Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Strateji Tüketici Masası

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
 Okur Hattı
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

HİLMİ YAVUZ



Nazım’ın şiirinde devrimci olan, içerik değil, biçimdir (2)

(Doğumunun 100. yıldönümü dolayısıyla)

Bir ayraç açarak belirtmeliyim: Avangard, Paul de Mann’ın da haklı olarak belirttiği gibi, verili olana başkaldırı olduğu kadar, Geleneğe karşı da bir olumsuzlamayı içerir. Biliyoruz: Geleneğin olumsuzlanması, avangardizmin temelkoyucu kavramlarından biridir. Ve işte tastamam bu nedenle, modernist değildir avangard. Genellikle avangard, Modernist akımlar arasında gösterilegelmiştir;– bütünüyle yanlıştır bu! Nazım, 1922 ile 1930’lu yıllar arasında Rus Fütüristleri’nin etkisiyle Geleneği olumsuzlayarak ‘Açların Gözbebekleri’ ya da ‘Makinalaşmak İstiyorum’ türünden şiirler yazmış bir avangardistken, 1936’dan başlayarak (özellikle de ‘Simavne Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin Destanı’ ile) Gelenek’e dönerek ve ‘geçmişteki semiyotik pratiğin’ temellük edilmesinin Modernizmin olmazsa olmaz koşullarından biri olduğunu kavrar. ‘Şeyh Bedreddin Destanı’ ile başlattığı bu modernist tavrı, ‘Dört Mapushaneden’, ‘Saat 21–22 Şiirleri’nde ve Rübai’lerinde belirginleştirerek sürdürür. Şiirini, ‘geçmişe yapılan atıflarla’ ilerletir Nazım.

Belki de, şiirin ‘sahih’ olabilmesinin önkoşulu budur. Sahihliği, şiirin entelektüel tarih ile upuygunluk durumunda bulunması, olarak tanımlıyorum. Osmanlı–Türk toplumunun entelektüel tarihi, XVIII. yüzyılın başından bu yana sürdüregeldiğimiz bir ikiliğin (karşıtlığın değil!) tarihidir: Modernleşme (ya da, Batılılaşma) ile gelenek’in! Dolayısıyla sahihlik, Modernleşme ve Gelenek’in birlikte temellük edinilmesi bağlamında, bizim entelektüel tarihimizin ‘olmazsa olmaz’ koşuludur. Kısaca, entelektüel tarih açısından gayrısahih olan, modernliği ya da geleneği, ötekini dışta bırakacak tarzda temellük etmektir. Entelektüel tarih bize, bugün sadece Doğulu kalabilmenin ya da sadece Batılı olabilmenin, gayrısahih konumuna işaret ediyor. Nazım’ın, 1936’dan sonra Gelenek’e dönüş yapması, entelektüel tarihin dayattığı ya da belirlediği bu sahihlik’in farkına varışındandır...

Nazım’ın şiirinin (haydi büyüklüğü demeyeyim) yazınsallığı da buradadır. Nazım, yazınsallığın metinlerarasılıktan geçtiğini; bununsa, Riffaterre’in deyişiyle ‘geçmişteki semiyotik pratiğin’ ya da kısaca Gelenek’in, hem Doğu hem de Doğu şiiri geleneği bağlamında yeniden üretilmesi ile temellendiğini kavramış görünüyor. Dahası, bunu, apaçık bir biçimde de yapar Nazım;– neye atıfta bulunduğunu örtük olarak ortaya koymaz. Atıfta bulunulan Ahmet Gazali ya da Mevlana ise, bunlar doğrudan dile getirilir: Şiirinin arkeolojisindeki geleneksel katmanları gizleme gereğini duymadığını belli eder; kaynaklarını kendisi gösterir okuruna...

Nazım’ın şiiri, bu bağlamda, deyiş yerindeyse, atipik bir şiirdir. Şiirinin içeriğini inşa eden ideolojiden yola çıkarak, Gelenek’i olumsuzlar, ama bu olumsuzlamayı Gelenek’ten Form olarak yararlanarak yapar. Örnek vermek gerekirse, Mevlana için yazdığı o gözalıcı ve ihtişamlı rübaiyi zikredebiliriz, diye düşünüyorum.

Gördüğün gerçek bir alemdi ey Celaleddin, heyula filan değil

Geçmiş, gelecek ve yaratılmadı, sebebi illet–i ula filan değil

Ve senin azgın etinden kalan rübailerin en muhteşemi

Suret hemi zıllest filan diye başlayan değil...

Bu rübaide materyalist ve ateist bir dünya görüşü dile getirilir; gelgelelim bu dünya görüşü, rübainin vezniyle değil, şiirde kelimelerle üretilen Geleneksel bir ritmle söylenmiştir. ‘İllet–i Ula’, ‘suret hemi zıllest’ deyişleri de, metinlerarasılık bağlamında bu rübaiyi hem ‘geçmişteki semiyotik pratik’e eklemler, hem de ‘gelenek–etkisi’ (‘tradition–effect’) üretir.

Şunu altını çizerek önemle vurgulamak gerekiyor: Nazım’ın şiiri, yazınsallığını ideolojik ‘tekrar’dan değil, formel ‘aşkınlık’tan alır. Şiiri, Gelenek’i dönüştürerek modernleşir. Ve unutmamalıdır: Gerçekte Form’dur devrimci olan (György Lukacs).

16.01.2002

Yazarımızın E-Postası: h.yavuz@zaman.com.tr


    


Önceki Yazıları

> (11.01.2002) - ‘Failatün, failatün...’ (3)

> (09.01.2002) - Nazım’ın şiirinde devrimci olan, içerik değil, biçimdir (1)

> (02.01.2002) - Tanpınar ve Bergson (2)





16 Ocak 2002
Zaman'da Bugün

Yazarlar

Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

Copyright© 1995-2001 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.