Rüştü’nün düşündürdükleri
A.Gücü–F.Bahçe maçının ardından yaşanan ve televizyon ekranlarından da tüm ülkeye yayınlanan bir görüntü sanki ibret vesikasıydı. Hem düşündürücüydü, hem üzücü. F.Bahçe kalecisi Rüştü mağlubiyetin getirdiği öfke ile 19 Mayıs Stadyumu tünelindeki lambayı yumruklayarak kırıyordu. Sonrasında soyunma odasında da karşılıklı suçlamalar, ithamlar derken hadise başka bir boyutta devam ediyordu.
Bu arada son dakikada yaşanan bir saha içi gelişmesini de anmadan geçemeyeceğiz. Kazanılan direkt atışın birkaç saniye erken kullanılması için Rüştü kaleden yaklaşık olarak 60 metre uzaklığa depar atıyor ve topu alıp orada istifini bozmadan, fütursuzca bekleyen arkadaşlarından birisine veriyordu.
Şimdi gelin sakin kafayla bu olayları değerlendirelim: Öncelikle sporcular şunu bilmeli ki vurupkırmak ya da bağırıpçağırmak gibi metotlar pişmanlıktan ve kalp kırmaktan başka hiçbir işe yaramaz. Hele hele şu anda ülkenin en gözde futbolcularından birisine ekranların önünde lamba yumruklamak bir şey kazandırmadığı gibi kaybettirir de.
Soyunma odalarında ise normal şartlarda kimsenin kimseye bağırıp çağırma hakkı yoktur. Eğer ki bir takımda görevini yapmayanlar var ise bunun hesabını hocası sorar yöneticisi sorar. Sporcunun bireysel olarak sorumluluğu kendi performansıyla sınırlıdır. Tabii ki arkadaşına ikazlarda bulunabilir; ama hesap soramaz. Son dakikada kaleden koşup da topu alarak arkadaşlarına vermesi ise ilk bakışta sempatik görülse de, sonuçta arkadaşlarının ruhsuzlukla itham edilmesine yol açar ki, sonunda takımda zaten olmayan dayanışma ruhunun yeniden tesis edilebilmesi imkânsız bir hal alabilir.
Hiçbir kimse bir diğerinden daha akılsız değil. İş yapanla yapmayanı zaten herkes biliyor ve eninde sonunda herkes layığını buluyor. Ama az para alarak, ama az oynayarak, ama yuhlanarak, ama kulüpten uzaklaştırılarak. Hem bir zamanlar takım kaptanlığını kendi arzusuyla bırakan da Rüştü değil miydi? Dahası tüm ülkeyi üzünteye boğan amigo tacizine Rüştü muhatap olmamış mıydı? Ya şimdi aynı adamlar bu kez de takım arkadaşlarını formaya ihanetle suçlarlarsa ne olacak? Ya da kendini bilmezin biri çekip de silahıyla bir oyuncunun ayaklarına ateş etse neler olup bitecek?
Futbolcu arkadaşlar şunu unutmamalı; kendilerini kurtarırken başkalarını ateşe atmamalılar. Gereksiz öfkeyle ve yetersiz çalışmayla takımlarını sahada eksik bırakanlar zaten artık kimseyi kandıramıyor. Onlar eninde sonunda kendilerini ifşa edip bitiriyorlar. Ama iyi oynadığı için sığ limanda rahat rahat bekleyenler kendilerine çizilen sınırın dışına çıkmasalar iyi olur. Hem kendileri hem de takımlarının menfaatleri için.
Bu arada basketbolda çok güzel bir prensip vardır; “Müdafaa yapmasını bilmeyen takım başarılı olamaz.” diye. Birileri bu prensibi futbolda da uygulamaya başlasa iyi olur. Top ayaklarına yaklaşıyor diye senelerden beri müdafaa yapmamalarına ses çıkarılmayan bazı oyuncular için yolun sonuna gelindi. Bu saatten sonra müdafaa yapmayı öğrenemeyeceklerine göre defans yapmayı bilenler tercih edilse daha iyi olmaz mı?
29.01.2002
Yazarımızın E-Postası:
f.uraz@zaman.com.tr
|