İyi ki çiçek açtın badem ağacım
‘Bademler çiçek açtı’ (Gazete haberi)
Bencileyin pek de tez canlısındır badem ağaçcığım. Kış ortasında güneşin yüzünü gördün mü, dayanamaz, ağartıverirsin çiçeklerini.
İşte çiçek açtın badem ağacım...
Ne cesursun, iyi ki çiçek açtın badem ağacım!
Gönlü yüce çiçek ağacım; hesapsız, kitapsız, pazarlıksız!.. Gören olmuş olmamış, anlayan olmuş, olmamış... Aldırmazsın, aşka gelirsin hemencecik. Yüreciğin pır pır etmeye görsün, köpürtürsün çiçeklerini, savurursun türkünü. Deyiverirsin ne varsa içinde. Aşksa aşk, sevdaysa sevda, tasaysa tasa... Tasa mı dedim? Ne işin olur senin gamla kederle! Varsa yoksa aşk, varsa yoksa umut... İşin gücün umuttur senin. Geldi, gelmedi bahar; kar yağdı, don vurdu savruldu, kurudu çiçeklerin... Ne gam, sen söyledin ya türkünü, içimizi ışıttın ya, uyardın karakış uykusundan bizi. Çekilirsin yalnızlığının dağlarına, beklersin. Bildiğin budur senin, çağırmak baharı. Gam da keder de bize mahsus, biz insanlara.
İyi ki erken çiçek açtın, sabırsız badem ağacım!
Yoo! Sana öğütler verecek değilim. Aman niye sabırsızlandın, çiçek açtın; ayaz vurup kavrulacaksın! Sen çiçek açmazsan, sen meydan okumazsan karakışa, kim düşleyebilir ucu görünmez güneşli günleri? Aydınlıktan kim söz açabilir, senin beyaz umut çiçeklerin olmasa? Bir dal vakitsiz çiçeğin, ışıklı türkülerin yeter, hatırlatmaya baharı.
Sen de olmasan badem ağacım, bitmez bu iç karası, yeşermez bu mavi gökler özlemi...
Beyaz dilli çiçek ağacım. Savrulur kelimelerdir çiçeklerin senin. Bin dilli sevdadır, konuşursun. Rüzgâr eser dağılır kelimelerin. Sondan başa, bir insan öyküsü anlatırsın; kim anlar bilinmez. Seni donanmış görüp pürçiçek, bir taze gelin düşlerler. Oysa bir pîr–i fâninin yüzüdür resmettiğin. Eser rüzgâr, patlar yeşil yaprakların, göğerir meyvelerin. Taze bir genç kız kesilirsin işte o zaman. Şakıyıp kikirdersin, hayat ağacım! Karbeyaz çiçeklerin gözyaşıdır, meyvelerin can kesen yeşil gözler... Nicedir derlerse bu tersinden öykü, söylersin sırrını: Adım bahardır benim, baharın kendisiyim. Her yaprağım lisan–ı hal olup söyler: ‘Pîrânı cüvân ider bahâr eyyâmı.’ Hem bahardır adın, hem çağırırsın baharı. Genç edersin ihtiyarı. Umut üfler, sevda salar, can yürütürsün. Taze bahar ağacım!
Şimdi bildim nedendir, yurdun çokçası mezarlıklardır senin. Dirilerden önce ölülere muştularsın baharın gelişini. Hayatı tefsir eder durursun kabirlerin başucunda. Ölmüşlerin düşleri olur her bir çiçeğin, dünyadan açık gitmiş gözleri olur. Gece gündüz seslendirirsin onların dünya özlemini. Ölüler, senin çiçeklerinle söyler türkülerini ve sen dillendirirsin onların yarım kalmış sevdalarını. Muhtemel ki her erken baharda, bir beyaz serinliktir ağar üstüne kabirlerin. Ve çiçeklerin köpürdükçe senin, kesilir bütün azapları, güler yüzleri ölülerin...
Ne güzel dilektir!
Bir gün ölünce, bir badem ağacının altına gömsünler beni... Kaldırıp başımı her bahar gününde, göreyim köpük köpük çiçeklerini. Bileyim bahar gelmiş, umut dolmuş insanlar. Çocuklar cıvıl cıvıl. Kuş sürüleri geçiyor kabrimin üstünden çığlık çığlığa. Bileyim dünya apaydınlık, güneş ısıtıyor; gökyüzü duruyor yerli yerinde! Bileyim, benim de türkümü söyleyen biri var...
Ne güzel çiçek açtın badem ağacım!
İyi ki çiçek açtın badem ağacım!
Karakışmış, ayazmış... Rüzgâr vurur, kuruturmuş... Aldırma!...
26.01.2002
Yazarımızın E-Postası:
a.colak@zaman.com.tr
|