ABD açısından Irak zorlukları
Amerikan yönetimi, Saddam’ın devrilmesi konusundaki kararlılığını her vesileyle sergiliyor. Gerçi yönetim, Saddam’ı devirme amaçlı bir karar alma noktasından henüz uzakta ve Washington’u ziyaret eden Başbakan Ecevit ve beraberindekiler de aynı kanaatle geri dönmüş durumdalar; ancak bu, yönetimin Saddam’a takmış olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
CIA eski başkanlarından James Woolsey’nin Türk televizyonlarından biriyle yapmış olduğu mülakatta söylediği önemli bir cümle vardı: ‘’Dışişleri Bakanlığı (State Department) içerisindeki bazı görevliler arasında da Saddam’a yönelik bir askeri harekat fikrine sıcak bakmayanlar var; fakat sonuçta kararı bu bürokratlar değil, başkanın bizzat kendisi alacak. Yani bu bürokratlar Saddam’a karşı bir askeri harekata girişmenin neden doğru olmadığını kendi açılarından izah eden bir siyasi atmosfer oluşmasına katkıda bulunabilirler. Nitekim, şu anda bunu yapıyorlar da, tıpkı bunun aksini savunan bürokratların yaptığı gibi...’’
Yönetim dışındaki çevreler ise basın yoluyla Irak tartışmalarını sürdürüyorlar. Henry Kissenger de bu tür tartışmaların gediklilerinden ve yönetime çok yakın birisi. Rishard Perle gibi bir ayağı yönetimin içerisinde bulunanlar da bir an önce harekete geçilmesi gerektiğini söylüyorlar. Amerikan kamuoyunda terör ve Saddam karşıtlığı gibi duygular o kadar yüksek seviyelerde seyrediyor ki, Saddam’a karşı askeri bir harekatın doğru olmadığını düşünenler ya çok aykırı çevreler içerisinden geliyor ve dolayısıyla ciddiye alınmıyor ya da fazlaca ses çıkaramıyorlar. Kısacası, toplum, yönetim ve kamuoyundaki kanaat önderleri açısından bu konuda tam bir mutabakat var gibi...
Ancak, böyle olması işi kolaylaştırmıyor. Örneğin, karar alma mekanizmaları açısından, ‘hemen harekete geçmek’ ve/veya ‘biraz daha beklemek ve şartları olgunlaştırmak’ gibi seçenekler Başkan’a sunulmaya devam ediliyor. Bu seçenekleri sunanların hepsi de prensip itibarıyla Saddam’a karşı. Diyelim ki, birkaç ay içerisinde Başkan harekete geçilmesi yönünde karar aldı ve kabinesine talimat verdi. Bu; hava, kara ve deniz birliklerinin hemen harekete geçmesi anlamına gelmeyecek. Hazırlıklara başlanılması demek olacaktır. O noktada belki de en hazırlıklı olan taraf askerler olacak; çünkü onların elinde zaten birden fazla ve değişik alternatifler içeren harekat planları muhtemelen vardır.
İşin siyasi ve uluslararası cephesi daha karmaşık. Örneğin, Rusya, Çin, Fransa gibi böyle bir operasyona karşı çıkan ülkelerin ikna edilmesi, BM Güvenlik Konseyi’nden harekatı meşru kılan bir kararın çıkarılması ve/veya daha önceki kararların bu yönde yorumlanması gerekecek. Bu da Saddam’ın silah denetçilerini Irak’a sokmaması üzerine kurgulanabilir. Saddam’ın buna itiraz edeceği varsayımına dayandırılır ve sonra da Saddam’a ‘bunların denetim yapmasına izin vermedi’ denilerek harekata başlanır. Ve hatta Rusya, Fransa ve Çin gibi ülkelerin böyle bir karara ‘evet’ demeleri de bu sayede elde edilebilir.
Ancak, giderek ustalaşan Saddam, krizin tırmandığı bir noktada denetçilerin Irak’a girmesini kabul ettiğini söylerse ne olacak? Böyle bir durumda Rusya, Çin ve Fransa gibi ülkelerin desteğini almak zorlaşacağı gibi, bölge ülkelerinin muhalefetini aşmak da kolay olmayacaktır. Mesela Türkiye kuzeyde bir Kürt oluşumundan ne derece rahatsız ise, Suudiler de güneyde bir Şii oluşumundan aynı derecede rahatsızlar. İran, Suriye ve diğer Arap ülkeleri (sadece Kuveyt hariç) bu işe karşı çıkıyorlar. Saddam’ın bu manevraları karşısında Başkan’ın şansı azalabilir ve her defasında mesele yaklaşık bir yıllığına ertelenmek zorunda kalınabilir. Sonuçta da bu iş seçilirse Başkan’ın ikinci dönemine kalabilir, eğer Başkan tek başına ve meşruiyet arayışlarını fazlaca dikkate almadan da bir harekat yapılmasını istemezse... O zaman da çok farklı bir uluslararası ilişkiler dünyasına adım atmış oluruz...
21.01.2002
Yazarımızın E-Postası:
h.unal@zaman.com.tr
|