Söylemek zorundayım...
Amerika’nın hem Kandahar hem de Küba’daki üssü Guantanamo’da hapiste tuttuğu Taliban ve Kaide mensupları konusunda iki problem var: İnsani ve hukuki...
İnsani problem tutukluların Kandahar ve Guantanamo’daki tutukluluk şartları ve tutukluların Kandahar’dan Guantanamo’ya nakilleri sırasında uygulanan güvenlik tedbirlerinden doğmuş bulunuyor.
Kaide ve Taliban mensuplarının Guantanamo’ya nasıl götürüldükleri ve burada hangi şartlarda tutulduklarını az–çok biliyoruz. Yaklaşık on bin kilometrelik nakil sırasında elleri ve ayakları zincirli, ağızları ameliyat maskesiyle kapalı, başları torbaya sokulmuş, gözleri üstü bantlı kayak maskesi takılı, bazıları uyuşturulmuş, sakalları zorla tıraş edilmiş, turuncu tulumlar giydirilmiş halde tutulan, Guantanamo’ya getirildikten sonra da 2x2,5 metrekarelik, tavanı eternit, tabanı beton, yanları örgü telle çevrili, gece kuvvetli projektörlerle sürekli aydınlatılan hücre kafeslerde barındırılan bugün sayıları 158 olan ve ileride iki bine çıkacak olan, hangi milletten oldukları, kimlikleri, suçları bilinmeyen, hukuki statüleri de tartışma konusu olan kimselerin tutukluluk şartlarına insani demek mümkün değil tabii; Amerika ne derse desin ben de burada bu şartları insani olarak kabul etmediğimi söylüyorum açıkça...
Hukuki probleme gelince; Amerikalı çeşitli yetkililer tutuklu bu kimselerin hukuki statülerini ya savaş alanında tutuklanan kimseler (illegal detainees) ya da kanundışı savaşçılar (illegal combatants) olarak tanımlıyor ve bunların savaş esiri (POW) olarak tanımlanmasına ve tanınmasına şiddetle karşı çıkıyorlar.
Karşı çıkmalarındaki sebep de elbette bu kimselere milletlerarası savaş hukukunu düzenleyen Cenevre Antlaşması (ya da Konvansiyonu)’nun savaş esiri hükmünü tanımamak, uygulatmamak. Çünkü bu kimselere savaş esiri statüsü tanındığında bu kimseler bugün Amerika’nın onlara kerhen tanıdığı haklardan çok daha fazlasına hukuken sahip olacaklar ve Amerika’nın onlara uygulamayı planladığı muamaleyi reddedebilecekler. Mesela, bu kimseler savaş esiri olarak tanındıklarında Amerikalı yetkililere sadece kimliklerini, rütbelerini bildirecekler ve bundan başka hiçbir bilgiyi vermeyebilecekler; kısacası Amerika bu kimselere düşündüğü sorgulamayı yapamayacak hukuken. Bu da Amerika’nın en başta açıkladığı bunları sorgulayıp hem kendi hem de teşkilatları hakkında daha fazla bilgi edinmeyi engelleyecek. İkincisi, savaş esirleri olarak tanındıklarında belli safhalardan sonra özellikle de savaşın bitiminde bu kimseler ait oldukları yerlere iade edilecekler. Kısacası, Amerika bu kimseleri ilanihaye tutuklu olarak muhafaza edemeyecek.
Esasen Amerika’nın kullandığı kanundışı savaşçı ya da savaş alanında tutuklananlar etiketleri de herhangi bir hukuki kategoriyi temsil etmiyor. Milletlerarası Kızılhaç Komitesi mesela bu etiketlerin herhangi bir hukuki anlamı olmadığını açıkça söylüyor. Başkaları da hemen hemen aynı kanaati paylaşıyor.
Amerika, tutuklu Taliban ve Kaide mensuplarını ‘kanundışı savaşçılar’ statüsüne sokarak bunların milletlerarası kanunlardan faydalanmalarını engellemeyi düşünüyor tabii; zaten bunları ‘kanundışı’ ilan etmekle söz konusu kanunların bunlara uygulanmasını ta başta durdurmuş oluyor mantıken.
Eğer bunları savaş esiri olarak kabul etseydi, tutuklu Kaide ve Taliban mensupları için Amerikan sivil mahkemelerinin kapılarını da açmış olacak, bunlara haklarında verilebilecek kararlara temyiz hakkını da tanımış olacaktı. Çünkü Cenevre Antlaşması hükümleri tutuklu savaş esirlerine tutuklu Amerikan askerlerine tanınan hakların tanınmasını hükme bağlıyor mesela.
Tutuklu Taliban ve Kaide mensupları ile ilgili insani ve hukuki problem bugün benim gördüğüm, anladığım kadarıyla anlattığım gibi. İnsani problem ile ilgili olarak fazla bir şüphem yok; ama hukuki olarak durumun o kadar da net olmadığının da farkındayım ve klasik milletlerarası savaş hukuku ve Cenevre Antlaşması’nın Kaide ve Taliban tutuklularının statü ve durumlarına tam anlamıyla cevap vermediğini de iyi biliyorum.
11 Eylül’ün burada çok anlattığım sonuçlarından birisi de milletlerarası savaş hukuku alanında kendisini gösterdi. Bunu da belirtmiş olayım ve Kaide ve Taliban tutuklularının ne insani ne de hukuki durumlarından memnun olduğumu söyleyeyim. Kim ne derse desin, ben bunu söylemek zorundayım. Bu yazıyla söyledim de...
24.01.2002
Yazarımızın E-Postası:
f.ertan@zaman.com.tr
|