Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Strateji Tüketici Masası

 Bölge Haberleri




 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 
 Okur Hattı
 Basın Özetleri
 Abonelik

MEHMED NİYAZİ



Üzerinde hassasiyetle durmalıyız

Avrupalı devletlerin bizim hakkımızda sinsice emeller beslediklerini söylemek bazı kimselere göre milli bir vehimdir. Elbette ki vehim insanî bir özelliktir; lüzumundan fazlası hastalık, hiç bulunmaması da zeka özürlülüğüdür. “Avrupalıların işi gücü yok da bizi mi bölmek isteyecekler? Yanlış yönetimimizden dolayı ortam oluşuyor; oradan bazı şeyler türeyince de arkalarında Avrupalıları arıyoruz.” diyorlar Batı’ya toz kondurmayanlar, Avrupa Birliği tarafından oluşturulan terör örgütleri listesine IRA, ETA, Hamas, İslami Cihat gibileri alınırken Dışişleri Bakanlığı’mızın çabalarına rağmen binlerce kişinin ölümüne sebep olmuş PKK’nın, DHKP–C’nin alınmamasına ne diyecekler? Bunun anlamı, “Seni bölmek için elimden geleni yapıyorum ve yapacağım.” demek değil de nedir?

Terörün kaynağında yanlış yönetimden daha çok teröristlere güven vermek bulunmaktadır. Sovyet Rusya’da çok kötü bir yönetim uygulandığı bütün çıplaklığıyla ortaya çıktı; fakat orada ciddi boyutlarda bir terör yoktu. Her yerde akıl hastaları, kendilerini göstermek isteyenler bulunabilir; ama terör yapacaklara kucak açan çıkmazsa, heveslilerin arzuları genellikle kursaklarında kalır. Hiçbir siyasi ve resmi kimliği bulunmayan, işadamlığıyla temayüz etmiş insanı öldürenlerden birini Belçika iade etmeyip, televizyon kanallarında zafer işaretiyle dolaştırıyorsa, o devlet yeni terörlere davetiye çıkarıyor demektir. Terör bundan daha açık nasıl desteklenebilir ki?

Bizde ‘Avrupalıların kötü emelleri yok.’ diyenlerin en büyük yardımcısı toplumsal hafızamızın zayıflığıdır. Eğer toplumsal hafızamız zayıf olmasaydı Almanya’nın Dışişleri eski bakanının resmi mahfillerde ülkemizin bölüneceğini dile getirdiğini unutmaz, Batı’nın sütten çıkmış ak kaşık olduğu propagandaları tamamen sonuçsuz kalırdı.

İnsanlık tarihinin yaklaşık iki bin iki yüz yılı kayıtlara dayanılarak açıklanabiliyor. İsteyenler bu zaman zarfında bizim ne kadar süre ile süper güç olduğumuzu hesaplayabilirler; bugün dünyaya yön veren milletlerin tarihleriyle de mukayese edebilir, ceddimizin ne kadar büyük olduğunu açık bir şekilde görebilirler. Belki biz bilmiyoruz; ama Batılılar İbn Haldun’un, “Su nasıl suya benzerse bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.” dediği gibi geleceğimizin sürprizlerle dolu olduğunu gayet iyi biliyorlar. Biz bugün Avrupalıların nezdinde şuna benziyoruz. Karşımıza derisi kemiklerine yapışmış, soluk benizli, yırtık elbiseli on yaşlarında bir çocuk otursa, biz ona acırız. Fakat birisi kulağımıza o çocuğun Köroğlu’nun torunu olduğunu fısıldasa, ona bir damar çekebileceği, beş on yıl sonra dumanımızı çıkarabileceği ihtimaliyle soğuk bir duş alırız. Avrupalılar bize bakınca soluk benzimizi görüyor; ama Fatih’leri, Yavuz’ları, Cengiz’leri, Atilla’ları hatırlıyorlar.

İşin bu veçhesi düşünülüp, haklı olarak ‘Büyük tarihler güçsüz milletler için yüktür.’ denmiştir; fakat aynı zamanda kuvvet kaynağıdır. Tarih bir milletin tecrübesi olduğu gibi, onun kadar insanı motive eden başka hiçbir şey yoktur. Zaten bundan dolayı da tarih, “Sadece geçmişi öğrenme ilmi değil; aynı zamanda geleceği kurma ilmi” tarzında nitelendirilmiştir.

Bugün fakirsek, yarın zengin olabiliriz; çünkü fakirlik telafi edilebilecek bir husustur. Ama bazı hususlar vardır ki, onları sonradan telafi edemeyiz. Ülkemizin bölünmesi bunların başında gelir.

Biz adam olursak, ülkemiz bize yeter; gıpta edilecek bir memleket haline gelmemiz, dışarda kalmış kardeşlerimizin kendilerini muhafaza etmelerine kafi gelir. Bunun için her milletle iyi geçinmek düsturumuz olmalıdır. Fakat son iki yüz elli yıllık geçmişimizde nasıl büyük darbeleri Batı’dan almışsak, bugün de her türlü düşmanca sürprizine muhatap olacağımız şuurunda bulunmalı, tehlikeler belirmeden tedbirlerini almış olmalıyız. Bunun için de niyetlerini fütursuzca belli ettiğinden terör listesinin üzerinde hassasiyetle durmalıyız.

05.01.2002

Yazarımızın E-Postası: m.niyazi@zaman.com.tr



Önceki Yazıları





05 Ocak 2002
Zaman'da Bugün

Yazarlar

Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

Copyright© 1995-2001 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.