Ayıtmatov’la bir gün
Dostum Sayın Ali Bayram’ın telefon ederek, “Yarın Cengiz Ayıtmatov’la beraber olacağız, seni de aramızda görmek istiyoruz.” demesi benim için umulmaz bir lütuftu. Birkaç saatimizi paylaşacağımız insan dünyanın yaşayan en büyük romancısıydı. Ertesi gün buluşup, kaldığı otele gidince, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Sayın Harun Tokak ve önde gelen sanatçılarımızdan Bulut Aras Bey de oradaydılar. Beraberce Beylikdüzü’ndeki Fatih Koleji’ne hareket ettik. Aynı arabada giderken hem sohbet ediyor, hem de “Keşke ‘Beyaz Gemi’ romanını yanıma alıp, imzalatsaydım.” diye zihnimden geçiriyordum. Ayıtmatov’un birbirinden güzel pek çok eseri var; ama “Beyaz Gemi’nin bendeki yeri farklıdır; çünkü ben onunla Ayıtmatov’u tanımıştım. Yıllarca önce Goethe Enstitüsü’nün üçüncü kursunu bitirince, Almancamı geliştirmek amacıyla roman okumak istemiştim. Girdiğim kitapçıda sevdiğim ünlü yazarların adlarını ararken gözüme “Cengiz Ayıtmatov” adı ilişti. Hiç duymamıştım; fakat gurbette “Cengiz” adı benim için çok şey ifade ediyordu. Kitabı satın aldım. Lirik, insanî duygularla, milli hassasiyetle örülmüş eseriyle büyük yazarı tanıdım.
Fatih Koleji’nde güler yüzlü yöneticiler, öğretmenler bizleri karşıladılar. Milli Eğitim Bakanlığı’nın değerli müfettişleri de oradaymışlar. Onlarla tanışmak da bizim için ayrı onur oldu. İlk önce bizi öğle yemeğine aldılar; her bakımdan gıpta edilecek bir ortamda yemeklerimizi yedik. Sonra “da Yayıncılık” tarafından nefis bir şekilde, duru bir Türkçe ile basılmış “Beyaz Gemi” romanını bizlere dağıtmasınlar mı! Böylece o büyük yazardan arzu ettiğim kitabına imzasını almak imkanına kavuştum.
Öğle teneffüsünde okulda dolaştık; ne patırdı, ne de rahatsız edici bir çığlık vardı. Öğretmen ve öğrencilere tam bir ağırbaşlılık hakimdi; bir kültür, eğitim ve öğretim yuvasında bulunmanın hazzını derinden duyduk.
Konferans salonunda edebiyat şubesi öğrencileriyle Ayıtmatov sohbet etti; bizler de zevkle dinledik. Edebiyat bölümünü seçmekle, yönlerini belirlemiş gençlere altı çizilmesi gerekli cümlelerle hitap etti. Moda cereyan olan globalleşme ile millilik üzerinde durdu. Millilikle hümanizmin birbirinden ayrılmayacağını belirttikten sonra, kendi kültürümüze, tarihimize sahip çıkarsak, oralardan aldıklarımızla globalleşmeye katılırsak, hem kimliğimizi kaybetmiyeceğimizi, hem de insanlığı zenginleştireceğimizi vurguladı. Söylediklerinin önemi pırıl pırıl öğrencilerin gözlerinden okunuyordu. Öğrencilerin bilgileri, zekaları sorularından da belli oluyordu. Birisi “Yazar doğulur mu, yazar olunur mu?” diye sordu. Ayıtmatov, “Her ikisi de olabilir.” cevabını verdi. Söylediği doğruydu; nice yazarlar ilk kitaplarıyla yeteneksizliklerini ortaya koydukları halde, daha sonraları insanlığa dev eserler sunmamışlar mıydı? Ayıtmatov’un da belirttiği üzere bu şiirde biraz farklıydı; onda da çalışmak önemliydi; ama yetenek asıldı. Bir başka öğrenci en çok beğendiği yazarı sordu. Ayıtmatov, “Bunlar gençtir, ben de ünlü bir insanım” geçiştireyim demiyor, sorularını ciddiye alıyordu. Bu sorunun üzerinde epeyce düşündükten sonra şu cevabı verdi: “Yirmi yıl önce bu soruyu bana sorsaydınız, kolayca cevap verirdim. Fakat şimdi yazarların farklı yönlerini görüyor, tercih yapmakta güçlük çekiyorum.”
“Beyaz Gemi”yi ve diğer eserlerinin pek çoğunu Ayıtmatov, demir pençeli Sovyet Rusya’da yazdı. Gerçek bir sanatkâr ruha, sarsılmaz bir şahsiyete sahip olduğu için rejimin oyuncağı haline gelmedi; sanatın unsurlarından taviz vermedi. Yüz elli dile çevrilen eserleriyle milletimizi insanlık platformunda hakkıyla temsil eden Ayıtmatov’un daha nice eserlere imza atmasını dilerken, böyle güzel bir gün için Ali Bayram ve Harun Tokak beylere teşekkürlerimi sunuyorum. Yurt içinde ve yurt dışında çok okul gezdim; emsaline pek rastlamadığım Fatih Koleji gibi aydınlık bir öğrenim yuvasının kıyamete kadar milletimize hizmet vermesi elbette ki en büyük arzumdur.
26.01.2002
Yazarımızın E-Postası:
m.niyazi@zaman.com.tr
|