “Charlotte Gray” filmi, Dreamworks’un “Time Machine”, Samuel L. Jackson’un “No Good Deed”, Kate Winslet’in “Enigma”, Charlize Theron’un “24 Hours”, Jet Lee’nin “Kiss of the Dragon” ve Rob Love’un “Framed” filmlerinin de afişleri Yücel’in çizdiği filmlerden bazıları. “Film afişlerinin yanı sıra CD kapakları yapmanın da çok zevkli olduğunu” belirten Yücel, Hollywood Film Festivali ve New York’taki Türk Filmleri Festivali’nin afişlerini de hazırladı. Yücel’in gerçekleştirdiği bir diğer ilginç proje de ünlüler için hazırladığı web siteleri. Yücel “Celebsites.com” adlı bu proje çerçevesinde Brad Pitt, Mel Gibson, Diane Lane, Julianne Moore, Stephan Dorff’un ve diğer pek çok ünlünün resmi web sitelerini tasarlamış.

Amerika’ya sadece sinema dünyasından değil, bilgisayar mühendislerinden internet programcılarına, endüstri tasarımcılarından müzisyenlere kadar önemli bir beyin göçü bulunduğuna dikkati çeken Yücel, ”Yüksek standartlar ve rahat çalışma olanakları, güçlü bir afrodizyak oluşturuyor. Pek çok Türk tasarımcısı, aynı sebeplerle Amerika’da yaşıyor.“ diyor.

aa / New York

25.12.2001


 

‘Oyunun Oyunu’ prova yapıyor

Adana Devlet Tiyatrosu (ADT), sezonun yeni oyunlarından “Oyunun Oyunu” adlı komedinin prova çalışmalarına başladı. Oyunun prömiyeri 22 Ocak’ta yapılacak.

İstanbul Devlet Tiyatrosu tarafından daha önce sahnelenen ve büyük ilgi gören Michael Frayn’ın yazdığı, Lale Eren’in ise çevirmenliğini yaptığı oyunu, Adana Devlet Tiyatrosu sanatçılarından Zafer Kaya Okay yönetiyor. Dekorunu Zeki Tarayoğlu, kostümlerini Berna Yavuz, ışık tasarımını Özer Kuskaya’nın yaptığı oyunda, Ahenk Demir, Şekip Taşpınar, Demet İyigün, Erdal Bilingen, Ebru Bilingen, Nimet İyigün, Tevfik Tarhal, Savaş Özdemir ve Tayfun Eraslan rol alıyor. ADT Müdürü Mustafa Kurt, yaptığı açıklamada, 30 Ekim’de “Cadı Kazanı” ile başladıkları tiyatro sezonunu “Bağdat Hatun” ile sürdürdüklerini belirterek, yeni oyun “Oyunun Oyunu” adlı komedide ise en az diğer iki oyun kadar iddialı olduklarını söyledi.İstanbul Devlet Tiyatrosu tarafından daha önce sahnelenen ve büyük ilgi gören Michael Frayn’ın yazdığı, Lale Eren’in ise çevirmenliğini yaptığı oyunu, Adana Devlet Tiyatrosu sanatçılarından Zafer Kaya Okay yönetiyor. Dekorunu Zeki Tarayoğlu, kostümlerini Berna Yavuz, ışık tasarımını Özer Kuskaya’nın yaptığı oyunda, Ahenk Demir, Şekip Taşpınar, Demet İyigün, Erdal Bilingen, Ebru Bilingen, Nimet İyigün, Tevfik Tarhal, Savaş Özdemir ve Tayfun Eraslan rol alıyor. ADT Müdürü Mustafa Kurt, yaptığı açıklamada, 30 Ekim’de “Cadı Kazanı” ile başladıkları tiyatro sezonunu “Bağdat Hatun” ile sürdürdüklerini belirterek, yeni oyun “Oyunun Oyunu” adlı komedide ise en az diğer iki oyun kadar iddialı olduklarını söyledi.

aa / Adana

25.12.2001


 

Harry Potter’ın serisi tamamlandı

İngiliz yazar Joanne Kathleen Rowling, büyükler tarafından da ilgiyle okunan ve sihir yapma gücü olan bir çocuğun maceralarının anlatıldığı 7 serilik romanın son bölümünü yazdığını açıkladı.

Rowling, BBC1 televizyonunda gelecek cuma günü yayınlanacak söyleşisinde, “Bildiğiniz nedenlerden ötürü kapağını açmıyorum ama işte” dediği sırada kameralar da dünyada satış rekorları kıran fantastik roman Haryy Potter’ın yedinci ve son serisinin kapağına döndü. Yazar Rowling, 7 seri olarak tasarladığı ve bugüne kadar 4’ünü yayınladığı kitapların sonuncusuna gelene kadar, her kahramanın okuldan ayrıldıktan sonra başlarına neler geldiğini kaleme aldığını söylüyor ve bir süre sustuktan sonra, “Tabii hayatta kalanlar arasında; çünkü bazı ölümler olacak.” diyor.Rowling, BBC1 televizyonunda gelecek cuma günü yayınlanacak söyleşisinde, “Bildiğiniz nedenlerden ötürü kapağını açmıyorum ama işte” dediği sırada kameralar da dünyada satış rekorları kıran fantastik roman Haryy Potter’ın yedinci ve son serisinin kapağına döndü. Yazar Rowling, 7 seri olarak tasarladığı ve bugüne kadar 4’ünü yayınladığı kitapların sonuncusuna gelene kadar, her kahramanın okuldan ayrıldıktan sonra başlarına neler geldiğini kaleme aldığını söylüyor ve bir süre sustuktan sonra, “Tabii hayatta kalanlar arasında; çünkü bazı ölümler olacak.” diyor.

aa / Londra

25.12.2001


 

‘Türk Tiyatrosu’ yeniden çıktı

Yayınına uzun bir süredir ara verilen İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun yayın organı Türk Tiyatrosu dergisi, 448. sayısıyla bıraktığı yerden devam ediyor.

Üstün Akmen’in genel yayın yönetmenliğinde çıkan derginin bu sayısında, Şehir Tiyatrosu bünyesinde çalışmalarını sürdüren Tiyatro Araştırma Laboratuvarı (TAL) üzerine bir yazı; Nüvit Özdoğru’nun anılarından oluşan bir bölüm ve İstanbul’da tiyatro, Darülbedayi ve kent bilincinin oluşmasında tiyatro mekanlarının rolü başlıklı dosya yer alıyor.Üstün Akmen’in genel yayın yönetmenliğinde çıkan derginin bu sayısında, Şehir Tiyatrosu bünyesinde çalışmalarını sürdüren Tiyatro Araştırma Laboratuvarı (TAL) üzerine bir yazı; Nüvit Özdoğru’nun anılarından oluşan bir bölüm ve İstanbul’da tiyatro, Darülbedayi ve kent bilincinin oluşmasında tiyatro mekanlarının rolü başlıklı dosya yer alıyor.

...

25.12.2001

Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


25 Aralık 2001
Zaman'da Bugün

Kültür-Sanat

Bütün haberler


Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

Copyright© 1995-2001 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 454 1 454 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.