Usul hakkında (2)
Kavramları oradan aldığımız ve kendimize göre yorumlamaktan da çok uzak kaldığımız için, önce Batı’nın tarihî kültürel medeniyet tablosunu genel hatlarıyla özetlemek gerekiyor:
A– KAYNAKLAR: Eski Yunan+Roma+Hıristiyanlık.
B– METOT: Dairesel, çizgisel (yatay, dikey) ama (Marx’ınki dahil) ifrat–tefrit dialektiği... “Tokuşturma ve vuruşturma” mantığı” Bu mantığın uygulandığı denge farklılıkları (konuları) şunlar: Madde–ruh, akıl–inanç, ilim–din, kültür–medeniyet, fert–cemiyet, sorumluluk–hürriyet, muayyeniyet–irade... (İkilemleri!) Hiçbir zaman sıhhatli bir dengeye ve senteze varamadı Batı. Aslında dengeyi ve sentezi engelleyen menfîlikleri bir dialektik dinamizm unsuru addetti. Aynen sömürüyü gelişim sebebi sayan tarih telâkkisi gibi. Peki ne elde etti? İkiye ayırarak cevaplayabiliriz. (Verimler; C1, C2)
C– VERİMLER:
1– Belirleyici verimler: Monoteizm, (gizli–açık), politeizm, deizm, panteizm, panenteizm, agnostisizm, ateizm, fonksiyonel ateizm.
2– TÂBİ verimler: Rasyonalizm, liberalizm, idealizm, pozitivizm, nihilizm, pragmatizm, etatizm, individüalizm, nasyonalizm, sosyalizm...
D– MÜŞAHHAS MERHALELER: Feodalite, rönesans–reform, merkantilizm, aydınlanma, kapitalizm, demokrasi...
E– UYGULAMA DİSİPLİNİ: “Manevî–millî–liberal” kök ve gövde, “sol–sağ” dallanmalar. (Burası ayrı bir aktüel önem taşıyor)
F– ZAAFLAR: Kaynak bulanıklığı ve yetersizliği, metot çarpıklığı, kendini yardımsızlığa ve yalnızlığa mahkûm eden “sömürü” illeti.
... Bu tabloyu uzun–uzun izah etmiştim. (Kelimeler dünyasında kazanmak, Kapitalizmi anlamak, Kim neyi arıyor? Demokrasinin bütünlüğü, Sivil toplumun gerçek düşünce kökleri, Seçilmiş okuma notları (1,2,3) başlıklı yazılarım ve daha niceleri.)
Batı bir bütün ama sentez değil. Sentezini, “ifrat–tefrit” metoduyla aradığı için bulamayan; ama buna rağmen, “manevî–liberal–millî” beraberlik disiplinini sol–sağ dalgalanmaları içinde de kaybetmeyen bir bütündür Batı. Ve şimdi asıl bu yönü üzerinde durmak istiyorum.
Batı, o disiplinini korudu. Batılı, komünist, Fransa’da İtalya’da herhangi bir yerde, “millîlik” veya “manevî”lik gerçeklerini yok saymamıştır mesela. Ama “Batıcı”lar o disiplini anlayamaz da koruyamaz da. Batıcı, neresini görebildiyse, neresine yakın olduysa, bütün Batı’yı (dolayısıyla hayatı!) ondan ibaret sanmıştır... Tanpınar bir mektubunda Mehmet Kaplan’a; içmesini ve içkili olarak halka görünmesini, bu davranışıyla halktaki taassubu kırabileceğini söylüyor! En ılımlısı bile böyle! Yazmıştım da isim vermemiştim, şimdi veriyorum. “İfrat” nefsin malıdır, düşüncenin değil. Tanpınar’ınki de düşünce falan değil... Hele sol! Türkiye’de sol, hiçbir zaman “düşünce” olamadı. Sağ da geniş ölçüde aynı zaafları yaşadı. “Batıcılık” sapmasından kurtulamadıkları için böyle oldu... Daha önce yazdıklarımdan alıyorum:
“Millîliği ihmal eden manevîlik de, manevîyi ihmal eden millîlik de, ifrat–tefrit med–cezir’lerinden kurtulamaz... Manevîliği de millîliği de ihmal eden maddeci görüş, manevî ve millî değerlerin yerine maddeciliğin çeşitli mistifikasyonlarını kullanır. Ya ateizmin ve pozitivizmin açık şeklini benimseyip onları eşitlikle ve hümanizmle süslemeye çalışır; ya da deizm ve panteizm yoluyla bir inanç oluşturmak ister.”
“1– Manevîyi ihmal eden millîlilik kör, millîyi ihmal eden manevîlik topaldır. 2– İkisini de yok sayan bir solculuk hem kör, hem topaldır. 3– Üçünü de yok sayan bir liberallik, hem kör hem topal, hem de sağırdır. 4– Manevîyi ihmal etmeyen bir millîlik ve millîyi ihmal etmeyen bir manevîlik; solu da yok saymaz, liberal (pozitif) değerleri de. 5– Manevîyi ve millîyi yok saymayan bir sol, liberal (pozitif) değerleri de yok saymaz. 6– BU ÇERÇEVEYİ KIRMAYAN ÖNCELİK (ağırlık) TERCİHLERİNDEN DOĞMUŞ TERKİBÎ YOĞUNLAŞMA FARKLILIKLARI DEMOKRASİNİN ZAAFI DEĞİL ZENGİNLİĞİDİR. BU ÇERÇEVEYİ DİKKATE ALMAYAN DEMOKRASİ TALEPLERİ BİR OYUNDAN İBARETTİR.”
... Konuyu bir üçüncü yazıyla tamamlayacağım.
20.01.2002
Yazarımızın E-Postası:
a.selim@zaman.com.tr
|