Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Strateji Tüketici Masası

 Bölge Haberleri




 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 
 Okur Hattı
 Basın Özetleri
 Abonelik

CEM BEHAR



Kürdilihicazkâr, frak ve smokin

Geçen haftaki yazımda değinmiştim; geleneksel Osmanlı/Türk musıkisi esas itibariyle bir oda müziği niteliği taşır. Yani ne bir koro müziğidir ne de bir senfonik müzik. En çok on ya da on beş kişilik gruplarla, küçük samimi ve sıcak ortamlarda icra edildiği zaman kendini en iyi ele verir.

Türkiye’de son 25–30 yılda bu musıkiyi yeniden yaygınlaştırmak adına Türkiye’nin her yanını (sadece üç büyük kenti değil Bursa, Samsun, Edirne, Elazığ, Diyarbakır vs. gibi şehirleri de) Türk musıkisi korolarıyla donatmak isteyen genel bir zihniyetin temeldeki sakatlığına dikkati çekmek istiyorum. Türk musıkisinde geniş kadrolu, korolarla, kalabalık saz heyetleriyle icralara yöneliş aslında 1920’li yıllardan itibaren ortaya çıktı. Bu yöneliş, siyasal iktidarın bu müzikten esirgediği prestiji, önemi ve toplumsal statüyü telafi etmek amacındaydı. Fraklar ve smokinler kaybedilen önceliği başka yollardan elde etmek istiyordu.

Cumhuriyet rejiminin yeni kültür politikalarının esirgediği prestij ve sanatsal ciddiyetin mümkün olduğunca “Batılı” bir görünüm sayesinde yeniden kazanılacağına inanıldı. Şekil ve sunuş değişikliğiyle, yeni türden bir konser düzeniyle bu müziğe “muasır” bir görüntü verilmeye çalışıldı. Gerek Ali Rıfat Bey’in 1920’li yıllardaki geniş “koro”ları, gerekse onun öğrencisi olan Münir Nurettin Selçuk’un elindeki orkestra şefi sopası, frakı ve papyon kravatı hep bu yaklaşımların birer sembolüdür. Her türlü korolu ve orkestralı icralar da aynı kompleksli anlayışa hizmet ederler.

Bu musıkinin eski, köhnemiş ve Osmanlı olmadığı, bilâkis şekil itibariyle çok da “çağdaş” olduğu kanıtlanmak istendi. Çok ağır siyasi darbelere maruz kalan musıki dünyası bu türden iğretiliklerle, papyon kravat takıp, korolar oluşturup kendini savunmaya çalıştı on yıllar boyunca. Daha sonra da bu yapay ve iğreti görüntüler sanki Osmanlı/Türk musıki geleneğinin ezel ebed bir parçasıymış gibi algılandı, “donduruldu” ve hatta idealize edildi. Dr. Nevzad Atlığ ve yirmi küsur yıl boyunca yönettiği İstanbul Devlet Kültür Bakanlığı Korosu’nun kamera görüntüleri bir kalite garantisi zannedildi. Bu da memleketin her tarafında çok sayıda “koro” kurmak için zemin teşkil etti. Ankara ve İzmir’dekiler başta olmak üzere bu korolar İstanbul’dakinin kötü bir kopyası olmaktan ileri gidemediler.

Kısacası, epey bir süredir Türk müziğinde fraklı ya da smokinli, sahne düzenli, büyük senfoni orkestralı, elinde sopa tutan “şef”li geniş korolar kurarak içeriğe zarar vermeden müziğin “Avrupai” bir ciddiyete kavuşturulabileceği sanılıyor. Birtakım görüntü makyajları yaparak geleneksel Osmanlı/Türk müziğinin kıymetinin artacağı zannedildi. Bu iğretiliklerin uzun vadede zararı faydasından çok daha büyük oldu. İngiliz müzikolog Laurence Picken’ın tâ 1951 yılında Musıki mecmuasında yayınlanan bir yazısında söylemişti: “Çalgı sayısı klasik adedi aşmamalı, yoksa gelenek kaybolur. Türk musıkisinde de hacmin zamanla genişleyip niteliğe zarar vermesi tehlikesi mevcuttur.” Yarım asırdan fazla sürmüş bir sapkınlık daha yeni yeni düzelmeye başlıyor.

Aslında Türk musıkisinin hiçbir zaman bu özentilere ihtiyacı yoktu. Bugün de yoktur. Nitekim, yaptığı müziğin değerinden kuşku duymayanlar bu tür iğreti yollara başvurmaz. Genç kuşak müzisyenlerimiz artık küçük gruplar halinde ve kendi doğallıklarında müzik yapıyorlar. Bundan böyle Türk musıkisi sahte ciddiyetler taşıyan bir “bastonyutmuş” olmayacak.

06.01.2002

Yazarımızın E-Postası: c.behar@zaman.com.tr



Önceki Yazıları





06 Ocak 2002
Zaman'da Bugün

Yazarlar

Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

Copyright© 1995-2001 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.