Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Strateji Tüketici Masası

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 
 Okur Hattı
 Basın Özetleri
 Abonelik
 
  Yorum

Mehmed Akif ve Batı medeniyeti

Bekir Karlığa



Vefâtının 66. senesinde yâd etmeye çalıştığımız Mehmed Akif, bir şair olduğu kadar büyük bir düşünce adamıdır da. Ancak –belki de haklı olarak– onun şâirliği hep ön plâna çıktığı için, zaman zaman –kendisini sevenlerin gözünde bile– düşünürlüğü geri plânda kalmıştır. Elbette ki iyi bir şâir olmak için, sağlam bir dünya görüşüne ve köklü bir fikir sistemine sahip bulunmak gerekir. Aynı şekilde san’atın mermerden kalıplarına dökülmemiş fikirler de ölümsüzlüğün eşiğine erişemezler. Bu sebepledir ki fikir ile san’at, rûh ile beden gibi hayatiyetin birbirinden hiç ayrılmaz iki temel unsurudur.

Akif, gerçekçi her aydın gibi İslâm dünyasının en önemli sorununun zihniyet sorunu olduğunu görmüş ve mısralarında hep bu problemi dile getirmeye çalışmıştır. Zihniyetin oluşumunda eğitim sisteminin ve kurumlarının önemli yerine dikkat çeker. O, İslâm medeniyetinin yıkılmasında, Batı’nın ve onun temsil ettiği medeniyetin başrolü oynadığı kanısındadır. Medeniyet terimi ile kast ettiğimiz şey, bilim ve bilimin uygulanışından ibâret olan teknolojiden farklıdır. Medeniyet, bilim ve teknolojinin verilerinden de yararlanılarak oluşturulan toplu bir dünya görüşü ve varlık tasarımıdır. Bu sebeple medeniyetin içinde; bilim ve teknolojinin kendisinden çok kullanımı, din, gelenek, milliyet, maddî imkanlar ve benzeri unsurlar da bulunur. Bunun içindir ki Akif, Batı’nın bilim ve teknolojisine karşı değil bu teknolojinin kullanımıyla birlikte öteki unsurlardan ibâret olan medeniyetine karşıdır ve İstiklâl Marşı’nda, “medeniyet”i, “tek dişi kalmış canavar” olarak niteler.

Safahât’ın hemen hemen bütün mısralarında “medeniyet” adına İslâm dünyasını ezmeye ve sömürmeye çalışan bu gaddâr ve zâlim anlayışa karşı çıkan Akif:

“Medeniyet denilen maskara mahlûku görün:

Tükürün maskeli vicdânına asrın, tükürün!” diyecektir.

Buna karşılık, medeniyet adına yapılan kötülükleri görüp de doğrudan medeniyetin kendisine, Batı’nın geliştirdiği modern bilim ve teknolojiye karşı çıkılmasını da eleştirir:

“Görenek neyse, onun hükmüne münkâd olarak,

Garb’ın efkârını, âsârını düşman tanımak;

Yenilik nâmına vahiy inse kabûl eylememek.

Şöyle dursun o teceddüd ki dışardan gelecek.”

İslâm dünyasının gerilemesinin asıl sorumlusunun bu anlayış mensupları olduğunu açıklar ve bu anlayışı ortadan kaldırmak için:

“Alınız ilmini Garb’ın, alınız san’atını.

Veriniz hem de mesâînize son sür’atini. Çünkü kâbil değil artık yaşamak bunlarsız;

Çünkü milliyeti yok san’atın, ilmin, yalnız.” der.

Evet yalnız Batı’nın bilim ve san’atını almak yeterli değildir. Buna kendi rûhunuzu da katmanız gerekir. Çünkü ancak böylece o bilim, o san’at bizim olur ve bizim damgamızı taşır: “Kendi “mâhiyyet–i rûhiyye”niz olsun kılavuz.

Çünkü beyhûdedir ümmîd–i selâmet onsuz.”

Bu nedenle Akif, idealindeki kahramanı temsîl eden Asım’ı, arkadaşlarıyla birlikte hiç vakit geçirmeden Batı’ya gönderir. Çünkü onun nazarında Avrupa, yani “Batı” veya o zamanki deyişiyle “Garb”, yalnızca bilim demek, teknoloji demek, maddî kalkınma ve refâh demektir. Son 300 yıldır Avrupa bilim ve teknolojide sürekli ilerlediği halde İslâm dünyası bu alanlarda geride kalmış, buna bağlı olarak hayatın öbür şubelerinde de duraklama baş göstermiştir. Bu üç yüz yıllık mesâfeyi kapatmadıkça İslâm ülkelerinin içine düştükleri sıkıntılardan kurtulmaları mümkün değildir. Bu sebeple Akif, Asım’ın sonunda kahramanımızın arkadaşlarıyla birlikte tez elden Avrupa’ya gidip kaybettiğimiz 300 yıllık bilgiyi öğrenerek gelmelerini ve gece gündüz demeden yurdu imâr için çalışmalarını ister. Çünkü Batı’nın dünyaya egemen olan bilimini almadan yaşamak artık mümkün değildir:

“Bu cihetten, hanı, hiç yılmasın, oğlum gözünüz;

Sâde Garb’ın yalnız ilmine dönsün yüzünüz.

O çocuklarla berâber, gece gündüz, didinin;

Gidin, üç yüz senelik ilmi tez elden edinin!

Fen diyârında sızan nâ–mütenâhî pınarı,

Hem için, hem getirin yurda o nâfi suları.

Aynı menba’ları ihyâ için artık burada, Kafanız işlesin, oğlum, kanal olsun arada.

