Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Strateji Tüketici Masası Okur Hattı

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

ETYEN MAHÇUPYAN



Ya ayrılmak istemezlerse?

Son iki yüzyıl, ulus–devlet biçimindeki siyasi yapılanmanın en üst yaşama modalitesi olduğu inancını yaratmıştı. Bunun anlaşılır gerekçeleri de mevcuttu; çünkü daha önceki emperyal yapılar birden fazla cemaatten yarı amorf bir toplum ürettiği için, bu alt birimlerin devlet karşısında fazla gücü veya meşruiyeti olamıyordu. Dolayısıyla ulus–devletler kurucu cemaatler için özgürleşme, kimlik ve kişilik kazanma fırsatını temsil etmekteydi.

Diğer taraftan her ulus–devlet kendi meşruiyetini üç kanaldan sağlamaktaydı: Birincisi ezilen bir halkın kendini emperyal boyunduruktan kurtarma arayışıydı; ikincisi diğer ulus–devletlerin varlığından hareketle her cemaatin diğerine eşitliği fikrinin yeni bir ulus–devletle sonuçlanmasıydı; nihayet üçüncüsü ise her cemaatin kendini tarihe ve geleceğe yerleştiren bir ‘uluslaşma’ üretmesi için gerekli olan milliyetçilikti. Böylece sürekli bölünen imparatorluklara ve pıtrak gibi çoğalan ulus–devletlere tanık olundu.

Ne var ki ‘devlet’ kavramı aynı zamanda belirli sınırları ve bir toprak bütünlüğünü ifade etmek zorundaydı. Bu nedenle cemaatlerin bir yerleşim bölgesiyle özdeşleştiği durumlarda imparatorluklardan kopuşlar kolay oldu. Yaygın yerleşime sahip cemaatlerin ise ulus–devlet kurma şansı olamadı.

Söz konusu değişim dalgası belirgin bir zihniyet farklılaşmasını da ifade etti: Emperyal dokuların taşıdığı ataerkil anlayış gerilerken, ‘liberal’ dünya algılamasını vazeden otoriter bir yönetim ve iktidar yapısı doğdu. Çok iyi bilindiği gibi de, liberallik bir parça Batı’da kaldı; Avrupa’nın doğusuna gelindiğinde kapitalizmin içindeki ülkelerde bile hakim zihni unsur otoriterlik oldu. 20. yüzyılda yaşanan büyük savaşların ardından gelen ve halen devam eden dönem ise bu zihni yapıyı sarstı. Uluslarüstü siyasi kurumsallaşmalar ulus–devletlerin manevi otoritesini sarsarken, özgürlük ve hak talepleri de ‘devlet’ olma hayalinden kültürel alan genişlemesine kaydı. Hak arayışlarını farklı ve yeni bir otoriter yapı özlemine dayandırmak günümüzde artık meşru görülmüyor. ‘Özgürlük mücadelesi’ adı verilen eylemlerin meşruiyeti sadece yaşanmış olan haksızlıklara değil, istenen ‘çözümün’ ne derece demokratça olduğuna bağlı.

Bunun anlamı, henüz literatüre geçmiş olmasa da, siyasi ayağı bilinçli olarak budanmış bir ‘toplumsal/kültürel federasyon’ anlayışının gelecekteki taleplerin çerçevesini oluşturacağıdır. Örneğin Kuzey Kıbrıs, toprak–cemaat bütünleşmesine sahip olmasına rağmen, ulus–devlet olmakta zorlanmıştır ve muhtemelen bir federasyon modelini kabullenmek durumunda kalacaktır.

Bütün bunlar, Türkiye’deki Kürt hareketleri için de sayısız ipuçları içermektedir: Ulus–devlet kurmaya yönelik ayrılıkçı hareketlerin şansı hemen hemen hiç yoktur. Eğer hak ve özgürlük eksikliği olduğu düşünülmekteyse, çare siyaseti tamamen vatandaşlık kavramı ve anlayışı üzerine oturtmaktan geçmektedir. Buna karşılık devletin de karşısında sürekli bölücüler ve ayrılıkçılar hayal etmesi inandırıcı değildir; çünkü bu bakış Kürt kesiminin gerçekçilikten uzak davrandığı ve davranacağı varsayımını ima eder. Karşısında ayrılıkçıların olması, toplumsal taleplerin ayrılıkçı bir görünüm alması muhtemelen her ulus–devleti rahatlatır. Ama ya ayrılmak istemezlerse? Ya değişimi burada kalarak, yeni bir vatandaşlık yaratarak yaşamak isterlerse?

31.01.2002

Yazarımızın E-Postası: e.mahcupyan@zaman.com.tr


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Önceki Yazıları

> (28.01.2002) - Beyinsiz Aşil’in topuğu

> (27.01.2002) - Postmodern muhtıra

> (24.01.2002) - Basiretsizlik tırmanırken

> (21.01.2002) - Açık Radyo kapalı beyinlere karşı

> (20.01.2002) - Hazır olun... Eğitileceksiniz

> (17.01.2002) - Askeri think-tank olur mu?

> (14.01.2002) - Bölünme korkusu

> (13.01.2002) - Kürtçe eğitim isteyenler

> (10.01.2002) - Milliyetçiliğin anatomisi

> (07.01.2002) - Kalıtımsal refleksler





Zaman'da Bugün
31 Ocak 2002


Zaman Spor

Yazarlar

Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

CEM BEHAR

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KARAYEĞEN

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NUH GÖNÜLTAŞ

ORHAN OKAY

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER



Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

Copyright© 1995-2001 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.