Barış kuşağı
Dünyada ve Türkiye’de meşhur bir 68 kuşağı var. 1968’de öğrenci hareketleri ile başlayan ve daha sonra bütün dünyayı etkileyen olayların liderleri şimdi etrafa savrulmuşlar. Türkiyeli solcu 68 kuşağının çoğu kapitalist; reklamcı, gazeteci, üst düzey yönetici oldular. Fransa’daki öğrencilerin lideri Kızıl Danny lakaplı Daniel Cohn Bendit ise çok eleştirdiği sistemin esaslı parçalarından biri artık. Avrupa Parlamentosu üyesi. Fikirleri ve daha çok da seçtiği mor ve kiremit renkli ceketleri ile ilgi çekiyor.
Türkiye’de bir de Özal kuşağı var. 12 Eylül öncesini hatırlayan ama kimliğini Özal’lı yıllarda bulan, özgürlükçü, hür teşebbüsçü ve kendine güvenen bir nesil. Bazıları çok eleştirse de Türkiye’yi dönüştürecek, AB’ye sokacak, dünyayla hesaplaşabilir hale getirecek ve Türkiye’nin uluslararası siyasetteki figüranlık rolüne bu nesil son verecek.
Son 50 yıldır Türkiye’de etkili olan/olacak iki önemli kuşak olduğunu düşünüyordum; ama bir 3. kuşağın olduğunu yeni yeni anlıyorum.
Geçen pazartesi günü Barış Manço’nun Liege’de yaşayan abisi Savaş Manço’yu ziyarete gitmeden önce küçük yeğenim Büşra ile bilgisayar vasıtasıyla görüşürken ona Savaş Manço’yla buluşmak üzere yola çıkacağımı söyledim. İnanılmaz heyecanlandı. Hiç beklemiyordum. “Dayı muhakkak benden de bahset, Barış Manço’yu ne kadar sevdiğimi ilet.” diye ısrar etti.
Daha sonra Turkish Daily News’te bir süre beraber çalıştığımız, Bülent Keneş ile haberlerden konuşurken, Savaş Manço ile görüştüğümü söyleyince, “Benim de selamımı söyleseydin. Ne de olsa biz de Barış nesliyiz.” dedi.
Bülent ile Büşra arasında bayağı bir yaş farkı var; ama ikisinin de kendini Barış Manço nesline ait hissetmesi, 7’den 77’ye programının tam da ismine uygun bir şekilde her yaştan insana ulaştığını gösteriyor. 68 ve Özal kuşağı dışında bir de Barış Manço kuşağının ortaya çıktığını görüyoruz. Tabii ki bu kuşağı bir araya getiren ideoloji değil belki Batı’da Beatles kuşağına benzer bir birliktelik.
Ama saik ne olursa olsun bugün Barış Manço sevgisinde buluşan milyonlarca Türk var. Cenaze törenindeki kalabalık, herkes gibi beni de şaşırtmıştı. O kalabalık Barış’ın her kesimden Türk’e bir hatıra, her evde olumlu bir iz bıraktığının, her adam olacak çocuğun kalbinde titreşimler oluşturduğunun resmiydi.
Abisi Savaş Manço’ya göre, Barış’ın bu kadar büyük hüsn–ü kabul görmesinin sebebi umut. Barış’ın Türk halkına sürekli umut aşılaması.
Dünyaya ümitli bakış açısını sürekli vurgulaması ile birlikte, Barış’ın etkisi her Türkiyelinin kulağına bir şeyler fısıldamasında. Her şarkısının gönüllerde iz bırakması, herkesin kendisine hitap eden sözler bulması şarkılarında. “Müsaadenizle çocuklar”, “ Yine yol göründü gurbete”, “Sarı çizmeli Mehmet Ağa”, “Arkadaşım eşşek”, “Gülpembe”, “Domates, biber, patlıcan”, “ Dağlar dağlar”, “Kol düğmeleri”, “Süper babaanne”, “Can bedenden çıkmayınca”...
Hangimiz bu şarkıları dinleyip uzaklara yelken açmadık, umutlanmadık, kahırlanmadık. Sarı çizmeli Mehmet Ağa, Mardin’deki çoban Şeyhmus’un gönlünde taht kurarken, “Domates, biber, patlıcan” bize her zaman Züğürt Ağaları hatırlattı.
Süper babaanne, elinde tesbih, seccade üzerinde bize sürekli dua eden anneannemizi, Ölüm Allah’ın emri, hayatı ihtiraslarla örmememizi anlattı.
Barış Manço, Türkiyelilerin kolektif hazıfasını oluşturan nadide sanatçılarımızdan biri oldu.
Hatırası çok canlı. Şimdi abisi, Barış’ın isminin Belçika’da da ölümsüzleşmesi için bir kampanya başlattı. Şarkılarını yaptığı Liege’deki evinin bulunduğu sokağı Barış Manço Sokağı haline getirmek istiyor. Belediye başkanı “Gücünüzü gösterin.” demiş.
Hadi hayırlı bir iş yapalım ve Liege Belediyesi’ni mesaj bombardımanına tutalım.
(E–postası: bourgmestre.demeyer@liege.be).
06.01.2002
Yazarımızın E-Postası:
s.gultasli@zaman.com.tr
|