Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Strateji Tüketici Masası

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
 Okur Hattı
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

KERİM BALCI



Altın Kapısı’nda atalar mirası hikâyelere devam

‘Kapı’ kelimesinin dilimizde kapatmakla kurduğu ilişki Semitik dillerde mevcut değil. Araplar ‘bâb’ diyorlar, İbraniler ‘Şa’ar’. Her ikisi de bölümlere ayırmak manasına gelen bir kökten türemiş. Bu sebeple şehir kapıları için kullanılan kelime aynı zamanda kitap bölümleri için de kullanılıyor. Bizim dil mantalitemizden bakıldığında Selahaddin Eyyûbî’den beri kapalı duran Altın Kapısı’nın ‘kapılığını’ sorgulamamıza gerek yok. Ancak, Arap ve İbrani mantalitesi olağanın dışına kaçan bu ‘kapalılığa’ olağan dışı hikayeler atfetmek zorunda hissetmiş kendini. Ezel ve ebed bilgisiyle zenginleştirilmiş Adem’den Mesih’e bütüncül bir tarih anlatımını varlıklar (var olmuşlar ve var olacaklar) âlemiyle olan ilgisinin temeline oturtan İslam ve Yahudi kültürleri ile beslenen bu hikayelerin en güzelleri yaratılışa ve nihayet kıyamete müteallik olanlarıdır.

Altın Kapısı’nın kapalı tutulması ile alakalı Yahudi folkloründe kapalılıktan memnun olanlar ve olmayanlar şeklinde iki yaklaşım ortaya çıkmıştır. Birinci yaklaşımı benimseyenlere göre İlahi Varlık, İsrailoğullarını ve Kudüs’ü bu kapıdan terk etmiş ve buradan geri gelecektir. 1641 yılında şehri gezen Karay Yahudisi Davudoğlu Süleyman’ın yazdığına göre Nihai Diriliş’te İsrailoğullarının gözleri açılmadan önce bu kapı açılamayacaktır. 1187 yılında yazan Yahudi gezgini Rabbi Petahya’nın kaydettiğine göre bir gün Hıristiyanlar bu kapıyı açmak istemişler; ancak bundan vazgeçene kadar şehir şiddetli bir şekilde sallanmıştır. Bu yaklaşımı benimseyenler Altın Kapısı’nı Eski Ahit’in Ezekyel Kitabı’nda bahsedilen Doğu Kapısı ile özdeşleştirirler: ‘Rab bu kapının kapatılmasını emretti. Bu kapıdan hiçbir insan geçmeyesidir. Çünkü Rab bu kapıdan girdi. Bu kapı Kutsalların Kutsalına bakar.’ Doğu Kapısı ile alakalı ahir zamanda Rabb’in bu kapıyı yeniden ve bir tek inciden yapacağı şeklinde anlatılar vardır. Bunları Cennet’in tek inciden yapılmış bir kapısı olduğu yönündeki İslam geleneğiyle birlikte okuyan kişi, satırların arasında Beytülmakdis–Aksa–Cennet eşleştirmelerine varır ve bin cübbesi olsa çıkarıp bu zamanlar üstü bütünselliğe hediye edesi gelir*.

Kapının kapalı tutulmasında İsrailoğullarının Mesih’inin dönmesine engel olmak isteyen bir İsmailoğlu (Araplar) komplosu gören ikinci yaklaşıma göre ise kapı açılmadığı müddetçe Mesih’in gelişinin önündeki engeller kalkmış olmayacaktır. Araplar aynı sebeple kapının doğu kısmını bir mezarlığa çevirmişlerdir. Mantığı Eski Ahit anlatısından alınan bu plana göre Mesih İlyas Peygamber önünde olduğu şekilde bu kapıdan geçecektir. İlyas Peygamber bir Kohen olduğundan ve Yahudi şeriatınca Kohenler mezarlıklardan geçemeyeceklerinden Araplar Altın Kapısı’nın Mesih’in ineceği Zeytindağı’nı seyreden yakasına sahabi mezarlarını kondurmak suretiyle şehri İsrailoğullarının Mesih’inin girişine kapalı tutmuşlardır. Kutsalla birlikte ona atfedilen hikayelerin de sıklıkla din değiştirdiği Kudüs’te Altın Kapısı’nın bu ‘anti–Mesih’ anlatısı Hıristiyanlarca da benimsenmiş, kapının Hz. İsa’nın yeniden gelişine engel olmak isteyen Hz. Ömer’ce kapatıldığı inanışı yayılmıştır.

Her cübbe çıkartacak hikayenin arkasında insanoğlu ‘peki ya hakikat?’ der. Hakikat, Altın Kapısı’nın daha Haçlılar döneminde Mesih’in geri geleceğine inanılan Palmiye Pazarı (İsa’nın birinci gelişinde ölümden dirildiği gün) haricinde yıl boyunca kapalı tutulduğudur. Bulundukları topraklarda yabancı olan Haçlılar şehrin korunması gereken kapı sayısını minimuma indirmek istemişlerdir. Aynı sebeple şehri Haçlılardan alan Selahaddin Eyyûbî de sadece Altın Kapısı’nı değil, şehir duvarı üzerinde direkt olarak Harem–i Şerif alanına açılan dört kapıyı daha duvarla ördürterek kapatmıştır. Savunma amacından başka hiçbir gaye gütmeyen bir kapatmanın bizlere, açık kalsaydı asla bu kültürü üretemeyecek olan Altın Kapısı’nı hediye edeceğini ne o, ne de aynı sebeple kapıyı kapalı tutan Memlük ve Osmanlı Türkleri bilemezlerdi.

Gelecek hafta, şehre Mimar Sinan’ın hediyesi olduğuna inanılan Şam Kapısı’na gidecek ‘kutsala giden seyahatimize’ oradan devam edeceğiz.

* Cübbe edebini geçen haftaki

yazımızı okuyanlar hatırlayacaklar.

27.01.2002

Yazarımızın E-Postası: k.balci@zaman.com.tr


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Önceki Yazıları

> (20.01.2002) - Altın Kapısı’nın cübbe çıkartan hikâyeleri

> (13.01.2002) - Açılmak için Mesih’i bekleyen kapı

> (06.01.2002) - Taşın etrafında taşlaşan kalpler





27 Ocak 2002
Zaman'da Bugün

Yazarlar

Bütün yazılar


Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

Copyright© 1995-2001 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.