312 ve 159
Bir düşünce ve düşüncenin ifade edilmesi niçin yasaklanır? Bunun kasıtlı olarak bir toplumda yaşayan sosyal grupları birbiri aleyhinde kışkırtmak, iç savaşa sebebiyet vermek veya kamu düzenini açık bir şeklide tehdit altına sokmanın dışında iki temel sebebi var: Bunlardan biri ifade edilen düşüncenin “etkileme gücü”nden korkulması, diğeri iktidar seçkinleri tarafından herkesçe kabul ettirilmesine çalışılan karar ve icraatların kendi içinde büyük zaaflarla malul olduğuna inanılması. Her ikisi birbiriyle ilgili olmakla beraber, yine de iki ayrı gerekçeye işaret etmektedirler.
Çoğu zaman farklı düşüncelerin ifade edilmesine karşı olanların, bir şeylerin arkasına gizlendikleri, eleştiri konusu olmaktan çekindikleri, eleştirildiklerinde bazı hukuk dışı icraatlarının, yolsuzluklarının açığa çıkmasından korktukları bilinir. Bunlar için tek çıkış yolu, kendi konumlarını koruyacak ayrıcalıklara sahip olmaktır.
Demokrasiler açık rejimler olduklarından hiç kimseye ve hiçbir zümre veya gruba ayrıcalık tanınamaz. Herkes yasalar karşısında eşittir. Herkes aldığı kararlardan ve yaptığı icraatlardan sorumlu olmak, hesap vermek, niçin bu kararı verdiğini ve icraatta bulunduğunu tatminkâr bir şekilde açıklamak durumundadır. Başkalarıyla eşit konumda olduğunu kabul etmeyenler, avantajlarını korumak amacıyla yasaların arkasına sığınmak, yasaları kendilerine zırh edinmek isterler. Buna, yasa yoluyla hukukun suistimali denir.
Hukuka aykırı yasalar çıksa bile kamu vicdanında ma’kes bulamazlar; yaygın zulüm ve haksızlıklara sebebiyet verdiklerinden eninde sonunda değişmeye mahkumdurlar. Ancak bu arada, geçen zaman içinde sayısız insanın canı yanar.
Şimdi Meclis gündeminde olan iki maddenin hangi olağanüstü dönemlerde teşekkül ettiklerine bakmak, yukarıda işaret ettiğimiz iki hususun ne kadar açık seçik olduğunu göstermeye yetmektedir.
159. madde Türkiye’nin çok partili hayata geçtikten sonra maruz kaldığı ilk askeri darbenin olağanüstü ortamında ortaya çıktı. 27 Mayıs ihtilalini yapanlar her yaptıklarının hiçbir şekilde eleştiri konusu olmasını istemediklerinden bu maddeyi şekillendirme gereğini duymuşlardı.
312. maddenin bugünkü hali, 12 Eylül askeri darbesinden sonra Milli Güvenlik Konseyi’nce (6 Ocak 1981) kabul edilmişti. 12 Eylül’ün muktedir lideri Kenan Evren, aldıkları karar ve yaptıkları icraatı her türlü tartışma ve eleştiri dışında bırakan Anayasa maddesiyle de yetinmeyerek, açıkça Konsey’in aldığı kararların ancak lehinde konuşulabileceğini, aleyhte görüş ve düşünce beyanının kesinlikle yasak olduğunu söylüyordu. Mesela, 1987’de NATO dolayısıyla açılan bir tartışma için bile “NATO ve Türkiye’nin NATO ile ilişkilerinin lehinde konuşmak serbest; ancak aleyhte konuşmak yasaktır.” demişti.
Bu durum, Türkiye’nin bugün dahi hangi derin düzeylerde olağanüstü dönemlerin etkisi altında olduğunu gösteriyor. Şimdi siyasetçilerin önüne tarihi bir fırsat gelmiş bulunmaktadır. Ya Türkiye’yi bir nebze özgürleştirecek yasalar çıkaracaklar ya da çok daha ağır baskılara mahkum edeceklerdir. Türkiye’nin ekonomik bakımdan düzlüğe çıkması buna bağlıdır.
Bilinmesi gereken husus şu ki, 312 ve 159’la ilgili sorun bazı yazar, gazeteci ve düşünürlerin sorunu değildir. Sorun Türkiye’de rejimin şeffaflaşması ve içine girilen ekonomik krize yol açan sebeplerin ortadan kaldırılmasıyla ilgili temel bir sorundur. Çünkü denetimsiz tasarrufların ve hesabı sorulamayan harcamaların, kısaca ülkeyi bu hale getiren kanunsuzlukların ve yolsuzlukların en büyük sebebi, kamu görevlilerini eleştiriden ve kamuoyunca denetimden koruyan bu yasal zırhlardır.
30.01.2002
Yazarımızın E-Postası:
a.bulac@zaman.com.tr
|