‘Failatün, failatün...’ (3)
Lise müfredat programlarında edebiyat derslerinin yanı sıra bu defa tarih derslerinin de yeniden düzenleneceği haberleri geliyor. Milli Eğitim Bakanlığı, işi gücü bırakmış, aruzla ve Osmanlı tarihiyle uğraşmaktadır. Ve ne zavallı bir zihniyettir ki, müfredat programları değiştirilirse, milli eğitimin düzeleceği zannedilmektedir! Milli Eğitim Bakanlığı ve bütün bu olup bitenler karşısında sesi soluğu çıkmayan Talim Terbiye Kurulu, Türkiye’de Milli Eğitim’in, yıllardan beri bütünüyle ve vahim bir yıkıma uğramış veya uğratılmakta olduğunun farkında görünmüyor! Ne hazin;- evet, ne hazin!
Efendiler, eğitim sistemimiz çökmüştür! Daha önceki yazılarımda da belirttim: Eğitim sistemi ne siyasi nedenlerle altüst edilen ilköğretim ile ne de YÖK marifetiyle çanına ot tıkanan üniversite ile düzelecek değildir. Ve bunların, ‘reform’ adı altında yutturulmuş yalancı dolmalar olduğunu, bu dahiyane buluşların(!) mucitleri dahil, herkes biliyor... Bir defa daha belirteyim; çöküşün kökü ne ilköğretimde ne de üniversitededir;-milli eğitim sisteminin çöküşü, lisenin çöküşü ile başlamıştır ve lise eğitiminde köklü bir yeniden yapılanma işine derhal girişilmedikçe, müfredatı değiştirmek gibi, kötü kötü siyaset kokan palyatif tedbirlerle hiçbir şey halledilemeyecektir... Bu böylece biline!
Aruza gelince aruz, sadece bir şiir vezni değildir ve tastamam bu nedenle de, ‘failatün failatün’ diye birtakım kalıplara indirgenemez. Aruz, bu toplumu kendi geçmişi ile ilişkilendiren bellek sembollerinden biridir ve aruzu, öğretilebilir veya öğretilemez olması gibi pratik bir mesele olarak ele almanın yanı sıra, tarihi ve kültürel bir mesele olarak da düşünmek gerekir. Hele, bizi geçmiş kültürümüze bağlayan sembolleri birer birer tasfiye ederek nasıl bir toplum inşa ettiğimiz gözler önünde iken...
Modern Türk şiirinin kurucusu Yahya Kemal, aruz meselesinde ‘vezin’ ve ‘musıki’yi birbirinden ayırır;- vezni, ‘mihaniki (mekanik) ahenk’; musıkiyi ise ‘deruni ahenk’ olarak nitelendirir. Aynı kalıpla, çok sıradan ve mekanik bir ahenk vücuda getirilebildiği gibi, benzersiz bir musıki cümlesi de inşa edilebilir, ona göre. Dikkat edilsin: Yahya Kemal için, asıl marifet, bir vezin olarak aruzda değil, aruzu, yani vezni, bir ‘musıki cümlesi’ veya bir ‘deruni ahenk’ üretebilmek için kullanabilen şairdedir. Evet, marifet şairdedir;- kalıpta değil!
Şimdi benim önerim şudur: Aruzdan vazgeçmek yerine, Yahya Kemal’in koyduğu bu kriterden yola çıkılmalı ve öğrenciye, üstadın ‘beyaz lisan’ dediği Türkçeyle yazılmış musıki cümleleri içeren aruz mısraları okutulmalıdır. Aruzun bir kalıp değil, bir ritm olduğunu gösteren şiirler... Aruzu sevdirerek öğretmenin yolu budur: Onu mekanik bir kalıp olarak öğretmek değil, o kalıplarla nasıl bir musıki ve estetik üretilebildiğini göstermek! Müfredat değiştirilecekse bu kritere uygun olarak değiştirilmeli ve edebiyat öğretmeninin öğrenciye aruzu bu yolla sevdirmeye çalışması telkin edilmelidir.
Ama bizim milli eğitimimizi idare edenlerde, başta sayın bakan ve Talim ve Terbiye Kurulu, bu feraset var mıdır? Bakalım, göreceğiz!
11.01.2002
Yazarımızın E-Postası:
h.yavuz@zaman.com.tr
|