Hatice ve netice
Washington’da gazetecilik yapan tüm meslektaşlarımla ortak kanaatimiz şudur ki, bugüne dek devlet ricalimizin abartılmayan Amerika gezisi olmamıştır. Bunu en iyi bilen, biz haber tarlasındaki muhabirlerizdir. Ancak çoğumuz editörlerimizi ikna edemeyiz.
En rutin geziler öncesinde dahi gerek hükümetimiz gerekse medyamız eser, gürler. Gezi bitiminde ise gökten birkaç damla yağmur ya düşer ya da düşmez. Gerçi bu sefer bir istisna oldu galiba; çünkü şu anda bilgisayarımın başında yazımı yazarken Washington’a uzun süredir özlenen karın yağışını da seyrediyorum. Bu ziyaret Türkiye’ye pek fazla kâr getirmedi; ama buralara kar getirdi...
Nedense bizim açımızdan ‘tarihi’ olmayan Washington ziyareti pek yoktur. Amerikalılar içinse bizimle görüştükleri tarihler hafızalarda kolay kolay kalmaz. Nitekim geçen pazartesi günü Beyaz Saray’da Başkan Bush’un dış politikada sağ kollarından Milli Güvenlik Başdanışmanı Condoleezza Rice’ın Türk gazetelerinin Washington temsilcileri ile yaptığı basın toplantısında şöyle bir muhavere geçmişti:
Rice: ‘Başbakan ile Başkan arasında yapılacak toplantıyı iple çekiyoruz. Çarşamba mıydı?’
Danışmanları ve Türk gazeteciler hep bir ağızdan: Evet, çarşamba.
Biz Türkler Sam Amca’ya sadakatimizi bildirmek, yardım istemek, hatta şahsi siyasi geleceğimize yatırım yapmak için gittiğimizde bile tarih yazarız. Amerikalılardan aldığımız birkaç tatlı övgü sözcüğüyle dünyalar bizim olur. Onlar da bizim bu zaafımızı bildikleri için zaten özellikle kamuoyuna açık beyanatlarında duymak istediklerimizi söylerler. ‘Türkiye şahane ülke’, ‘Türk halkı harika’, ‘Türk modeli mükemmel’, vesaire vesaire.
Son gezide gururumuzu okşayan yeni bir yaklaşım getirildi. Başkan Bush ve Başbakan Ecevit, iki ülke arasındaki müzakerelerin sadece ‘bölgesel’ değil ‘global’ mahiyette olduğunu söylediler. Görüşme başlıklarına baktım, terörizm dışında ‘global’ denebilecek bir konu ben göremedim. O da zaten ABD’nin 11 Eylül’den sonra tüm dünya gündemine taşımak istediği bir konu. Acaba iki lider global ısınma, AIDS, nükleer silahların indirimi falan gibi bazı global sorunları müzakere ettiler de biz mi farkında değiliz?
‘Netice itibarıyla bu gezi hiç mi bir anlam taşımıyor yani?’ diye soranlarınız olabilir. Tabii ki bir anlam taşıyor. Ama taşıması gerektiği kadar. Bu, NATO müttefiki iki dostane (friendly) devletin küçüğünden büyüğüne yapılan rutin bir resmi ziyarettir.
Ortak siyasi ve ticari ilişkiler gözden geçirilmiş, dostluklar tazelenmiştir.
Bu tür ziyaretlerde ABD açısından temel hedef, Türkiye’nin Batı’ya bağımlı ve Batı çizgisinde hassaten Amerikan çıkarlarıyla çatışmadan yoluna devam edeceğinin garanti altına alınmasıdır. Türkiye açısından ise ABD gibi bir süper güçle arasının çok iyi olduğu imajını dünyaya ve kendi kamuoyuna vermek, bu arada müşterek çıkarları olabildiğince kendi tarafına yontmaya çalışmaktır. Bu gerçekçi zaviyeden bakıldığında her iki tarafın da son ziyaretten memnun ve tatmin olduğu söylenebilir.
Yüksek beklentilere gelince. Bunları kim nasıl çıkardı tam bilemiyorum. Fakat size kendi tahmini senaryomu söyleyeyim. Bizim devlet ricali güya ABD ile ‘pazarlık payı’nı yükseltmek için geziden önce hem Irak konusunda seslerini yükseltti hem de ABD’den ticari beklentilerin çok yüksek olduğu imajını verdi. Kalabalık bir işadamı heyeti ile buralara gelinmesi buna delil olarak kullanılacaktı.
Ancak geziden hemen önce bizimkiler birdenbire beklentileri düşürmeye başladı. Ecevit ‘ihtiyat’ mesajları verdi. Bu arada, Türk kafilesinin Washington’a geldiği gün bu tür ziyaretlerde şimdiye kadar rastlanmadık düzeyde bir Amerikalı yetkilinin, Milli Güvenlik Başdanışmanı’nın, Türk gazetecilere bir basın toplantısı düzenleyip ‘ticari ilişkileri artırmak zaman alacak’ ve ‘Irak’ı vurma kararını zaten almadık’ gibi beklentileri düşürücü mesajlar vermesi tesadüfe benzemiyordu. Anlaşılan Amerikalılar Türk tarafının kamuoyu yoluyla beklentileri artırmasından rahatsız olmuş, aynı yolla onlara cevap vermek istemişlerdi. Bizimkiler de ziyaretin hemen öncesinde nabzı düşürerek Beyaz Saray’ın rahatsızlığını gidermeye çalışmışlardı.
Fakat ne yazık ki iş işten geçti. Bunca şişirilmeseydi belki her iki ülkenin başarı hanesine yazılacak olan bir zirve, şimdi kamuoyunda ‘dağ fare doğurdu’ tepkisine yol açabilir. Çünkü bizim halk genelde ‘Hatice’ye değil, neticeye’ bakar...
20.01.2002
Yazarımızın E-Postası:
a.aslan@zaman.com.tr
|