Erdoğan’ın kaderi, Türkiye’nin kaderi
Nereden bakılırsa bakılsın, siyaset gündeminin odağında AK Parti lideri ‘Recep Tayyip Erdoğan’ var. İsmi etrafında dönen tartışmaların bir süre daha devam edeceğinde şüphe yok. Yeni dönem siyasetinin şekillenmesinde lehinde ve aleyhindeki gelişmeler önemli rol oynayacak. Erdoğan’ın varlığının da yokluğunun da çarpıcı politik sonuçları olacağı kesin.
Önceki gün gazetede Erdoğan’la birlikteydik, epey uzun süren sohbetimizde, tartışmalara açıklık getirecek bazı değerlendirmeleri birinci ağızdan duyma imkanı bulduk.
Erdoğan kendisi hakkında engelleri ‘aşılabilir’ görüyor. En azından zamanla... Normal üye ve genel başkanlıkta sorun olmadığına inanıyor. Dayanağı Anayasa Mahkemesi’nin Hasan Celal Güzel hakkında verdiği karar...
Bazı hukuki gerekçeleri peş peşe sıralıyor. Ancak Erdoğan’ın önüne konan engeller hukuksal değil, siyasal karakter taşıyor. Yoksa bir şiirin cezası bu noktaya uzanmaz, hiçbir şiir okuyanına bu kadar ağır bedel ödetmez.
Erdoğan belirgin şekilde AK Parti’nin bir şahıs değil kadro hareketi olduğunun altını çiziyor. ‘Ben olmasam da AK Parti’nin ilkeleri mutlaka iktidar olacak, partinin başında kimin olacağı önemli değil.’ diyor. Bu söz aslında her türlü olasılığa kapıyı açık tuttuğunu gösteriyor.
Erdoğan’ın siyasi geleceğine ilişkin kullandığı referans dikkat çekici: Geçmişte Demirel, Ecevit, Erbakan ve Türkeş’in önü kesilmek istendi. Ama sonunda bu liderler iktidara geldi.
Aynı şey Erdoğan için de geçerli olabilir mi? Türk siyasal yaşamında yasakların konjonktürle ilişkisi elbette vardır. Yani belli bir zaman diliminde dışarıda tutulan kimi değer ve şahıslar başka bir dönemde kabul görebiliyor. Bunun örnekleri fazlasıyla mevcut.
Erdoğan’a engellerin elbette konjonktürle ilişkisi var. Ancak Demirel, Ecevit örneğinde olduğu gibi değil. O dönemde siyasetin eski yapısı tüm unsurlarıyla mahkum edilmişti. Erdoğan’la ilgili sıkıntı ‘dinsiyaset’ alanına ilişkin...
Bu sıkıntının abartılmasında ‘siyasi rakiplerin’ rolü gözden ırak tutulmamalı. Çünkü Erdoğan bu haliyle mevcut siyasi yapının aktörleri için büyük tehdit. ANAP’ın, DYP’nin, MHP’nin Erdoğan’dan duydukları kaygı, bazı hassas birimlerin endişelerinden ayrı tutulmalı.
‘Dinsiyaset’ bağlamındaki sorun bize Osmanlı’dan miras. Bu problem yıllar yılı çözülemedi. Kutsalların günlük politikayla ilişkisi bir türlü ahenkli şekilde kurulamadı. Kutsal değerler de, bu ilişkinin bir parçası olan laiklik de ‘uzlaşma’ zemininden ziyade ‘çatışma’ zemini olarak kullanıldı.
Yaşanan kötü örnekler devletin ‘hassaslığını’ daha da artırdı. Ve beraberinde kastı aşan tavırlar doğdu. Bazı devlet kurumlarının Erdoğan’a ilişkin sıkıntılarının temelinde de bu var. Aslında sıkıntıların aşılması o kadar güç değil. Çünkü kutsalların da laikliğin de çatışmaya dönüşmesinden kimsenin kazançlı çıkmadığı açıkça görüldü.
AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan’ın devletle sorunlar yaşamış bir siyasi çizgiyle illiyet bağı var. Ancak ‘yeterli olup olmadığı’ tartışılsa da, bu çizgiyle bir şekilde ‘hesaplaşmaya’ gittikleri, belirli düzeyde özeleştiri yaptıkları yadsınamaz. Bu husus göz ardı edilmemeli.
Erdoğan’ın önünü kesmek, bire bir Türkiye’nin önünü kesmek anlamına gelmeyebilir; ama bu çizgideki sorunun giderilmesi kuşkusuz ülkenin ufkuna yeni açılımlar getirir. Bütün işaretleriyle ortada ki, Türkiye’nin temel tercihlerinde ‘tarih ve coğrafya’ hiç olmadığı kadar belirleyici olacak.
Bundan böyle öncelikle tartışılması gereken iktidara yürüyen lider ve kadroların yeni vizyonu göğüsleyip göğüslemeyeceği...
Keşke Türkiye, Erdoğan’ın hukuken başbakanlık yapıp yapamayacağını değil, o makamın ne denli hakkını vereceğini tartışabilseydi. Çünkü son dönemde ‘başbakanlık ehliyeti’ göz ardı edildiği için bu ülke çok ağır bedeller ödedi. Bilmem anlatabildim mi?
16.01.2002
Yazarımızın E-Postası:
m.unal@zaman.com.tr
|