ABD ile stratejik ortaklık ve Irak meselesi
Ecevit’in son Washington gezisi münasebetiyle, ABD ile şimdiye kadar ‘müttefik’ veya ‘sıkı dost’ olarak yürüttüğümüz ilişkilerin, bundan sonra bir veya birkaç gömlek yükselerek ‘stratejik ortak’ seviyesine çıkacağı yönünde spekülasyonlar yapılıyor. Mübalağa tarafı bir yana bırakılacak olursa, oldukça başarılı geçtiğine şüphe olmayan Ecevit’in Amerika gezisinden sonra da devam eden bu stratejik ortak kavramına bir göz atmakta yarar olacak.
Stratejik ortak kavramından anlaşılan ABD’nin bugüne kadar İngiltere ve İsrail ile yürüttüğü ortaklığı anlamak gerekiyor; çünkü Türkiye’nin beklentilerinin izahı vesilesiyle ortaya konulan tabloya en uygun emsal Washington’ın bu ülkelerle yürüttüğü ilişkilerde yaşanıyor. Bu iki ülke ile yürütülen ilişkilerde birkaç husus göze çarpıyor. Birincisi, ABD, bu ülkelerle yüksek teknoloji paylaşımında fazla bir sorun yaşamıyor. Gerek silah gerekse başka alanlarda yüksek teknoloji ürünü hemen her şeyi bu iki ülkeyle paylaşıyor.
Bu iki ülke ile özel ticaret rejimleri de var ABD’nin. Ayrıca başka ülkelere karşı izlenecek siyaset ve/veya başka ülkelere ve bölgelere karşı yapılacak askerî harekat, uygulanacak ambargo vs. gibi politikaların belirlenmesinde bu ülkelerle birlikte hareket ediliyor. Ancak bundan, her ülkeye yönelik siyasetin belirlenmesinde veya her bölgeyle ilgili değerlendirmelerin tamamlanmasında mutlaka bu iki ülkeyle birlikte hareket ediliyor anlamını da çıkarmamak gerekiyor. Mesela İsrail daha çok bir stratejik ama bölgesel ortak görüntüsü verirken, BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi olan İngiltere orta büyüklükteki bir dünya devleti rolüyle Amerika’nın global hesap ve planlarında yer alıyor. Bu iki ülke bu ilişkiden epeyce çıkar temin etmekle birlikte, bu stratejik ortaklığın külfetini de çekiyor. Örneğin, İngiltere, Amerika ile birlikte hareket etmesinden ve ABD ile geliştirdiği özel ilişkilerinden dolayı başta AB içerisinde olmak üzere, dünyanın pek çok bölgesinde prestij elde ederken, ABD’ye düşman olan çevrelerin de düşmanlığını kazanıyor.
Türkiye, ABD ile olan ilişkilerini stratejik ortak seviyesine yükseltmek isterken, galiba hem İngiltere hem de İsrail modelinden belli unsurların kendi ilişkilerine taşınmasını istiyor olsa gerek. Örneğin yüksek teknoloji transferi bunlardan biri. ABD’nin hem İsrail hem de Uzak Doğu ülkeleri ile geliştirdiği ekonomik münasebetleri andıran talepleri ise bir başkası. Buna karşılık ABD’ye verebilecekleri ise geniş bir coğrafyada işbirliği imkanları. Bu işbirliği Bakü–Ceyhan projesi tarzı stratejik ekonomik ilişkilerden, Irak ve Saddam konularına kadar geniş bir yelpazeye yayılıyor.
Stratejik ortaklığın olmazsa olmaz şartlarından birisi de açık oynamak. Açık oynamanın ön koşulu ise bir konuda siyaset belirlerken, stratejik ortakla birlikte konuyu ele almak. Örneğin ABD’nin Irak konusunda ne yapacağının ve nasıl yapacağının böyle bir stratejik ortak kavramına uygun olarak planlanıp planlanmayacağı ve/veya uygulanıp uygulanmayacağı çok önemli. 11 Eylül’den bu yana daha önce ABD’de faaliyet gösteren Türkiye düşmanı lobileri bahane ederek, Türkiye’ye verilmeyen bazı silah sistemlerinin şimdi verilmesi stratejik ortaklığa giden yolun başlangıcı mı yoksa sadece konjonktürel bir gelişme mi? Türkiye başbakanına gösterilen dostluk Irak meselesinde işe yarayacağına şüphe olmayan bir müttefikin pohpohlanması mı yoksa yapısal bir siyaset değişikliğinin tezahürleri mi? Bunları zaman gösterecek.
Ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi için kurulan komisyon bir parmak bal mı? Kıbrıs konusunda gereksiz ve anlamsız yere Denktaş’a baskı yapılması siyasetini sürdürecek mi? Bunların sonuçlarının yakın zamanda alınması çok önemli.… O zaman ilişkilerde yaşanan olumlu havanın konjonktürel olup olmadığını göreceğiz.
25.01.2002
Yazarımızın E-Postası:
h.unal@zaman.com.tr
|