Taşın etrafında taşlaşan kalpler
Toplum hafızası elektronik hafızalar gibidir: Var olan bir bilgi, bir inanış üzerine bir yenisi yazılmadığı müddetçe tam olarak ortadan kaldırılamaz. Toplumlar unutmaz, sadece bilginin adresini değiştirir, dogmayı destan, destanı hikaye, hikayeyi şarkı yaparlar. Kutsalların toplum hafızasındaki yerinin başka türden bilgi ve inançlarla doldurulamayacağı yönündeki temelli bir inanç, işgalci veya fetihçi medeniyetlerin seleflerinin kutsallarını vaftiz veya sünnet etmelerine yol açmıştır. Romalıların Filistin’deki Yahudi mekanlarını pagan mabetlerine çevirmesi, Haçlıların camileri kiliseleştirmesi, ve tabii Müslümanların her zaman bir meşru açıklaması olan; fakat özü itibarıyla aynı neticeyi doğuran camileştirmeleri bu meyanda algılanılmalıdır.
Toplum hafızasının mekanlara atfedilen kutsallıkları farklı kültür unsurlarının içinde koruması, bu “kendindenleştirme” girişimlerini de çok yönlü kılar. Kubbetüssahra’nın Haçlılarca Templum Domini’ye çevrilen adıyla birlikte, Mirac anlatısı da Hz. İsa’nın nihai yükselişine uyarlanır. Çoğunluk mimari ögelerle desteklenen bu çok yönlü ve geri beslemeli ihtida tecrübeleri, otantik inanışları da zenginleştirir ve kutsalı elinde bulunduran kültürün dini ihtiyaçlarının yanı sıra eğlence, toplumsal tatmin, bireysel kök arayışı ve madde–mana bütünlüğü gibi seküler ihtiyaçlarını da karşılayan bir ustûreler bütününü oluşturur. Mekanlar da insanlar gibi eski malumatlarına kendileri ile birlikte din değiştirdiler. Zamanla her dinin kendi dogmasının destekleyici fürûatı haline gelen bu atalar kültürünün, diğer dinler için “esâtîril evvelîn–eskilerin hikayeleri” olarak kalmaları kaçınılmazdır.
Bilinen iki bin yıllık tarihi içinde Kafatası Kayası (Golgotha) da birkaç kez din ve mezhep değiştirmiş, zamanında kıyamet alameti gibi algılanılmış her yıkım ve irtidattan tazelenerek çıkmış ve Yunan, Roma, Bizans, Pers, İslam, Türk, Haçlı, Moğol, İngiliz ve nihayet İsrail kültürlerinden beslenerek bugünkü mimari, tarihi, kültürel bütünlüğüne ulaşmıştır.
Yevusiler döneminde herhalde gömüt mağaralar olarak kullanılmak üzere açık bırakılan bir taş madeni iken içine gömülen İsa’nın dinini benimseyen Golgotha’ya Mesihçi Yahudilerin gösterdikleri ihtiram, MS 135’te şehri “dinden çıkaran” Hadrian tarafından mekanın Roma tanrıları Jupiter ve Venüs’e atfedilen mabetlere dönüştürülmesine yol açar. 326 yılına kadar ayakta kalan bu binayı kendisi ile birlikte imparatorluğunu da Hıristiyanlaştıran Bizans İmparatoru Konstantin’in annesi Helena vaftiz eder. Yerine kurduğu Anastasis (Kıyamet, Diriliş) Kilisesi hem İsa’nın hem de Golgotha geleneğinin yeniden dirilişini ifade etmektedir.
614 yılında Hüsrev’in Persli askerleri tarafından yağma edilen bina, Bizans İmparatoru Heraklit’in şehri yeniden ele geçirmesi ile ihya edilir. 638 yılında şehri ele geçiren İslam orduları taşa ve üzerindeki binaya dokunmazlar; her ikisi de İslam’ın kendi topraklarında yaşayan Ehl–i Kitap’a verdiği zimmî statüsünün unsurları haline gelirler. 1009 yılında, Golgotha Kayası kadar din değiştirmiş Fatımî Halifesi El–Hakim, binayı yıktırırsa annesinin Hıristiyan olmasının kendi benliğinde oluşturduğu “lanetli hafızayı” ortadan silebileceğini düşünerek olsa gerek, kilisenin yerle bir edilmesini emreder. Kilise de, El–Hakim’in “lanetli hafızası” da daha güçlenmiş olarak geri gelir. El–Hakim kendinin önce Golgotha’da kurban edilen Mesih, bilahare de onu kurban eden ilah olduğunu ilan edecek ve dünya kültürüne Dürzülüğü hediye ederek ortalıktan kaybolacaktır. Haçlıların yeniden kurdukları kilise, 1808 yılına kadar küçük değişikliklerle ayakta kalmış, bu senede Rum Ortodoks Kilisesi’nin başlattığı restorasyon faaliyeti Haçlılardan bu yana Golgotha’nın gölgesinde uyuyan Latin krallarının mezarlarını ortadan kaldırmış ve o güne kadar Katolik bir görünüm arz eden mekana bu kez mezhep değiştirtmiştir.
Bugün üzerinde 20. yüzyıl restorasyonları ile şekillenmiş bir binayı taşıyan Golgotha’yı, altında ilk günahı işleyen Adem’i saklayan ve üstünde o günahı affettiren İsa Mesih’i taşıyan “Kurtuluş Kayası”na çeviren ve toplumların hafızasına kazıyan işte bu iki bin yıllık irtidat, inhiraf ve ihtidalar silsilesidir.
Kutsalların hemen her zaman çakıştığı, ve sıklıkla da çatıştığı Kudüs’te, üç dinin üç kutsal mekanını tanıdık. Bundan sonraki duraklarımız kendilerine kutsallık atfedilmemekle birlikte içlerinden nice hahamların, azizlerin ve velilerin geçtiği “Şehrin Kapıları” olacak. Gelecek hafta Altın Kapısı ile başlayacağız bu serüvene...
06.01.2002
Yazarımızın E-Postası:
k.balci@zaman.com.tr
|