Tuzakları, samimiyetimiz ve sevgilerimiz bozabilir...
Milleti provoke edenlere aldırma. Karalama ve saldırılara rağmen yoluna devam et. Çünkü yolun yanlış değil. Bu büyük millete hizmet etmek istiyorsun. İnsanları, insanımızı seviyorsun ve Türk milletinin yücelmesini gönülden arzu ediyorsun. O halde yılma, bıkkınlık, tembellik gösterme.
Senin gibilerin üzerindeki yük o kadar ağır ki, o yükten dolayı öyle gölgeler oluşuyor ki, bazılarımız tıpkı gölgede kalan otlar gibi sararıyor, soluyoruz. Bir de arzu ve beklentilerin hizmetlere düşürdüğü gölgeler var. Bize yakışmayan gölgeler.
Kalbini tekrar ayar et. Makam-mansıp deme. Tecrübem-birikimim diye söze başlama. Takım ruhuna inan. Bu millete hizmet için çakıl taşını yerinden oynatanı bile sev, onlara arka çık. Arkadaşlarından kimseye toz kondurma. Hatta huy edin de, onları her fırsatta meth-ü senâ et.
Küçük meselelerden dolayı kimsenin noksanlarını görüp büyütme. Herkeste tenkit edilecek bir taraf arayıp, onları söyleyip durma. Noksanları, yanlışları büyütüp kardeşliği, dayanışmayı sarsma.
Herkesle çalışmayı öğren. Her kabiliyetten istifade et. İllâ kendi kafana uyan, kendi gönlündeki arkadaşlarla hizmet etme sevdasında olma. Herkesle bir ve beraber olabilirsin. Ama yanlışa düşme.
O yanlış, manevî beslenmeni ihmal etmendir. Ruhunu besle ki imanın takviye alsın. Vicdanını, ruhunu konuştur ve dinle. Vicdan ve ruh konuşursa, bakışların insaflı olur. Şefkat ve merhamet, insafın kardeşleridir.
Hep kendi dediğinin olmasına kilitlenme. İnsanları serbest bırakmak, onlara değer vermek bir yüceliktir. Bildikleri sahada, kabiliyetli oldukları sahada insanlardan istifade etmek, onların hür iradeli, hür akıllı olmalarına bağlıdır. Allah’ın “eşref-i mahlûkat” diyerek değer verdiğine sen de değer ver. Üstelik “birey” böyle gelişir. Böyle çiçek açar ve meyve verir. Demokrasinin, insan haklarının özü de budur.
Kendi fanusundan çık ve başka dünyalara, başka ufuklara açıl.
Bulunduğun makamı, konumu kendine problem yapma. Abiliğe, büyüklüğe, birikime takılıp kalma. Alt üst demeden kardeşlik ve sevgi atmosferlerinde kendini erit, nefsini bitir, tüket. Hiç kıskanmadan, hiç problem yapmadan, yüzünü bile ekşitmeden üst kattan alt kata inebilme yiğitliğini göster. Tahkir de edilmiş olabilirsin. Teşekkür beklerken, “geç şu odaya” da denebilir. Hafife de alınmış olabilirsin, katlanman lazım. Terk edemezsin. Neyi terk ediyorsun? Bu dünya ne ki? Neye değer ki?
Halis olmanın mücadelesinden yılma. Vazgeçme. Dâvân körük gibidir. Lâyık olmayanı, halis olmayanı, cürufu zaten siler, süpürür atar. Sana dönmek de yok, bırakmak da yok.
Kâmil, olgun insanlar vitrinden ziyade, dükkanının arka tarafını daha zengin tutabilen insanlardır. Ancak dostlarını gıptaya sevk etme.
Şova, çalıma, hava atmaya kalkma. Katırcıların katırlarını da boşboğazlık edip ürkütme. “Biz” deme. “Yapacağız”, “edeceğiz” diye konuşma. Yok yere hasımlar edinme.
Sevinçle hicranı beraber yaşa. Ama ne sevinçten sarhoş ol ne de hicranın hendeğinden kork. Ne biliyorsun, belki de Allah bunca sıkıntıyı, O’na yürekten dua edelim, iltica edelim diye veriyordur.
İnsanın güzelliği, insanlardan bir insan olarak, insanlarla beraber yürümekten geçer. Derinlik, Rabb’inle baş başa kaldığında olur. Önemli olan, basit ücretlere tenezzül etmeyip, insanlardan bir insan olmaktır.
Yaptığın işler, Allah’ın rızasına endeksli olsun. Milletin için, insanlık için iyilik yap ve denize at. Balık bilmezse Hâlik bilir.
Kötülüğe kötülükle mukabele etme. Müslümanlık hayattır, yaşamaktır, laf söylemek değil.
Arkadaşlarını sev, senâ et, faziletlerini anlat; çünkü onlar buna lâyıktır.
Hep iyilik yap. Hep insanî değerleri öne çıkart. İyilikte kararlı yürü. İyilik ve doğruluk karakterin olsun.
Kimseye bâki değil, mülk-ü devlet, sim-ü zer
Bir harab olmuş gönül tamir etmektir hüner...
Yukarıdaki satırlar, 2 Mart 2000 tarihindeki “Kendime söylüyorum” başlıklı yazıma ait. Bu milletin mayasını ve aynı zamanda gücünü oluşturan güzel insanlara yönelik yeni tuzaklar, yeni oyunlar hazırlanırken iki yıl önceki duygularımı sizlerle yeniden paylaşmak istedim. Çünkü inanıyorum ki, bütün tuzakları ancak samimiyetimiz, kardeşliğimiz, sevgilerimiz ve birliğimiz bozabilir...
Türkiye gazetesi eski başyazarı Yalçın Özer’i kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyorum. Kendisine Allah’tan rahmet, yakınlarına ve sevenlerine sabr-ı cemil niyaz ediyorum.
10.01.2002
Yazarımızın E-Postası:
h.gulerce@zaman.com.tr
|