Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Strateji Tüketici Masası

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
 Okur Hattı
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

ETYEN MAHÇUPYAN



Basiretsizlik tırmanırken

Öcalan’ın yakalanması ve PKK’nın da askeri yenilgisiyle birlikte Türkiye’de resmi çevrelerden topluma doğru yayılan bir iyimserlik doğmuştu. Herhalde insanlarımızın çoğu Kürt meselesini gerçekten de terörist bir grubun devlet karşıtı eyleminden ibaret sanıyorlar. Şunu aklımıza yazmamızda yarar var: Belki 20 yıl önce böyle bir değerlendirme yapılabilirdi; o zaman da tarihsel açıdan doğru olmazdı ama hiç olmazsa siyasi açıdan savunulabilir bir tez olarak gözükebilirdi. Ne var ki bu 20 yıl içindeki devlet politikası şiddetin ardındaki toplumsal talepleri gözardı ettiği, ve şiddeti ancak daha büyük bir şiddetle yenebileceğini sandığı için; çok geniş bir toplumsal kesimi kimliksel siyasetin perspektifine hapsetti.

Bugün Kürtlerin belki de çoğu PKK’dan hazzetmiyor, ama onları PKK aleyhine konuşturmak sohbet toplantılarında bile psikolojik duraksamalara neden oluyor. Çünkü PKK’nın varlığı ister istemez Kürtlerin sosyal ve kültürel taleplerinin gündeme gelmesine neden olmuştu; devletin yanlış yaklaşımı ise bu taleplerin içselleşmesine yol açtı. Şimdi artık bu talepler var! Bunları yok sayarak yok etmek de mümkün değil. PKK’nın bu talepler üzerinden Kürt kesimini manipüle etmek istediği doğru bir tespit. Devlet yetkilileri bunu sürekli vurguluyorlar. Ancak bir türlü anlamadıkları olay şu: Eğer söz konusu manipülasyona dayanarak bizatihi taleplere sahte ya da ‘ideolojik’ muamelesi yapılırsa, PKK zaman içinde yeniden temsil gücüne kavuşur ve devletin muhatabı haline gelir. Devletin toplumu muhatap olmaktan çıkaran bir biçimde her şeyi ‘ideolojik’ gördüğü bir denklemde, karşımıza da doğal olarak ‘ideolojik’ temsil yeteneği olan muhataplar çıkar.

Çare devletin PKK’yı özneleştiren, ona gerçek gücünden daha geniş bir etki alanı yaratan basiretsiz politikasından uzaklaşmasıdır. Kürt kesiminden doğan her talebin ardında PKK’yı görmek, onu hem yurt içinde hem de yurt dışında güçlendirmektedir. Bu zaten PKK’nın istediği şey. Devlet ise son davranışlarıyla PKK’nın ekmeğine yağ sürmekte. Düşünün ki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı bölücülüğün odağı olduğu gerekçesiyle HADEP’in temelli kapatılmasını istiyor. Peki ya delil? Delil yok. Bu partinin üyelerinin mahkûmiyetleri kesinleşmiş değil; yani bırakalım partiyi, bazı üyelerin bile bölücülük niyeti ile davranmış oldukları konusunda yargı kararı yok. Birçok kişi HADEP içinde Türkiye’nin bölünmesini isteyenlerin olduğunu düşünebilir ve belki de haklıdırlar. Ancak eğer hukuk diye bir şey varsa, bu partinin bölücü amaçla siyaset yaptığının kanıtlanması gerekir. Aksi halde ne olur? Eğer Başsavcı’nın önerisi üzerine HADEP’i kapatırsanız, geriye ne kalır? Evet bildiniz! PKK kalır!

Dolayısıyla hukukun çizdiği çerçeve içinde HADEP’e sorgulayıcı bir bakışın sürdürülmesi doğaldır. Ancak hukuku hafifseyen bir yaklaşımla parti kapatmanın bir tek açıklaması olabilir: Devlet HADEP’i siyaseten kapatmak istemektedir. İyi de niçin? PKK tek muhatap kalınca bütün Kürt taleplerini PKK’ya havale edip mahkûm etmek için mi? Ne var ki tarihin verdiği ders farklı bir sonuca işaret ediyor. Böyle bir ‘taktiğin’ en muhtemel sonucu geniş toplumsal kesimlerin yeniden şiddete dönük bir aidiyet yaratmasıdır. Bugün toplum tüm kesimleriyle devletten basiret bekliyor... Çünkü bölücülük sadece şiddet yoluyla olmaz, basiretsizlik de böler.

24.01.2002

Yazarımızın E-Postası: e.mahcupyan@zaman.com.tr


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Önceki Yazıları

> (21.01.2002) - Açık Radyo kapalı beyinlere karşı

> (20.01.2002) - Hazır olun... Eğitileceksiniz

> (17.01.2002) - Askeri think-tank olur mu?

> (14.01.2002) - Bölünme korkusu

> (13.01.2002) - Kürtçe eğitim isteyenler

> (10.01.2002) - Milliyetçiliğin anatomisi

> (07.01.2002) - Kalıtımsal refleksler

> (06.01.2002) - Taşeron tetikçilik ve kamuflaj

> (03.01.2002) - Taşeron tetikçiler: Gene Emin Çölaşan





24 Ocak 2002
Zaman'da Bugün

Yazarlar

Bütün yazılar


Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

Copyright© 1995-2001 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.