Kıbrıs’ta Yunan tarafı sertleşiyor mu?
Denktaş ile Klerides arasında başlayan doğrudan görüşmeler ikinci haftasını doldururken, neler konuşulduğuna dair açıklama yapma yasağı devam ediyor. Ancak, taraflar doğrudan görüşmeler sırasında nelerin masaya getirildiğinden bağımsız olarak, çeşitli vesilelerle kendi görüşlerini belirtiyorlar. Ayrıca, Türk ve Yunan taraflarının bugüne kadar savunageldikleri tezlerin devamlılığı ve değişen tarafları (taktiksel ve yapısal değişiklikler de dahil olmak üzere) dikkate alınarak, nelerin gündeme getirilmiş olabileceği veya önümüzdeki günlerde getirileceğine dair yorumlar yapmak mümkün. 28 Ocak Pazartesi günkü köşemizde bu tür yorumlara bir miktar yer vermiştik.
Özetle söylemek gerekirse, Türk tarafı Ada’da iki ayrı millet bulunduğu ve iki ayrı devletleşme yaşandığı gerçeğine dayanan bir çözüm talep edecek. Bu iki devletin gevşek bir yolla birbirine bağlanmasını ve Garanti ve İttifak antlaşmalarının aynen ve sulandırılmadan devamını isteyecek. Buna karşılık, Yunan tarafı ise mümkün olduğu kadar sıkı bir birliktelikten yana olduğunu ortaya koyacak ve Türkiye’nin garantörlüğünü sağlayan söz konusu antlaşmaların tadili için gayret edecek.
Meselenin bir de genel Türk–Yunan siyaseti, AB–Türkiye ilişkileri vs. gibi yönleri var. AB’nin Yunanistan’ın baskıları sonucu istemeye istemeye de olsa bu meseleye bulaştığı ortada. Bir süre Türkiye’ye baskı yaparak, Yunan tezleri doğrultusunda bir çözümü Ankara’ya kabul ettirmeye çalıştığını biliyoruz. Bu baskı faaliyetlerini AB cilası ve çerçevesiyle hoş göstermeye çalışan AB’nin çabalarının boşa çıktığı ve Türkiye’nin söz konusu tezgahı kabullenmeyeceği geçen yıl anlaşılmıştı. Bu yüzden dolaylı görüşmeler kırılmış ve Denktaş’ın girişimleri sonucunda bu defa doğrudan ve kapsamlı görüşmeler başlamıştı.
Doğrudan görüşmelere başlanıldığı gün, Klerides, Denktaş’ın iki millet ve iki devletin gevşek bir tarzda bir araya getirilmesini öngören konuşmasına da fazlaca itiraz eder gibi görünmemişti. Bu, Türk tarafının tezlerini aynen kabul edeceği anlamına gelmiyordu tabii; ancak Türk tarafının tezlerine yakın bir noktaya gelmesinin muhtemel olduğuna işaret eder gibiydi. Gerçi bu noktaya bile gelmesi muhtemelen kolay olmayacak ve uzun bir pazarlık sürecini gerektirecekti; ancak yine de bu yönde ümitvar olmayı gerektirecek bir hava ortalığa yayılmaya çalışılmıştı. En azından Türk basınındaki hava böyleydi.
Fakat evvelki gün Rum tarafı Dışişleri Bakanı Yannakis Kasulidis’in yağtığı açıklama Güney’deki havaya dair bazı ipuçları verdi. Açıklamasında Kasulidis, Yunan tarafının, Türklerin isteği olan dönüşümlü başkanlık önerisini katiyen kabul etmeyeceğini söyledi. Kasulidis, bununla da yetinmedi ve Türklerin Ada’nın sadece yüzde dokuzluk nüfusunu oluşturduğunu; bu yüzden yüzde dokuzluk bir nüfusun dönüşümlü başkanlık talep edemeyeceğini belirtti. Aslında Güney’in nüfusu altı yüz bin ile yedi yüz bin arasında. Kuzey ise iki yüz bini aşkın bir nüfusa sahip. Fakat Kasulides, Kuzey’dekilerin çok küçük bir bölümünün Kıbrıslı olduğunu söylemeye getiriyor. Diğerleri Anadolu’dan gelmiş ve açıkça söylemese de geri dönmeleri gerekiyor.
Türk basın ve televizyonlarının fazlaca yer vermediği bu sözler, Rum tarafındaki genel psikolojiyi yansıtıyorsa, o zaman, bu görüşmeler boşuna yapılıyor; zira, bu şartlarda eşit ve egemen siyasi ortaklık kurulmasını sağlamak epeyce zor olacak Kıbrıs Yunan tarafıyla. Bu şartlarda muhtemelen Türkiye’nin garantörlüğünün aynen ve sulandırılmadan devam ettirilmesini konuşmak da zor olacak. İşin garip tarafı bütün bunlar bizim Dışişleri’nin ve özellikle de Dışişleri Bakanı’nın Yunanistan’la her şeyin olumlu gittiğini; Ege’de Atina’yı diyaloğa mecbur bıraktığımızı söylemeye çalıştığı günlerde oluyor. Ama mızrak çuvala sığmayacak gibi.
01.02.2002
Yazarımızın E-Postası:
h.unal@zaman.com.tr
|