Hacı adaylarımıza...
Bu heyecan, Ramazan Bayramı’ndan sonra yavaş yavaş ruhu sarmaya başlar. Kurban’a bir ay kalınca da doruk noktasına varır. Çünkü bugünlerde hacı adayları yol hazırlığını iyiden iyiye ilerletmiş, hatta hareket tarihini de tespit etmişlerdir... Her şeyin kendine göre zevki vardır elbette. Ama hac hazırlığının zevki bir başkadır. Geçtiğimiz sene rengi kaçmış, mecali bitmiş bir tanıdığım nefes nefese helallik dilemişti.
– Hocam hacca gidiyorum. Bilmem bu nefes darlığıyla tamamlayabilecek miyim? Şayet dönemezsem (ki öyle sanıyorum) hakkını helal et!.. diyerek ayrılmış, beni de bir hayli merak içinde bırakmıştı. Hac dönüşünde o rengi kaçmış, mecali bitmiş dostumu gençleşmiş hatta dinçleşmiş halde gördüm. Çevik adımlarla yürüyor, canlı ve heyecanlı halde konuşuyordu:
– Hocam, Rabb’ime şükürler olsun nefes alamayan, geri dönmeye ümidi bulunmayan biri olarak gittim, gördüğünüz gibi bütün rahatsızlıklarımı Arafat’taki kumlara gömmüş olarak döndüm. Rabb’im bende mevcut olan rahatsızlıkların tümünü de aldı, genç ve dinç olarak beni iade etti.
Evet, bazılarında hac ibadeti böyle tecelli ediyor. Sadece günahlarından değil aynı zamanda dertlerinden de kurtulmuş halde geri dönüyorlar. Bana da bir kalp rahatsızı mühendisi emanet etmişlerdi. “Şu ilaçlar şu haline, şunlar da şu durumuna göre kullanılır. Lütfen rahatsızlığın çeşidine göre sen bu ilaçları bu arkadaşına içir. Yoksa düşüp kalır...” diye de ricada bulunmuşlardı. Gel gör ki hac yolculuğu boyunca ilaçlardan tekini dahi kullanma ihtiyacı duymadı. En sağlam ve dertsiz kimselerle birlikte hac yaptı, o da genç ve dinç olarak döndü.
Büyükler derler ki:
– Hacca gidişinle gelişin arasında fark olsun.
Sıhhat açısından çoklarında farklar görülüyor; ama ruh terbiyesi, nefis temizlenmesi açısından ise biraz düşünmek gerekir. Herkes kendini kontrol etmeli, ne kadar olgunlaşıp makulleştiğini iyi düşünmelidir. Aynı kızgınlık, aynı kibir, aynı kendini beğenmişlik, aynı cimrilik ve sertlik.. devam ediyorsa durum pek farklı değil demektir. Öyle ise tefekkür ve iç muhasebeye ihtiyaç kesin.
Hacıların ilk şanssızlığı, iyi bir arkadaşa sahip olamayışlarında.
Mukaddes toprağa ayak bastığı ilk günde çarşı pazar durmadan gezmeye başlayan, neler alıp neleri götüreceğini düşünen hacı adayı iyi bir arkadaş değildir. Hatta aldıklarını yakınlarının yanında gösterip onları da tahrik eden de iyi bir hacı adayı olamaz. Çarşı pazar olayı; ibadetlerin tümünün de bitirilip dönmek üzere olunacağı gün... Kaldı ki çarşı pazar ne demek? Memleketimizde bulunmayan yok ki orada bulup da aldığını zannedesin. Orada ne varsa ülkemizde daha iyisi, daha çeşitlisi vardır. Olsa olsa fiyatlar fark eder. Bu kadar basit hesabın içinde de boğulmamak gerek. Bir başka konu: Hacı adayı yolculuk boyunca kimsenin ayıp ve kusuruyla meşgul olmamalı, hep kendi kusur ve hatalarını düşünüp onları gidermeye çalışmalıdır. Şayet kendinde kusur ve hata bulamıyorsa o başka bir şey. Kusur ve hata olarak bu anlayışı da yeter kendisine. Yolculuğun çok rahatlığından dolayı sevinmemeli, belki Allah için az sıkıntılı çekmiş oluşundan dolayı üzülmelidir. Rahmetli hocam Selahaddin Efendi, şeytan taşlarken karşı taraftan gelen bir taşın alnına yara yapacak derecede çarptığını hatırladıkça sevinir, eliyle gösterdiği yara yeri için, “Rabb’imin indinde bunu şefaatçi olarak göstereceğim.” derdi. Anlaşılan, hacda sıkıntı tercih edilmez; ama maruz kalınırsa müşteki de olunmaz. Sevaba vesile bilinerek huzur da duyulabilir. Şartlarına uyularak yapılan haccın sahibini anasından doğduğu gibi günahsız hale getireceği, hadislerin sarahatinden anlaşılmaktadır. Dileğimiz, böylesine bir haccın yapılabilmesidir.
22.01.2002
Yazarımızın E-Postası:
a.sahin@zaman.com.tr
|