Sen geçenlerde demiştin ki: “Yazık hâlâ biz,

Dünkü ilmin bile bîgânesiyiz.

İşte fikdânı bu ihmâl edilen ma’rifetin,

Nesli bir acze düşürmüş ki, bugün memleketin

Bir yığın kuvveti var, hem ne tabîî de henüz,

Biz o kuvvetlere eller gibi hâkim değiliz.

Yarının ilmi nedir, halbuki? Gâyet müdhiş;

“Maddenin kudret–i zerriyyesi” uğraştığı iş.

O yaman kudrete hâkim olabilsem diyerek,

Sarfedip durmada birçok kafa binlerce emek.

Ona yükseldi mi artık, değişir rûy–i zemîn;

Çünkü bir damla kömürden edecekler te’mîn,

Öyle milyonla değil, nâ–mütenâhî kudret!...”

İbret al kendi sözünden aman oğlum gayret”

Her geçen günün memleket adına bir ömre bedel olduğunu söylüyor ve “bir gün evvel gidip, bir saat önce dönmelerini” istiyordu:

İnkılâbın yolu mâdem ki bu yoldur yalnız,

“Nerdesin hey gidi Berlin!” diyerek yollanınız!

Altı ay, bir sene gayret size eğlence demek...

Siz ki yıllarca neler çekmediniz, hem gülerek

Hani bir ömre bedeldir şu geçen her gününüz;

Bir gün evvel gidiniz, bir saat evvel dönünüz!

Şark’ın âğûşu açıktır o zaman işte size;

O zaman varmanın imkânı olur gâyenize. “

Akif toplumdaki değişimin ve inkılâbın yolunun Batı’da geliştirilen ilmin öğrenilip memlekete getirilmesinden geçtiğini düşünür. Batı dünyasının üzerinde çalıştığı asıl konunun “maddenin kuvve–i zerriyyesi” dediği “atom” olduğunu ve bunun elde edilişiyle birlikte sonsuz enerjiye de sahip olacaklarını bildirir. Nitekim Asım’ın yazılışından (18 Eylül 1919) yaklaşık dokuz ay sonra (2 Haziran 1920) ünlü Alman fizik bilgini Max Planck, Stockholm’de İsveç Bilimler Akademisi’nce kendisine verilen Nobel Fizik ödülü töreninde yaptığı konuşmada; atomun keşfine imkân sağlayacak olan Quantum teorisini anlatıyordu. Bu büyük bilgin, Berlin Üniversitesi’nde fizik ve felsefe dersleri veriyordu.

Böylece Avrupa yolunu tutan kahramanımız, fen diyârından sızan sonsuz pınarların faydalı sularını hem içecek, hem de yurda getirip susuzluktan çöle dönmüş ülkemizi yeniden canlandıracak ve yeşillendirecekti. Ne yazık ki Asım ve arkadaşları Avrupa’ya gittiler, ama bir daha ülkelerine dönmediler, dönemediler, döndürülmediler. Onlar dönmedikleri gibi, düşünürün hayâl dünyasında hayâtiyetlerini de sürdüremediler.

Avrupa’ya gönderdiği Asım’ın memlekete döndükten sonra yapmasını istediği şeyleri, Akif, bu eserin ikinci cildinde yazmayı plânlıyordu.

Kahramanımız, pozitif bilimlerle donanmış olarak ülkesine dönecek ve kolları sıvayarak memleketi imâr edecek, kalkındıracak, geleceğin müreffeh ve ma’mûr Türkiye’sini yeniden kuracaktı. Böylece hem ülkemiz, hem de bütün “âlem–i İslâm” kurtulacaktı.

Asım’ın ikinci kısmını yazmaya ömrü elverdi ise de ne yazık ki, hem ülkemizin, hem de dünyanın değişen şartları elvermedi. Çünkü koskoca bir imparatorluğun göz göre göre yıkılıp gitmesi ve ardından değişimler, onun idealleri ile birlikte hayâllerini de yıkmıştı. “Leylâ’sını” kaybeden şâir aynı zamanda ilhâm perisini de kaybetmişti.

Prof. Dr., Marmara Ünv. öğretim üyesi.

04.01.2002

Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Diğer Yorumlar

> Saatiniz var mı?.. Uğur Özakıncı (04.01.2002)

> Globalizm ve ulus-devlet Ali Yaşar Sarıbay (03.01.2002)

> Gerçekten bir “Türkiye Modeli” var mı? Mustafa Erdoğan (02.01.2002)

> Doymak bilmeyen bir dünya Orhan Kural (01.01.2002)

> Doymak bilmeyen bir dünya Orhan Kural (31.12.2001)

> Bir ‘korku’nun teşhis ve tedavisi üstüne Mehmet S. Aydın (31.12.2001)

> Çapanoğlu... Uğur Özakıncı (29.12.2001)

> Yeni yılda eski sorunlar Mustafa Başoğlu (29.12.2001)

> Milletvekili avukatlar Hacı Ali Özhan (29.12.2001)

> Avukatlar forumunun ardından Adnan Ekinci (29.12.2001)

> Akif'e sesleniş Cihan Okuyucu (28.12.2001)

> Farklı ‘zarf’, benzer ‘mazruf’ 26 Aralık 2001–Medyakronik (28.12.2001)

> Kaliteye sahip çıkan okura teşekkür (28.12.2001)

> Akif'e sesleniş Cihan Okuyucu (27.12.2001)

> Kaliteye sahip çıkan okura teşekkür Bülent Korucu (27.12.2001)





04 Ocak 2002
Zaman'da Bugün

Yorumlar

Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

Copyright© 1995-2001 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.