Postmodern muhtıra
İki hafta kadar önce Hürriyet gazetesi “devletin güvenlik birimlerinin PKK’ya 12 maddelik anlamlı bir muhtıra” verdiğini yazdı ve söz konusu maddeleri sıraladı. Devletin hangi biriminin verdiği ‘bilinmeyen’ bu muhtıranın tek tek her maddesinin bilinebilmesinin ise tek bir anlamı olabilirdi: Devlet bu bilgiyi bilerek sızdırmıştı. Dolayısıyla bir terör örgütünü muhatap almayacağını ilan etmiş olan devlet, böylece medya yoluyla bir iletişim kanalı açmış olmaktaydı. Herhalde şimdi PKK’nın etkili olduğu yayın organlarını takip ederek, muhtıranın yanıtını öğrenmemiz gerekiyor. Modern dünyada medya devlete yönelik eleştirel bir bakış taşırken; muhtıralar devlet organlarının kendi arasındaki ilişkide geçerli olurdu. Postmodern Türkiye’de ise muhtıralar devletten topluma yönelirken, medya devletin eleştirel bakışının taşıyıcılığını yapabiliyor.
Gene de ‘devletin güvenlik birimlerine’ ve Hürriyet’e teşekkür borçluyuz. Aksi halde ne olup bittiğini bile anlamamız olanaksız; çünkü devletin bilmemizi istemediği neredeyse hiçbir şeyi bilemez haldeyiz. Her neyse gelelim 12 maddelik muhtıranın kendisine: Maddelerin 6 tanesi Kürt ya da Kürdistan kelimesi ile ilgili. Devlet Kürdistan kelimesinin hiçbir yerde kesinlikle kullanılmamasını isterken; Kürt şehirleri, Kürt İşadamları Derneği, Kürt Dil Kurumu, Kürt Ansiklopedisi gibi tamlamaların da yapılmamasını, bunların ifade ettiği projelerin durdurulmasını talep ediyor. Diğer koşullar arasında Kürt Ulusal Kongresi’nin faaliyetine son verilmesi, İstiklal Marşı ve Atatürk aleyhtarlığı yapılmaması, Türkiye aleyhine faaliyet gösteren Ermeni ve Süryani gruplara destek verilmemesi ve örgütün silah bırakarak teslim olması var. Nihayet Güneydoğu’da vatandaşları Türk toplumundan koparma gayretlerine ve Kürtçe eğitimle ilgili dilekçe kampanyasına son verilmesi de diğer iki madde olarak zikrediliyor.
Her iletişim gayretinin hayırlı olmasından hareketle bu muhtıranın da olumlu bir adım olduğu söylenebilir. Nitekim söz konusu metni Hürriyet’e yorumlayan (tabii gene adını bilemediğimiz) bir uzman, ‘PKK’nın şartlara uyması halinde önemli açılımların sağlanabileceğini’ belirtmiş. Bunun anlamı devletin ‘değişmiş’ bir PKK’yı muhatap almaya hazır olduğu mu? Bunları kabul ettiğini söylerse PKK değişmiş olup güvenilir mi sayılacak? Asıl önemlisi bu muhtemel diyalog acaba HADEP’i nasıl etkileyecek? Muhtemelen devlet bakışı HADEP’i PKK’nın doğrudan bir uzantısı olarak algılıyor. Ne var ki en basit sosyolojik bilgiye sahip biri bile farklı iki kurumun hiçbir zaman bire bir örtüşemeyeceğini; ancak devletin PKK’ya muhtıra sunmaya başlaması halinde HADEP’in işlevindeki yıpranmanın onu silikleştirerek PKK’nın ‘uzantısı’ yapacağını bilir. Dolayısıyla bu muhtıra devletin ne yaptığını bilip bilmediği konusunda ister istemez kuşkular yaratacaktır; ve muhtemelen bizler de devletin ne yaptığını bilip bilmediğini ancak iş işten geçtikten sonra öğreneceğiz.
Son bir nokta da muhtıranın içeriği ile ilgili. Anlaşılan devlet siyasi havuç uzatarak toplumsal taleplerin engellenebileceği gibi bir hayale sahip. Kürtçe ile ilgili maddeler buna işaret ediyor; ama ne yazık ki bu gerçekçi bir beklenti değil. Hayalperest yönetimlerin gerçek meseleleri çözmekte zorlandıkları, hatta onları geleceğe taşıyarak azdırdıkları ise tarihin bize defalarca sunduğu bir muhtıra...
27.01.2002
Yazarımızın E-Postası:
e.mahcupyan@zaman.com.tr
|