Esas konu Irak!
Başbakan Bülent Ecevit, Amerika gezisine çıkmadan önce ‘ihtiyatlı’ konuşsa da kamuoyu büyük beklentilere girmişti. Askeri borçların silinmesinden tekstil kotalarına kadar bir dizi ticari anlaşmanın yapılması bekleniyordu. Başkan George W. Bush, tahmin edildiği gibi Başbakan Ecevit’e iltifat ederken cömert davrandı. Türkiye’nin muhteşem bir ülke olduğunu, Ecevit’in liderliğinde reformlara imza attığını söyledi. Ancak, beklediğimiz para avucumuza konmadı; komisyona havale edildi. Gezi genel anlamda olumlu geçse de Başbakan’ın ‘Dünya devleti olduk.’ ifadesi abartılı. 11 Eylül trajedisi ve Afganistan operasyonu Türkiye’nin önemini ve vazgeçilmezliğini zaten bütün ağırlığıyla hissettirmişti. Ama bir şey unutulmamalı: Vazgeçilmez olan siyasi kadrolar değil, Türkiye’dir. Paradigma değişmiştir. Emsalsiz bir coğrafyaya sahip olan Türkiye, Avrupa, Avrasya ve Ortadoğu ile olan tarihi ve kültürel bağları nedeniyle vazgeçilemez konumdadır. Amerika’nın ilgisi de bu jeopolitik üstünlüğedir. Stratejik ortaklığı ekonomik boyuta çıkaran ABD, ‘Türkiye IMF’ye bırakılmayacak kadar önemlidir.’ görüşünde.
ABD’nin projesinin hayata geçmesi için bölgesinde güçlü bir Türkiye’ye ihtiyacı var. Bunun için Türkiye ev ödevlerini yerine getirmeli. Başta bankacılık olmak üzere iktisadi düzenlemelerin gecikmeden yapılması, yolsuzluklarla kesintisiz mücadele ve demokratik reformlar ilk sırada yer alıyor. Yol haritası eline verilen Türkiye bundan geri adım atamaz. Dünya ligine sıçrama da ancak böyle mümkün. Ankara’dan bakınca Amerika’ya çağrılan Başbakan’ın ziyaretinin ekonomik değil politik sonuçlar doğurduğu anlaşılıyor. Mesele, Irak ve Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesidir. Bush’un, Ecevit’in yanında, “Saddam Hüseyin, BM denetçilerini kabul etmezse ne yaparsınız?” sorusuna verdiği cevap her şeyi anlatmaya yetiyor: “O zaman görür gününü.” Newsweek dergisi ‘Türkiye’nin ikilemi’ başlıklı yorumunda, “ABD Irak’a karşı yapmayı düşündüğü bir sonraki savaşta stratejik bir müttefik arıyor. Ankara bu teklife ‘hayır’ diyebilecek mi? Büyük olasılıkla ‘hayır’; ama ‘evet’ demek de çok kolay değil.” diyor. Dergi, 11 yıl önce Körfez Savaşı’nda Türkiye’nin kayba uğradığını hatırlatarak Ankara’nın yeni bir kaybı göze alamayacağını; ancak Amerika’nın da kararlı olduğunu belirtiyor. “Eğer ABD Saddam’a savaş açarsa Türkiye’nin hava üslerini kullanmak zorunda. Bir NATO (ve ekonomik olarak IMF’ye bağlı olan) üyesi olarak, Ankara’nın ‘hayır’ dememesi için çok fazla sebepleri var. Aynı zamanda eşit oranda ‘evet’ dememek için zorlayıcı sebepleri var. Brüksel’de bir NATO yetkilisinin itirafına göre Türklerin, Irak’a karşı olası bir saldırıya karşı yardımını almak pahalıya patlayacak.” Körfez Savaşı’nda Irak’ta Saddam’ı üç kez ziyaret eden Bülent Ecevit’i Newsweek şöyle tanımlıyor: Saddam ile kişisel olarak görüşen birkaç dünya liderinden birisi Ecevit. Türkiye’nin politik olarak güçlü askeriyesine yakın bir insan ve Türkiye sınırı dışındaki askeri maceralara karşı çıkan bir başbakan. , Türkiye için olası senaryolarından birisinin Washington’un savaş yanlısı tutumuna karşı Avrupa liderleri ile bir ortaklık kurmak olduğunu belirtiyor; ama eklemeyi de unutmuyor: Asıl sorun şu: ABD bu konuda sabırlı değil ve bu Türkiye için Körfez Savaşı II demek. Türkiye’nin bu noktadan sonra makas değiştirmesi söz konusu değil. Öyle görülüyor ki, sadece Irak değil bölge yeniden şekillendirilecek. 70–80 yıldır redd–i miras ettiğimiz bütün değerler yeniden dünya gündeminde...
19.01.2002
Yazarımızın E-Postası:
i.karayegen@zaman.com.tr
|