Adalet Bakanı Türk’ten tarihî itiraf
Açlık grevleri ve ölüm oruçları Türkiye için kanayan yara. Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’ün ifadesiyle, “Dünyadaki en uzun süreli açlık grevi ve ölüm orucuna aday.” Bu eylemlerde Türkiye 44 kişiyi kaybetti. Gerçekten bu bir trajedi. Hükümetin saygın bakanlarından biri olan Hikmet Sami Türk, önceki akşam yaptığımız sohbette tarihî bir itirafta bulundu: “Türkiye, 1992’de Eskişehir Cezaevi’ni kapatma hatası yapmasaydı bu sorunlar olmayacaktı.” Türkiye on yıl önce yapılmış bir hatanın bedelini ağır biçimde ödüyor.
Cezaevlerinin terör örgütlerince ele geçirilmesinden sonra devlet tek ve üç kişilik F tipi cezaevlerini devreye soktu. Buna tepki olarak açlık grevi ve ölüm orucu eylemleri başladı. Şimdi İstanbul, Ankara, İzmir ve Antalya baroları “üç kapı, üç kilit projesi”ni önererek, “aynı koridorda bulunan üçer kişilik oda kapılarının açılarak, dokuz kişinin gün boyu bir araya gelmelerinin sağlanması durumunda eylemlerin durabileceğini” savunuyor. Ancak, Adalet Bakanlığı böyle bir durumda cezaevlerinin kontrolden çıkacağını düşünüyor.
Önerinin uygulanmasının mümkün olmadığını göstermek için Adalet Bakanı Türk, bakanlık bürokratlarıyla birlikte bize bilgi veriyor. Gözlemim, Bakan Türk’ün ölümlerin önüne geçmek için gösterdiği gayretin samimi olduğu yönünde. “Hepsi evlatlarımız, yasadışı örgütlere kendini kaptırmışlar. Şu andaki duyguları; daha öncekiler kendini feda ettiler, biz farklı davranamayız, diyorlar. Annelerin gözyaşı dökmemesini, ölüm oruçlarının sona ermesini istiyoruz.” diyor bakan ve örgütlerle ilgili görüşünü net ortaya koyuyor: “Muhammet Atta’nın zihniyetiyle bunların zihniyeti arasında fark görmüyorum.”
Bakan Türk, PKK, DHKP–C gibi terör örgütlerinin eylemler için yedi ekip oluşturduğunu ve sekizincisini kurmak üzere olduklarını açıkladı. Bu örgütler dini kavramları kullanmaktan da çekinmiyorlar; gazi, şehadet, oruç gibi. Bir ara 3 bine ulaşan eylemci sayısı şu anda 150. Hastanedeki 45 kişiden 7’si tedaviyi kabul ediyor. Türkiye aslında olayın vahametini 20 Aralık 1999’da yapılan ‘Hayata Dönüş’ operasyonuyla anladı. Cezaevlerini ele geçiren örgüt mensupları her yeri harap ettiler, bu arada pek çok hükümlü hayatını kaybetti. Kamuoyunda uzun süredir tartışılan F tipi belli bir disiplin getirdi. Bazılarının işine gelmeyince eylemler başladı. Bakan Türk, baro başkanlarının önerisine karşı bir öneriyle cevap verdi. Hükümlü ve tutuklulardan 10’ar kişilik grupların haftada 5 saat bir araya gelebileceğini söyledi. Türk, “Baroların önerdiklerinin uygulanabilirliği yoktur, yasaya da aykırıdır. Anlaşılan bu konuyu bilmiyorlar. Zaten İstanbul Barosu başkanı dışında hiçbiri F tipini gezmedi.” diyor. Öneri kabul edildiğinde, 19 Aralık öncesinde olduğu gibi cezaevlerinin yeniden örgütlerin eline geçeceğini öne sürüyor bakan.
Ve işin can alıcı noktası, bakanın itirafında yatıyor: “Türkiye, 1992’de Eskişehir Cezaevi’ni kapatma hatası yapmasaydı bu sorunlar olmayacaktı.” Peki, o zaman yönetimde kim vardı? DYP–SHP hükümeti. Başbakan Süleyman Demirel, zamanın Adalet Bakanı Seyfi Oktay. Görüldüğü gibi sorunların miladı, 1992. O günleri hatırlıyorum... SHP, hükümete girmeden önce ideolojik baskılar sonucu bazı vaatlerde bulunmuştu. Küçük siyasi ve ideolojik hesaplar uğruna Avrupa standartlarında modern bir cezaevi baskın törenle kapatıldı. Hem de birtakım resmi görevliler rencide edilerek...
12.01.2002
Yazarımızın E-Postası:
i.karayegen@zaman.com.tr
|