Hayat duracakmış, dursun!
Türkiye baştan başa bir kardanülke!..
Korkunç mu, ürpertici mi? Evsizler için, yolları aylar boyu kapalı kalan köyler için korkunç!.. Kar, o köylerde hastalanıp şehre yetişemeden ölen hastalar için, kızak üstünde hastanelere yetiştirilmeye çalışılırken çocuğunu yollarda doğurmak zorunda kalan ya da doğuramadan hem kendisi hem de bebeği hayatını kaybeden kadınlar için elbette bir felaket. Bu felaketin sorumlusu kar mı peki, tabiatın bu en şiirsel dekoru mu? Hiç değil!.. Kasabalara, köylere insanca yaşamanın gereği olan sağlık hizmetini götürememişsiniz. Kar yağdığında, en büyük kentlerinizin anayollarını bile açmaktan acizsiniz. Metropolün en işlek caddelerinde, kimsesiz çocukların soğuktan donarak ölmesini engelleyemiyorsunuz. Yollar kapanıyor, hayat duruyor ve acz içinde seyrediyorsunuz... Sonra gazeteler manşetler atıyor: “Kar yağışı kentleri esir aldı... Hayat kara teslim...Yoğun kar yağışı can aldı!..” Kentleri esir eden, hayatı durduran, sokaklarda can alan kar değil, yolları açmayı beceremeyen; çocuklarını, yaşlılarını koruyamayan bu ülkenin yöneticileri, kurumları...
Kar mı? O aslında hayatımızın en büyük, en renkli eğlencelerinden biri, kışın armağan ettiği biricik şiirdir. Şöyle bir tozmaya görsün, hangimizin içindeki çocuk dirilip kalkmaz? Hangimiz yaşımızı unutup sokağa fırlamayız? Çocukları bunca mutlu eden, sokaklarda çığlık çığlığa koşturan başka hangi eğlence vardır! Bilmem katılır mısınız, bir bayramlarda, bir de şu adamakıllı karlı günlerde yediden yetmişe böylesi mutlu, böylesi neşeli oluruz biz. Bu yüzden karlı günlere ‘kar bayramı’ diyesim gelir benim. Çocuklar daha çocuk, yaşlılar genç olur böyle günlerde; gençler çocuklaşır... Hayatın o ağır yükü omuzlardan kalkar, hayhuyu dağılır gider. Sokaklarda bir bayram neşesi, bayram sükuneti... Yüzler güler, asık suratlar gevşer; herkes daha bir hoşgörülü olur, sevecenleşir. Karın egemenliği altında genç – yaşlı, zengin – fakir ayrımı kalkar, eşitleniverir canım insanoğlu. Karlı, buzlu sokaklarda yürürken kimsenin kimseye üstünlüğü kalmaz artık. Kar, giyim kuşam, makam mevki dinlemez. Garantisi yoktur kimsenin; yalpalar, kayar ve düşersiniz... Ve birilerinin düşüp yuvarlandığını görmek, hemen ardından kendisinin de düşeceğini bildiği halde, hakikaten doyumsuz bir eğlencedir insanlar için. Yalnız böyle zamanlarda, kentlerin beyaz örtüye büründüğü günlerde katlanabilir insan böylesi bir duruma. Kınaması, ayıplaması yoktur bunun, hoş görülür her ne olmuşsa.
İşte bu yüzden kar bayramlarına bayılıyorum ben. Güzelim beyaz mucize!.. Hayata hükmünü geçiriyor, egemenlerin fiyakasını bozuyor. Her şeye gücünün yettiğini, olmazları oldurduğunu iddia eden insanoğluna haddini bildiriyor. Kar, kendinde ilahi bir güç vehmetmeye başlayanlara ‘acz’ini hatırlatıyor. Ve insan, bir kere daha ‘insan’ olduğunun, ‘eksik’ olduğunun; aslında hiçbir şeye gücünün yetmediğinin farkına varıyor. Kötü mü? Hayır, pek de güzel!.. İnsan, en çok aczinin bilincine vardığında mutlu olur.
Siz siz olun kulak asmayın şu ‘Kar Türkiye’yi teslim aldı, kar yağışı yolları kapadı, kar bilmem ne kadar can aldı...’ laflarına!.. Bu beyaz örtü, biz Ademoğulları için iyisinden bir eğlence, hesaba gelmez faydaları olan bir nimettir. Her kar yağışında vazifelerini yapmayarak bu zarif ve şiirli armağanı bir felakete dönüştüren devletin kurumları ve metropollerin anayollarını bile açamayan belediyeler utansın!
Kar yağınca hayat duracakmış, dursun! Sanki durmayan, işleyen bir hayatın bize mutluluk getirdiği mi var? Kar yağsın ve hayat dursun!.. Okullar tatil olacakmış, olsun!.. İşler aksayacakmış, aksasın!.. Çocuklar sokaklarda pür neşe, insanların yüzü güleç, hayat dingin... Daha ne istiyoruz! Şu ‘durmayan’ hayatın hangi ‘nimetleri’ bize bu güzellikleri bağışlıyor ki!..
05.01.2002
Yazarımızın E-Postası:
a.colak@zaman.com.tr
|