Tanpınar ve Bergson (2)
(Doğumunun 100. yıldönümü dolayısıyla)
Geçen haftaki yazımda Ahmet Hamdi Tanpınar’ın şiirlerinde, Bergson’dan yaptığı alıntılar ve göndermeler üzerinde durmuş, onun ‘Ne İçindeyim Zamanın’ ve ‘Bir Gün İcadiyede’ adlı şiirlerindeki Bergson izlerini ortaya koymaya çalışmıştım. Bu yazımda da, onun ‘Yavaş Yavaş Aydınlanan’ ve ‘Bursa’da Zaman’ını, yine Bergson’cu bağlamda ele alacağım.
‘Yavaş Yavaş Aydınlanan’ adlı şiirinde Bergson’a doğrudan göndermede bulunan şu dörtlüğün ilk iki dizesine bakalım:
Bilirim kimse içemez /
Üst üste aynı pınardan /
Bir veda gibi her nefes /
Alışılmış kıyılardan
İlk iki dizenin ilk bakışta, Herakleitos’un o çok ünlü, ‘Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz.’ sözüne gönderme yaptığı düşünülebilir. Ama burada, Herakleitos’un ‘nehir’ ve ‘nehirde yıkanan insan’ı gibi uzamda yer kaplayan şeylerden (Descartes’çı anlamda, ‘res extansa’lardan) değil, bir düşünen şey’lerden (Descartes’çı anlamda ‘res cogitans’lardan) söz edilmekte olduğunu varsaymamız gerekir. Nitekim Bergson, ‘Yaratıcı Tekamül’de şöyle der: ‘Hakikatte ise hiç durmadan değişiyoruz, psikolojik halin kendisi de, zaten değişmeden başka bir şey değil.’
‘Bursa’da Zaman’ şiirinde ise, Tanpınar, Durée ile Dış Zaman arasındaki çatışmayı, tıpkı T.S.Eliot’ın ‘Portrait of a Lady’de ve ‘Prelüdler’de olduğu gibi, uyumlu bir birlikteliğe dönüştürmeye çalışır. Şair, Bursa’dadır; –Bir eski cami avlusu/ Küçük şadırvanda şakırdayan su’ dizeleri, dışsal zaman olarak Şimdi’ye ve ‘Yeşil türbesini gezdik dün akşam’ dizesi ise, yine dışsal zaman olarak Dün’e atıfta bulunur. Tanpınar, Bergson’cu bir ‘istençsiz bellek’le, gayrıihtiyari, geçmiş’e dönerek iç zaman’ı, Durée’yi yaşamaya başlar. Bir bellek anı, ötekini çağırır ve şairin anlığı (zihni) şimdi ile geçmiş ve gelecek arasında gider gelir.
Sanki tek bir an’da gün, saat, mevsim
Yaşıyor sihrini geçmiş zamanın
dizeleri ise bu iç Zaman’ın, Bergson’un Durée’sinin bir tanımını verir gibidir. ‘Gün’, ‘saat’ ve ‘mevsim’, dışsal, yani bölünmüş ve ölçülebilir Zaman’ın, ‘an’ ise, ‘geçmişin’ ve elbette ‘gelecek’in içerildiği Durée’nin ta kendisidir. Bergson, ‘Düşünce ve Devinim’de şöyle söyler: ‘Ne kadar basit olursa olsun, her saniye değişmeyen hiçbir ruh hali yoktur. Çünkü belleksiz bir bilinç olmadığı gibi, şimdi’nin duygusuna geçmiş anların anılarını eklemeksizin de hiçbir devam olmaz. İşte Durée budur. (...) Geçmişin şimdi içinde bu devamı olmaksızın Durée olamaz.’
Bergson, ‘Yaratıcı tekamül’de, psikolojik hayatımızda bir andan ötekine görülen değişmelerin bir süreksizlik ya da bir devamsızlık gibi göründüklerini ve bunları birbirinden ayıran aralıkların (‘intervalles’), bir senfoninin icrası sırasında ‘arasıra işitilen ve (...) (onun) tatlı ve sürekli akışını arasıra kesen çembalo seslerine’ benzediklerini söyler. Tanpınar, ‘Bir Gül Bu Karanlıklarda’ adlı şiirinde, Bergson’un bu ‘aralık’ (‘intervalles’) kavramını alır ve
Bir gül bu karanlıklarda /
Sükuta kendini mercan /
Bir kadeh gibi sunmada /
Zamanın aralığından
dörtlüğünün son dizesinde kullanır. Böylece, Bergson’un bir metniyle bir başka gönderme bağıntısı kurulmuş olur.
Bu çalışma, Tanpınar’ın şiirleri ile Bergson’un Durée kavramının kullanıldığı metinler arasındaki ilişki üzerinde duruldu. Ama hiç kuşkusuz, daha kuşatıcı bir çalışma örneğin, Mary Ann Gillies’in ‘Henri Bergson and British Modernism’de T.S.Eliot’un şiirleri ile Bergson metinleri arasında kurduğu ilişki model alınarak, Durée’nin yanı sıra, ‘Ben’, ‘Bilinç’ ve ‘Bellek’ kavramları bağlamında Tanpınar’ı yeniden okumak olacaktır. (2 Ocak 2002)
02.01.2002
Yazarımızın E-Postası:
h.yavuz@zaman.com.tr
|