Fiumicino’da Richard Reid olmak!
Görevliye biletimi verdim, pasaportumu istedi. Lacivert renkli pasaportumu uzattım. Uzun uzun inceledi, aradığını bulamadı. “Vizeyi mi arıyorsunuz?” diye sordum. “Evet.” dedi. Vize almadığımı, Belçika’da ikamet iznimin olduğunu söyledim. İkamet iznine de uzun uzun baktı. Tatmin olmadığını belli ederek, beni bir daha süzdü.
Bagajımı sordu. “Yok.” dedim, küçük evrak çantamı göstererek. Bu sefer telaşı iyice arttı. “Sizi biraz bekletebilir miyim?” deyip pasaportumu alıp uzaklaştı. Daha önce kimseyi bekletmediği için özel bir durum olduğu anlaşılıyor. Kuyruğun arkasındakiler de endişeleniyor. “Esmer tenli bu adamı neden bekletiyorlar?” diye muhtemelen içlerinden geçiriyorlar. “Esmer tenli adam şüpheli ise, ben bu uçağa binmem.” diye aralarında kesin konuşuyorlardır. Hafif paranoyak esintiler içimi kaplıyor. Şöyle dönüp bir kuyruğa bakıyorum, herkes merakla pasaportumu alıp hızla uzaklaşan görevlinin dönmesini bekliyor. Görevli geliyor, hâlâ bir şeyler arar gibi. Kendisine gazeteci olduğumu, isterse Belçika basın kartımı gösterebileceğimi söylüyorum. Biraz duraksayıp, pasaportumu veriyor ve “iyi yolculuklar” diliyor. Beni süzen kuyruktan uzaklaşıyorum.
Evet bu tipik bir Richard Reid muamelesi. Meşhur ayakkabılı bombacı. 22 Aralık’ta Paris’ten Miami’ye giden Amerikan Havayolları’na ait uçağı ayakkabısındaki bomba ile havaya uçurmak isteyen “esmer tenli” İngiliz. Reid, 63 no’lu uçuşa bagajsız bindiği günden beri bavulsuz olmak artık şüpheleri üzerinize çekmeye yetiyor. Bir de “esmer tenli” iseniz ve hele hele Müslüman’sanız ya da bir İslam ülkesi pasaportu taşıyorsanız her an Batı havaalanlarında Reid muamelesi görebilirsiniz. Euro kullanılmaya başlanmadan önce Avrupa Birliği’nin bütünleşmeye doğru tam gaz gittiğinin en net görüldüğü mekanlar havaalanları idi. Hava limanları hâlâ bu kanaati pekiştiriyor, üstelik şimdi bir de ortak para birimi var.
Havaalanlarının rahat ortamı AB içinde seyahat eden İslam ülkeleri vatandaşları için de geçerliydi; ama 11 Eylül’den sonra başlayan kuşkucu süreç Reid’ten sonra iyice azmış durumda. Euro tedavüle çıkmadan önce, AB’ye üye 15 ülke arasında seyahat ettiğinizde, ülkeyi değiştirdiğinizi iki farklılıktan anlayabiliyordunuz. Birincisi hemen yerli para birimi bulmak zorunda kalıyordunuz, ikincisi de eğer kıtayı kuzeyden güneye ya da tersi yönde katetmiş iseniz, insanların saç ve ten renkleri ya açılıyor ya da koyulaşıyordu. Zira AB içinde pasaport kontrolü olmuyor. Bir istisnası Euro’yu da kabul etmeyen Britanya. AB’ye üye olmayan Norveç Schengen’i kabul etmesine rağmen, güçlü azalardan Britanya Schengen’e hâlâ direniyor. İsmini Lüksemburg’un Almanya ile Fransa sınırındaki köyünden alan Schengen vizesini bir kez aldınız mı Avrupa’nın 15 ülkesine rahatlıkla girip çıkabiliyorsunuz. İki AB üyesi ülke arasında seyahat ediyorsanız (ya da AB ile Norveç) hiçbir pasaport kontrolü olmuyor.
Mesela Brüksel’den sabah çıktınız, 2 saat sonra Roma’dasınız. Fiumicino’ya iner inmez gidip kahvaltınızı yapıyorsunuz. Kimse pasaport sormuyor, havaalanının öyle bir bölümü yok, artık para değiştirme sıralarına da girmeniz gerekmiyor. Hatta etrafınızdaki insanlar içinde çok fazla “..çento” sesli kelimeler kullanmasalar kendinizi bir anda Türkiye’de sanabilirsiniz. Ne de olsa İtalyanlar tendaşlarımız, onlar da yüksek sesle konuşuyorlar.
İşte bu kolay ortamı pasaportunuz bozuyor 11 Eylül’den sonra. Yıllardır AB topraklarında yaşıyor olsanız bile, teniniz, kaşınız, pasaportunuz artık bir sürü mantıksız soruyu bir anda meşrulaştırıyor. Tepkilerin normalleşmesi biraz vakit alacak.
20.01.2002
Yazarımızın E-Postası:
s.gultasli@zaman.com.tr
|